Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
SEYİR DEFTERİ
Hatırla Barbara!

Jacques Prevert'in "Barbara" şiirinin çevirisini okuduğumda 16'sında bir yatılı öğrenciydim ve henüz hiçbir kızı dudaklarından öpmemiştim

NEDİM GÜRSEL

Hatırla Barbara / Yağmur yağıyordu o gün Brest'e durmadan." Evet, hatırlıyorum. Galatasaray Lisesi'nin yatakhanesinde gece geç vakit, mavi karpuzlu lambanın kör ışığında hayaller kurardım. Bir gün Baudelaire'in şiirlerinden tanıdığım Paris'e gidecek, orada bir çatı katında ben de şiirler yazacaktım.
Jacques Prevert'i keşfettikten, "Barbara"yı okuyup ezberledikten sonra Brest'e gitmeyi, orada bir saçak altında, tıpkı şiirdeki gibi, yağmurda "şaşkın, hayran, sırılsıklam" yürüyen bir genç kadını öpmeyi hayal eder oldum. Ne de olsa yatılı okula kapatılmış 900 erkek öğrenciydik, lise bugünkü gibi kız-erkek karışık değildi.
Yıllar sonra hayallerim gerçekleşti işte. Brest'teyim, Fransa'nın batı ucunda. Yalnızca Fransa'nın mı? Yanılmıyorsam Avrupa kıtasının da batıdaki en uç kenti Brest, sanki bir imparatorluğun uç beyliği. Ve yağmur yağıyor. Öyle ahmak ıslatan cinsinden değil ama, bayağı şakır şakır, gökten bardakla boşanırcasına yağmur yağıyor. Ve Arap kızı, çocukluğumun masallarındaki gibi camdan bakıyor.
Arap kızının adı Barbara. Prevert'in dizelerindeki gibi: "Yağmur yağıyordu Brest'e durmadan / Siam Caddesi'nde rastladım sana / Gülümsüyordun / Gülümsüyordum / Tanımıyordum seni / Sen de beni tanımıyordun / Hatırla gene de hatırla o günü / Unutma."

Terk edilmiş kiliseler
Prevert'in şair sezgisiyle önceden haber verdiği, savaşla birlikte korkunç bir matem yağmuruna dönüşecek "yumuşak, mutlu" bir yağmur değil üzerimize yağan, bir felaket. Neyse ki arabadayız. Kentin granit taşından binalarını, limana inen asfalt sokakları, giderek ünlü tersaneyi ardımızda bırakıp Recouvrance Köprüsü'nden La Penfeld'in karşı kıyısına geçiyoruz.
Siam Sokağı da geride kaldı. Sahi, o şiirdeki adam Siam Caddesi'nde rastlamıştı Barbara'ya ve bir saçak altında, yağmurdan, savaştan, acı ve ayrılıktan öç alırcasına öpüşmüşlerdi. Hani ne derler - "Fransız tarzı" mı?-, işte öyle, delicesine, dil damak demeden birleşmişti ağızları.
Kimse yok görünürde. Oysa buranın kentin en canlı mahallesi olduğunu Pierre Marc Orlan'ın kitabından da biliyorum. "Brest'e her zaman yağmur yağmaz" diye yazıyor Orlan. "Paris'e ya da Fransa'nın kuzeyine yağdığından daha fazla yağmur yağmaz bu kente. Ama Brest'te yağmur öylesine sıcak ve yumuşak, o denli aşina ve arındırıcıdır ki, kent sakinleri inciçiçeği kokan bir küçük tanrıçayı onurlandırır gibi taparlar ona."
Doğru, Hıristiyanlık bu yörede yayılıp kök salmadan önce halk kendine özgü, putperest bir dinin tanrı ve tanrıçalarına inanıyordu. Okyanusa doğru yol alırken o dönemden kalma, "menhir" adı verilen taşlara rastlıyoruz. Derken, lahana tarlaları boyunca bir köşede terk edilmiş, cemaatini yitirmiş, granit taşından kiliseler ekleniyor manzaraya. Ve elbette, Brötanya'nın dillere destan koyları.
Yağmur bir ara diner gibi oluyor. "Burada bir günde dört mevsimi yaşamak işten değil" diyor Jean-Paul. "Bakarsın az sonra güneş açar, gökte bulutlar kovalamaca oynamaya başlar."

Bulutların valsi
Beni havaalanından aldı, akşam vereceğim konferanstan önce okyanus kıyısına götürmeyi önerdi. Hemen kabul ettim tabii. Nasıl etmem, yalnızca Prevert'in dizeleri yoktu ki aklımda. Lautreamont'un bu kıyıdan okyanusa şöyle seslendiğini de hatırlıyordum: "Ey kocamış okyanus, birliğin simgesi! Kendine eşitsin her zaman, selam sana koca okyanus!"
Yağmur perde çekiyor okyanusla aramıza, karaya doğru yürüyüşe geçmiş dev askerleri andıran kayalardan başka bir şey görünmüyor. Derken, birdenbire diniyor yağmur. Güneş bir bulutun ardından sıyrılıp kıyı boyunca uzayıp giden yolun ıslak asfaltına, köpüklü azgın dalgalara ve uzaktan geçen gemilere vuruyor.
Ve gökyüzünde bulutların valsi başlıyor. Daha önceden de yazmıştım, Brötanya'da gökyüzü, yağmur dinip güneş açtığında, bir manzara ressamının paletinden çıkmışçasına hareketli, derin, rengarenktir. Yine öyle oluyor.
Acaba nereye gidiyorlar böyle telaşlı, beyaz, gri, mor, lacivert? Sahi bulutlar nereye gider yağmurdan sonra? Bilmem ki nereye, hangi cehenneme, hangi cennete gider. Derken savaşta yaşanan aşklar ve acılar üzerine Fransız edebiyatının en güzel şiirlerinden birini yazan Prevert'in dizelerinde buluyorum doğru yanıtı:

"İtler gibi ölürmüş"
"Ah Barbara / Yağmur yağıyor Brest'e durmadan / Eskiden nasıl yağıyorduysa öyle / Ama artık bildiğin gibi değil bura mahvoldu her şey / Harap korkunç bir matem yağmuru şimdi yağan / Demir çelik kan fırtınası bile değil / İtler gibi kuyruğunu titreten / Bulutlar / Yalnız bulutlar."
Demek ki bulutlar da itler gibi ölürmüş savaşta. Brest yerle bir oldu, sonra Anka gibi küllerinden yeniden doğdu. Evet, hatırlıyorum. 16'sında bir yatılı öğrenciydim bu şiiri Teo'nun çevirisinden okuduğumda ve henüz hiçbir kızı dudaklarından öpmemiştim.



PAZAR
"Borat, Kazaklar için bir 'Geceyarısı Ekspresi'dir"
"Bundan beş yıl önce de şöhret olabilirdim"
"Hamas'ın ziyaretinde iki saatte 163 telefon konuşması yaptım"
Toplu balina ölümlerinin sırrı
"Chat ve online alışveriş bağımlılarının çoğu ev kadını"
Otel odasında tiyatro
Hatırla Barbara!
"Türklere şarkı söylemeye aşığım"
Sinemanın tarihle 9'uncu buluşması
Gönlünüzü bir işe verin
"Ödülün gerçek sahibi lisanımdır"
Yay burcunu 2007'de neler bekliyor?
Moralimi kuzu pirzola düzeltti
Kozan ve başka güzellikler
Altı ayda ideal kilo
Peygamber hücre operasyonu
Büyükada'da bir hafta sonu
Akın Öngör de şarap yolunda





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet