|
 |
|
|
Kalbim Ege’de kaldı
Çeşitleme / Selim Türsen
İstanbul’da yaşayan her İzmirli, Sezen Aksu’nun ''Cigaramı sardım karşı sahile'' diye başlayıp ilerleyen dörtlüklerde ''Yareme tuz diye yakamoz bastım, tek şahidim aydı, bir elimde defne, bir elimde sevdan, kalbim Ege’de kaldı'' sözlerinin yer aldığı şarkıyı dinlerken derin bir ah çeker.
Sonra İzmir fotoğrafları, İzmir’in kültürünü, güzelliklerini anlatan yazıların postalandığı hızlı bir e-mail trafiği başlar. İstanbul’da yaşayanlar İzmir’i her zaman dönebilecekleri, kendilerini güvende hissedebilecekleri bir liman olarak görür.
* * *
Geçen hafta İzmir’in ekonomi gündemine önce Kemal Zorlu’nun Holding merkezini İstanbul’a taşıma kararını açıklaması, ardından, İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’ın Efe Rakı’nın satış ve pazarlamasını İstanbul’a taşıma planları damgasını vurdu.
Her kuruluşun yatırım yaptığı sektörün özelliklerine göre stratejiler belirlemesi çok doğaldır.
Büyük bir heyecanla başlayan yatırımlarda pek çok nedenle hayal kırıklığı da yaşanmış olabilir.
Ancak bunları genellemek ve İzmir’in yatırım yapılamaz bir yer olduğunu düşünmek doğru olmaz.
* * *
Bunun yanında, ağır işleyen hukuki süreçlere takılarak yıllardır çözümsüz kalan şehrin göbeğindeki temel kazıları gibi bir çok sorunun da bir şekilde halledilmesi artık şart.
Gecikilen her günün aslında İzmir’in gelişimini geciktirdiğini de unutmamak gerek.
Osmanlı’dan beri ihracatın limanı olan İzmir’in son 30 yılda yarışta geri kalmasında, Anadolu ve İstanbul’da salgın hastalık halini alan kara para ve kayıt dışının yarattığı haksız rekabetin önemli bir payı oldu.
Ama çok yakında Türk ekonomisi hızla kayıt dışından kayda girmek zorunda kalacak.
Uluslararası bankacılık sisteminin 2008’den itibaren Türkiye’de de yürürlüğe gireceği Basel II kuralları bunu mecbur kılacak.
Artık kayıt dışıyla büyüyenlerin tatlı günleri bitecek. Bilançoları bağımsız denetim kuruluşlarının onayından geçmeyen şirketlerin bankalarla iş yapması, kredi almaları çok zor olacak. İşte İzmir bu aşamada büyük bir fırsat yakalayacak.
Türkiye’de kayıt dışının ve kara paranın en az olduğu yerlerden biri İzmir.
Yani haksız rekabetin azalacağı günler yaklaşıyor. Zaten büyük bir potansiyel gücü olan İzmir’in geleceğine bir de bu gözle bakmakta yarar var.
Önce boşlar dolsun
Geçen hafta İzmir’in gelecek 25-30 yılını şekillendirecek nazım imar planında sanayi alanlarının yetersiz kalacağı şeklindeki tartışmalara bu köşede değinmiştim.
Büyükşehir Belediyesi somut rakamlarla bu tartışmalara ışık tuttu.
Buna göre 10 bin 938 hektar çalışma alanı olarak ayrılan yerin 5 bin 655 hektarı, yani henüz yarısı boşmuş.
Biraz daha detaylara inecek olursak, organize sanayi bölgelerine ayrılan 2 bin 122 hektar alanın 713 hektarının kullanılıp bin 409 hektarın daha yatırım yapılmayı beklediği görülüyor. 5 bin 691 hektar sanayi alanı’ndan 3 bin 196 hektarı henüz yapılmamış alan. Küçük Sanayi için ayrılan 765 hektar alanın ise 462 hektarı henüz yapılaşmamış. Büyükşehir Belediyesi yetkilileri ayrıca ileride ihtiyaç duyulursa sanayiye açılabilecek gelişme bölgeleri olduğunu da sözlerine ekliyorlar. Plan kağıt üzerinde tatmin edici görünüyor. Sanayicilerden de planın neden yetersiz olduğuna daha ikna edici rakamlarla eleştiriler gelirse eminim en doğru yol bulunur.
Anlatma sıkıntısı
Milliyet gazetesi yazarı Güngör Uras geçen hafta İzmir’de Ernst and Young, Milliyet ve Ege Genç İşadamları Derneği’nin (EGİAD) işbirliğiyle düzenlenen ''Yılın En Başarılı Girişimcileri'' yarışmasının tanıtım toplantısında dikkate değer saptamalarda bulundu.
Uras, İzmir’de birçok başarı hikayeleri olduğunu ama bunlardan Türkiye’nin haberi olmadığını şehrin kendini anlatma sıkıntısı bulunduğunu ifade etti.
Yılın En Başarılı Girişimcileri gibi yarışmaların fırsat olarak kullanılmasını önerdi.
Bence Uras haklı.
İzmir alçak gönüllüğü bırakıp, gerçek gücünü, gelecek potansiyelini sadece Türkiye’ye değil bütün dünyaya duyurmak için pazarlama ve tanıtım kültürünü geliştirmeli.
Piyasa ağzıyla profesyonelce vitrin yapmayı ve vitrine çıkmayı öğrenmeli.
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|