|
 |
|
|
Yine devredeler
Bugün buluşacak olan Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Türkiye konusunda ortak tutum belirleyecek. Paris ve Berlin, Türkiye'ye yükümlülükleri için 18 ay süre verilmesi eğiliminde
Güven Özalp
Almanya ve Fransa, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'yle müzakerelerin geleceğini yakından etkileyecek kararını almasına günler kala, bugün bir araya gelerek ortak tutum belirleyecek.
Bu ikilinin Türkiye hakkında benimsedikleri her yaklaşımı bir şekilde AB'ye de kabul ettirmeleri, "zirve öncesi zirvenin" önemini artırıyor. Komisyon tavsiyesinde yer almamasına karşın gerek Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın gerekse Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, Ek Protokol'ün uygulanması için takvim belirlenmesine destek veren yaklaşımları Türkiye'nin endişelerini artırma potansiyeline sahip.
Almanya'nın Saarbrücken kenti yakınlarında yapılacak toplantı öncesinde gelen sinyaller ise Paris-Berlin hattındaki yaklaşımın, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin 18 ay sonra yapılacak bir değerlendirme sonrasında belirlenmesine odaklandığını gösteriyor.
Almanya Hükümeti Sözcü Yardımcısı Thomas Steg, Merkel'in bu yaklaşımın benimsenmesini "uygun ve makul" olarak gördüğünü dile getirdi.
Yaklaşımın ardında yatan ana neden, Ankara üzerindeki Kıbrıs baskısının canlı tutulması olarak yansıtılıyor. Asıl nedeni ise müzakerelerin mümkün olduğu kadar yavaşlatılmasını sağlayarak, önemli "iç" konulara odaklanılacak bir dönemde Türkiye'nin AB gündeminden iyice düşmesini sağlamak oluşturuyor.
Bu yaklaşıma Rum Kesimi, Avusturya, Yunanistan, Hollanda ve Danimarka gibi ülkeler destek verse de İngiltere, İtalya, İspanya ve İsveç yeni bir takvimin belirlenmesine net şekilde karşı çıkıyorlar.
2007'nin ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığı koltuğuna oturacak olan Portekiz'in Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Manuel Lobo Antunes'in, "Türkiye'nin şartları yerine getirmesini sağlamak için çaba göstermek önceliklerimiz arasında olacak" açıklaması da dikkat çekti. Bu tablo, ön kararın verileceği 11 Aralık'taki AB dışişleri bakanları toplantısının oldukça hararetli geçeceğini ortaya koyan bir niteliğe sahip.
Türkiye'nin gündem maddesi olduğu her hassas zirve öncesinde Alman-Fransız ittifakı genel kararın şekillenmesinde büyük rol oynuyor. Bunun en önemli örneklerinden biri, 2003'teki Kopenhag zirvesi öncesi yaşandı.
Rehn: Yapmayın
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de "yeni bir takvim" yaklaşımına karşı çıkıyor. Rehn, Reuters'a verdiği demeçte takvim vermenin sonuç üretmediğini ve Kıbrıs sorununun BM tarafından çözülmesinin en iyi yol olduğunu söyledi.
Zirveden bir hafta önce bir araya gelen Berlin ve Paris, Türkiye'ye "gözden geçirme" tarihi verilmesini kararlaştırdılar. AB'nin kararı da ikili zirveden çıkan karara paralel oldu ve 17 Aralık 2004'e randevu verildi. Müzakere başlangıç tarihi olarak 3 Ekim 2005'in belirlenmesinde, ilk başlığın açılmasının 2006'ya kalmasında ve müzakerelerin beklenenden çok daha yavaş ilerlemesinde de Almanya ve Fransa'nın etkisi yadsınamayacak düzeydeydi.
Hollanda, sert önlemler istedi
Hollanda hükümeti, AB Komisyonu'nun Türkiye ile müzakere sürecinin bazı konularda askıya alınması önerisinin sertleştirilmesini istedi. Dışişleri Bakanı Bernard Bot, parlamentoya gönderdiği yazıda, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını, Kıbrıslı Rumlara açmaması halinde, 8 başlıkta müzakerelerin askıya alınmasının yeterli olmadığını, bu ülkeye karşı daha sert mesaj verilebilmesi için bunun ağırlaştırılması gerektiğini bildirdi.
|
|
|

|