Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Aralık 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Oyun sürüyor


AB treni 2007 yılında yavaşlamasa ne olur? Örneğin... Türkiye'de askerin siyaset üzerindeki ağırlığının daha da hafifletilmesi, Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savunma Bakanı'na bağlanması başta olmak üzere, kışla eksenli bir dizi dayatma için "netameli" 2007 uygun bir yıl mı?
AB'nin Ankara temsilcisinin Türkiye'den ayrılırken yaptığı konuşmaların odaklandığı sorun buydu.
Genelkurmay'dan 2 yıl randevu beklediği ve alamadığı yolunda yayınlar yapılan bu zat, benim de bulunduğum bir yemekte, söylemlerini, masadaki emekli orgeneralin gözlerinin içine baka baka vurgulamıştı.
Türkiye'de de demokrasi, "asker-sivil ilişkileri" ve "atanmışların seçilmişlere bağlılığı" gibi temel ilkelerle elbette AB standartlarına uyum sağlamalıdır.
Ama...
Bunun da "AB siyaset literatüründe" sık kullanılan deyimiyle "hazmetme takvimi" vardır.
Bir yandan asker hazmedecek... Öte yandan da bazı siyaset odakları, Atatürk cumhuriyetinin başta "laiklik" olmak üzere temel değerlerini hazmedecek.
Her ikisi birbiri içinde oluşan ve yükselen bir süreçtir bu.
Türkiye'nin tam üyeliği için sözü edilen "AB'nin Türkiye'yi hazmedebilmek yetisi"ni madalyonun diğer yüzündeki gerçekle de görmek gerekir.
Aynı şey Türkiye için de geçerli.
Madem "AB treni" benzetmesi yapılıyor, yazıyı öyle sürdürelim.
"Tren sürekli aynı hızda gidemez. Bazı virajlarda, tırmanışlarda süratini düşürür. Daha uygun coğrafyalarda süratini artırır."
Ne birincisi trenin duracağı ne de ikincisi öngörülen tarihten evvel son durağa varılacağı anlamına gelir.
.........................
Bir başka örnek...
Tren aynı süratle gitseydi, zaten 2006 sonu için, Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın imzasıyla vurguladığı "Gümrük Birliği" için dayatmalar 2007'de yoğunlaşsaydı, bu, Türkiye'nin yararına mı olurdu?
2007'de hem cumhurbaşkanı seçimi, hem genel seçimler var.
Bu dayatmalara AKP hükümeti direnecek, hatta sertleşecekti.
En ufak bir esneklik payı olmayan bir siyaset parselinde sıkışıp kalacaktı.
Buna, muhalefetin "Kıbrıs'ı satamazsın" sloganlarını da ekleyin, AB ile ipler büsbütün gerilecekti.
Kopma bile olabilecekti.
Oysa...
Liderler toplantısında bir sürpriz olmazsa, bu sorun da 1.5-2 yıl ertelenmiş olacak.
Aralarında bu "duyarlı" başlıklar dahil "mayın" gibi maddeler üzerinde tehlikeli yürüyüş yapılmayacak.
Çünkü...
O maddeler için görüşme açılmayacak.
.........................
Ya diğerleri?..
Eğer onlar için -kapatmama- koşuluyla görüşmeler açılacak ve son aşamaya kadar getirilecekse, bir sorun yok.
Böylece Kıbrıs Rum kesiminin "VETO" tehdidi olmayabilir.
Buna karşılık...
Chirac, Merkel, Kaczynski'nin önerdikleri 18-20 ay sonra Türkiye'nin durumunun özel bir raporla yeniden belirlenmesi kuşku veriyor.
İlerleme raporları zaten düzenlendiğine göre, bu özel rapor nedir?
Türkiye'nin genel durumu mu?
Güney Kıbrıs gemi ve uçaklarına limanların ve havaalanlarının açılıp açılmadığına odaklı dar açılı bir rapor mu?
Rapor sonrası, "Türkiye ile devam mı, tamam mı" gibi bir oylama mı önümüze konacak?
Bunların net cevabı da alınmalıdır.
.........................
Şimdilik Türkiye üstte güreşiyor.
Resmen tanımadığı Kıbrıs devletinin de onayıyla, tam üyelik görüşmelerini başlattı.
2006 sonuna kadar limanlarını ve havaalanlarını Güney Kıbrıs'a açmak kartını geri aldı. Bu nedenle gösterilen tepkiler ve Fransa-Almanya ekseninde Türkiye'ye yaptırım buluşması da bir "vade uzatması" söyleminden öteye gitmedi.
Güney Kıbrıs ve Yunan medyasının öfke yüklü yayınları ortada.
.........................
Ama...
Elimizdeki kartlara çok güvenmeyelim.
Kartlar, daha pek çok kez dağılacak.
Oyun devam ediyor.

gunericivaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Sezer tarafsız değildir
CUMHURBAŞKANI Sayın Sezer, görevinin 7. senes...
Çetin ALTAN
Fiji'de askeri darbe olmuş, ne ayıp
Karşımdaki duvarda asılı duran Dünya Siyasi H...
Melih AŞIK
Limanları açıver!
Hakkı Devrim dün Radikal'deki yazısında Prof....
Fikret BİLA
Baykal: AB asli hata yaptı
AB'nin 14 Aralık'ta yapacağı zirve öncesinde ...
Hasan CEMAL
Kan lekesi, utanç lekesi!
Bazen kıskanır, bezen imrenirim, keşke ben ya...
Güneri CIVAOĞLU
Oyun sürüyor
AB treni 2007 yılında yavaşlamasa ne olur? Ör...
Can Dündar
Tarihin dönüşü
Bir süre önce Almanya'dan Sibel Kekilli arad...
Hurşit GÜNEŞ
Merkez Bankası'nın tüketim kaygısı
Önceki gün Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılm...
Doğan HEPER
AB üyeliği suya mı düştü?
AVRUPA Birliği bizi alacak mı derken, bu birl...
Semih İDİZ
Merkel aslında ne dedi?
AB meselesi, uzmanları bile zorlayan karmaşık...
Sami KOHEN
"Geri adım" geriye götürüyor!
İLK bakışta Almanya Şansölyesi Angela Merkel'...
Hasan PULUR
Bir Yargıtay kararının öyküsü...
İNSANIN bazen "Meğer biz neymişiz!" diyesi ge...
Derya SAZAK
2009 takvimi
Almanya Başbakanı Merkel'in Fransa Cumhurbaşk...
Meral TAMER
İngiliz ana muhalefet lideri bisiklette
Yandaki fotoğraf, İngiliz Muhafazakâr Parti l...
Yaman TÖRÜNER
Mortgage yasası
Taşınmaz Senetleri (mortgage) Yasası, IMF'nin...
Güngör URAS
Otel odasında bankacılık
Mısır Çarşısı'nda bir dükkânı vardı. İşleri b...
Serpil YILMAZ
Turcas'ın çok ortaklı modeli
Hep şöyle denirdi: "Bankacı Erol Aksoy'un ağa...
M. Ali BİRAND
Avrupa, "cüce"likten kurtulabilecek mi?
Avrupa Birliği'ni kuranlar bugün mezarlarında...

© 2006 Milliyet