|
"Fasarya" ile "Palavra"nın heykellerini yapmaya kalksak
İnsan yığınlarının binlerce yıllık, ahmaklık kokuları da yayan saflığıyla zevkli bir çelik çomak oynamak istediğinizde; en değerli belgeler heykel sanatının tarihi...
***
İnsan başlı, aslan gövdeli Sfenks heykellerinin efsaneleriyle, neleri temsil ettiklerinin şöyle bir hatırlanması; bugün de hangi "fasarya" tavaları içinde, kızartıla kavrula silinip gittiğimiz kuşkularına gönülsel ve beyinsel kahkahalar uzatabilir.
***
Sanat tarihindeki en eski ve ünlü Sfenks heykeli, Mısır'daki Gize kentinde, günümüzden 4550 yıl önce yapılmış.
Yarı uzanmış yatan, insan başlı bu aslan heykeli, neyi temsil etmektedir acaba?
Sonradan yapılmış yakıştırmalara göre:
- Herhalde, denmiştir; o dönemdeki Mısır firavununu temsil etmekte.
***
Aradan 1000 yıl geçtikten sonra, bir de kanat takılmıştır Sfenks heykellerine; yani günümüzden 3500 yıl önce...
***
Eski Yunan'da, kanatlı Thebai Sfenksi'ne yakıştırılan efsane ise, günümüzdeki siyasal fasaryalardan bir hayli değişik.
Kanatlı Thebai Sfenksi'nin, sürekli sorup durduğu şöyle bir bulmaca varmış:
- Sesi hiç değişmediği halde, 4, 2 ve 3 ayaklı olan şey nedir?
***
Bulmacasına doğru yanıt veremeyenleri hemen parçalayıp yediği için de; oralarda yaşayanların ödü kopuyormuş, insan başlı, aslan vücutlu ve de kanatlı Sfenks heykelinden.
En sonunda ünlü Yunan Kralı Oidipus, bulmacanın doğru yanıtını vermiş:
- Ey yüce Sfenks, demiş; sen bebekliğinde elleri ve ayaklarıyla emekleyen, büyüyünce 2 ayağı üstüne kalkan, yaşlılığında da bir bastona tutuna tutuna yürüyen insanı soruyorsun.
***
Kral Oidipus, bulmacayı çözünce; gizemi kalmayan kanatlı Thebai Sfenksi intihar etmiş, öldürmüş kendini.
***
Binlerce yıl boyunca görünümünde değişikliklere uğraya uğraya, varlığını ve önemini sürdürmüş olan Sfenks heykeli ve kabartmaları paralelinde; bugün de çeşitli heykeller yapılabilse...
Örneğin "Fasarya" ile "Palavra"nın heykelleri yapılabilse...
***
"Fasarya", kendi geçim kaynakları şeffaflıktan yoksun bir nutukçunun, örneğin emekli bir diplomatın:
- Halkımız, zaten alışık olduğu eziyet çekmeyi; şanından, şerefinden, gururundan, onurundan, haysiyetinden ödün vermeye tercih eder, demesi ve kendi avantasına uygun olan "statüko"yu kurnazca savunmasıdır.
***
"Fasarya"nın heykelini yapabilmenin tadı, öyle kolayından bulunamayacak bir tat.
Bir nutukçuyu simgeleyen, öne doğru eğilmiş demir çubuklardan örgülü bir gövdeyle, karmankarışık teller yumağından bir kelle...
Ve nutukçunun her deliğinden, kulaklarından, ağzından, kıçından bayraklar, haçlar, aylar çıkmakta...
***
Böyle bir heykeli, acaba hangi ülkeler benimseyerek meydanlarından birine diker, hangi ülkeler lanetlerlerdi?
Bu arada böyle bir heykeli benimsemekle, lanetlemek de; AB üyeliğine uyum sağlayıp, sağlayamamanın somut bir göstergesi olabilirdi.
***
AB sözcüleri, üye olmak isteyen ülkelerin değnekçilerine şöyle diyebilirlerdi:
- Siz henüz "Fasarya" heykellerine kızanlardansınız; kızgınlıklarınızın yerini, demode politikaların "mezar taşı" anlamına gelen böylesi bir "sanat yapıtını" değerlendirme zevkiniz alıncaya dek, beklemek zorundasınız.
***
Palavra ise:
- Çok yakında bütün dünya, süper bir güç olduğumuzu görecek; türünden atıp savurmaktır bol keseden.
"Palavra"nın heykeli de, nutukçunun deliklerinden fırlayıp çıkmış birer mikrofonla simgeleşebilir.
***
Bizlere de, politik demeçleri izlerken; gülümseyerek gözlerimizin önünde hangi heykeli canlandıracağımız kalır; "Fasarya"yı mı, "Palavra"yı mı?
Heykel sanatıyla ilgilenmenin değişik bir yanı da, güzel bir çelik çomak zevki vermesi...
c.altan@prizma.net.tr
|
|