|
 |
|
|
Baggio, anneler ve bizimkiler
Roberto Baggio'nun zırt pırt "Budizm mudizm" dediği o dünlerde, İtalyan babaları sadece "kem küm" edebilmişti.
O kemi kümü de kimse ciddiye almamıştı ya, tabi kaale de almamıştı.
İtalyan annelerin tepkisi farklı oldu.
Bir ana televizyonda "bana bak Roberto" dedi "sadece iyi futbolcusun o kadar, bizi ilgilendiren tarafın da bu, üzerine vazife olmayan konulara girme. Oğlum, sen ne giyersen onu giyiyor, ne yersen onu yiyor. Şimdi de tutturdu ben de budist olacağım diye. Sıkıntı yaratıyorsun artık"
Ve...
Roberto mesajı aldı, vıdı vıdıyı kesti.
* * *
Aynı analar bizim Hakan Şükür'e fena halde koltuk çıktılar ilk İtalya günlerinde (Torino), belki Hakan Şükür bile farkında değildi.
Ateizm de o dünlerde, bazı İtalyan futbolcularının dillerindeydi.
Hakan, İtalyan Gazeteleri'ndeki haberlere göre, seccade istiyordu, kebabı özlüyordu, bileğine sarı-kırmızı bant takıyordu, annesine babasına düşkündü.
"Bize onu Allah gönderdi" demişti bir ana yine televizyonda.
Dinine, geleneklerine bağlıydı, yetiştiği yeri unutmuyordu, ailesine düşkündü.
Evet gol atamıyordu.
"Bu kadar iyi özelliği olan biri, varsın gol de atmasın" demişti yine o ana.
Bu kadar kusur...
* * *
Temiz Eller'de de İtalya'da erkekler fazla ciddiye alınmadı.
Kimi beyninden, kimi, kalbinden, kimi cebinden, kimi midesinden bir yerlere bağlıydı.
Bir patrona, bir siyasi görüşe, veya ona, veya şuna...
Ceplerine replikler koyulmuştu.
Ve...
Mutfakta tenceresi için çabalayan kadın temizdi, saftı, düşünceleri de...
Onların tepkisi, Temiz Eller'de erkeklerden daha etkili oldu.
* * *
Derbiden sonra hakemin, tarafların, hatta tarafsızların, federasyoncuların, yöneticilerin söylediklerini de çoğunluk ciddiye almadı.
Mesela ben almadım.
Hiçbir zaman almadım.
Shakespeare'in sahnesindeydik hepimiz, herkes.
Ve...
Sırası gelen çıkıp, cebindeki repliği okudu.
Düşündüklerini değil, söylemesi gerekenleri söyledi herkes, öyle olması lazımdı, oyunun kuralıydı bu.
Ama...
Şekip Mosturoğlu, doğrusu düşündürdü beni.
Sadece düşündürdü.
O çağdaş, akıllı, soğukkanlı, bilgili, görgülü, hoşsohbet, zarif biri.
Kulübünün haklarını savunurken söyledikleri, söylemesi gerekenlerdi.
Ama...
Bir dönem Türk futbolunu yöneten ekibin, ikinci adamıydı o.
Ve...
O dönemde aldıkları tüm kararları düşünmek durumunda bıraktı beni.
Haksız değilim?
Ve...
İnşallah, günün birinde, inanmadığım şeyleri söylemek durumunda kalmam.
Ve...
Türkiye'deki anaların, kadınların, artık o sahneye çıkmasının zamanı geldi, hatta geçti bile.
Tepkiyi onlar koymalı.
Kocalarına, ağabeylerine, kardeşlerine, oğullarına, filana, falana...
Erkek kısmı, öyle veya böyle bir yerlerimizden, bir yerlere bağlıyız.
Ve...
Biz beceremeyeceğiz.
Ve...
Tabi bence.
Eric Gerets'e...
Üçte üç yapmıştı...
Dördüncü şampiyonluğuna gidiyordu.
Sözleşme istedi.
Anasının ak sütü kadar da hak etmişti.
Sözleşmesi dört senelikti ve sezon sonu bitiyordu.
Açıkça söyledi, hatta açık açıkça, hatta açık saçıkça.
Hem de kaç kez...
Üç yılda üç şampiyonluk kazanan bir teknik direktörün sözleşmesi uzatılmayacaktı da kimin uzatılacaktı?
Ve...
O "benim Galatasaray'la sözleşmem ömür boyu" diyordu sık sık o dünlerde, "kal dedikleri sürece kalırım"
O (Fatih Terim'i kast ediyorlar) bizim aile dostumuz, "bizden daha Galatasaraylı'dır, kongre üyesidir, sözleşmeye falan gerek yok, bunlar detay" dendi her defasında.
Açıkça, hatta açık açıkça, hatta açık saçıkça...
Hem de kaç kez...
Uzatmayalım.
O sözleşme aralığa kadar gelmedi, sonra UEFA Kupası geldi, sonra dördüncü şampiyonluk geldi, sonra da sıra tabi sözleşmeye geldi.
Sonrasını da biliyorsunuz.
Ama atı alan çoktaaan Floransa'yı geçmişti.
***
Galatasaray'daki 2. Terim döneminin sonu da birincisi gibi şık ve zarif değildi.
"Galatasaray birinci sınıf bir teknik direktör getirmesini bırakın, göndermesini bile bilmiyor" demiştim o dünlerde.
Birinci sınıf teknik direktörler, birinci sınıf gönderilmeliydi, onlar bunu yine beceremediler.
Ve...
Terim, yine birinci sınıf gönderilmedi.
Ondan önceki de ondan sonraki de.
Ve...
Terim'in gittiği o gün, Şerafettin Yaylası'nda (Olimpiyat Stadı) Candan Erçetin "güneş her akşam batıp her gün doğuyorsa"yı söylüyordu.
Hem gönderenler ağlıyordu hem de gönderilen.
Bir gün yeniden doğacaktı, ama artık Galatasaray'da doğmayacaktı.
Tribünler de buna ağlıyordu.
***
Jupp Derwall'in kitabı...
Futbol Basit Bir Oyun Değildir-sayfa 263.
Tanıdıkları bir Galatasaraylı işadamı, Mustafa Denizli'yle bir barda içki içerken, onun yanına yaklaşıyor ve bakın ne diyor?
"Herr Derwall, cesaretinizi kaybetmeyin, büyük kitlelere aldırmayın. Biz Galatasaray'ız, işadamlarının dünyasıdır bu. Gidilecek yolu biz belirleriz. Bunu unutmayın Herr Derwall"
Kaç yıl önce...
Veya kaç yıl sonra...
Nereden bakarsanız.
Ne değişmiş?
***
Eric Gerets haklı olarak aralık ayına kadar, sözleşmesinin yenilenmesini istiyor.
Bir kere daha yazdım.
Okumamıştır.
Bu yazıyı birine tercüme ettirsin ve okusun.
Sözleşme mözleşme diye de tutturmasın.
Ve...
Tabi bence.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|