|
 |
|
|
MÜZİK
"Türklere şarkı söylemeye aşığım"
14 Aralık akşamı İstanbul'da bir konser verecek olan Viktoria Tolstoy: "Türk dinleyicisine şarkı söylemeye aşığım. Onlar gerçekten çok sıcak ve açık fikirli insanlar"
MURAT BEŞER
Avrupa caz aleminde kadın şarkıcıların sayısında enflasyon yaşandığı günlerde başlamıştı İsveçli şarkıcı Viktoria Tolstoy'un hikayesi.
Gözümüze çarptığında elinde ilk albümü "Smile, Love and Spice" vardı. Önceleri herkes onun büyük Rus yazar Tolstoy'un torunu olmasıyla ilgileniyordu. O ise bu soruları belli bir umursamazlık içinde yanıtlayarak; konuyu müziğine getirmeye çalışıyordu.
Birbiri ardından çıkardığı pop ruhlu caz albümleriyle başarıyı yakaladı sonra. Ünü İsveç sınırlarını aştı; cazın efsane isimleriyle çalışma fırsatı buldu.
Tipik bir İsveçli ruhu var onda. Bazen neşeli, bazen kederli, bazen sıcak, bazen soğuk. Ayrıca tipik bir sarışın. Fondöten renkli cildine bembeyaz parlayan dişleri ve sıcacık bakan renkli gözleri eşlik ediyor. Sahip olduğu yumuşacık yüz ve vücut çizgilerine, billur sesine aldanmayın. Boş zamanlarında Korn, Ozzy Osbourne ve Prince dinliyor.
Viktoria Tolstoy 14 Aralık akşamı 360 İstanbul'da olacak. Konser öncesi, merakımızı kaşıyan sorular için başımızı elektronik postasının penceresinden uzatmamıza izin verdi.
Son albümünüzde ağırlıklı olarak pop standartlarından oluşan bir repertuvar yaptınız. Pop müziği ile ilişkinizi tarif eder misiniz?
Yeni albümüm "Pictures Of Me" için seçtiğim müzik, büyüme çağında dinlediğim favori birkaç sanatçının orijinal parçalarının yanı sıra yalnızca bu albüm için bestelenmişti. Geçmiş zamanlarda eşit olarak pop ve caz müzik dinlerdim ve bu yüzden bu tarz bir kayıt yapmak bana çok normal geliyor. Gerçekten pop ve caz müziği birbirine karıştırmak çok hoşuma gidiyor. Müziği caz üçlüsüyle çaldığınız zaman caz müziğin ruh halini koruyor ve bunu çok fazla seviyorum.
Türkiye'ye bir hayli alıştı ayağınız. Burada bulduğunuz dinleyici beklentilerinize uygun mu?
Türk dinleyicisine şarkı söylemeye aşığım. Onlar gerçekten çok sıcak ve açık fikirli insanlar. Konser vaktinin gelmesini heyecanla bekliyorum.
Tolstoy'un torunu sıfatı zaman zaman sıkıcı bir hale gelebiliyor mu; kariyeriniz ve imajınız açısından?
Bu konuda düşüncelerim biraz karışık. Bir yandan gerçekten bir Tolstoy olmaktan gurur duyuyorum ve insanların bu konudaki merakını anlayışla karşılıyorum. Fakat diğer yandan bir söyleşinin içeriği tümüyle bu konu hakkında olabiliyor ve bu bazen bana şarkıcı olduğumu unuttuklarını hissettiriyor.
"Rus değilim"
Kıta Avrupası'nda yaşayan, Rus asıllı bir caz şarkıcı olmak nasıl bir ilham kaynağı oluşturuyor?
İsveç'te doğdum. Adımın dışında Rus değilim. Müzikal çevre Avrupa'da ve İskandinavya'da çok iyi. Her yerde hayattan ilham alıyorum. Önemli olan sadece yaşamak ve sevmek. Şarkılarıma yansıyan şey de bu.
Avrupa cazının geldiği noktada (Amerika'ya ulaşan, Downbeat'e kapak olan Esbjörn Svensson Trio'yu düşündüğümüzde), hedeflerinizi ve açılımlarını anlatır mısınız?
Ben günü gününe yaşayan bir insanım. Eğer turneme devam edebilecek bir yol bulursam onu hemen şimdi yaparım ve bundan çok mutlu olurum. Esbjörn ve topluluğu kesinlikle bu şekilde takdir edilmeyi hak ediyor, şimdi tüm dünyaya açılıyorlar. Esbjörn kesinlikle şaşırtıcı bir müzisyen ve insan. "White Russian" ve "Shining on You" albümlerimde onunla çalışmaktan mutluluk duydum.
Downbeat dergisine kapak olmayı ben de isterim. Bir Avrupalı sanatçıyı kapaklarına çıkarmak onların tam 75 yıllarını aldı. Eğer bunun için bir 75 yıl daha beklemek zorunda kalacaksam, o gün geldiğinde gerçekten çok yaşlı olurum.
Nereye kadar toplamalıyız?
Elektronik müziğin kültür dervişi Moby. İşi başından aşkın. Toplama albümle yitirecek zamanı yoktu uzun süre. Sonunda çıkardı o da bir tane. Adı "Go: The Very Best of Moby".
Dedi ki, madem toplama yapıyorum, özelliği olsun bari. Ağırlıkla "Play", "18" ve "Hotel" albümlerinden seçilmiş parçaları koydu buraya.
Bu toplama iki CD'den oluşuyor. Ama ülkemize sadece tek CD'lik versiyonu ithal edildi. Özellikle ikincisinde yayınlanmamış versiyonlar bulunuyor. Anders Trentemoller'in nefis miksleri var. Giorgio Moroder ilhamlı "New York, New York"un konuk sanatçısı ise Blondie'den tanıdığımız Debbie Harry.
"Go: The Very Best of Moby", Moby'nin ölümsüz tekno müzisyeni, duyarlı bir pop rock'çı ve kaliteli bir tüm zamanlar bestecisi yüzlerini bir arada gösteriyor.
Yaşamın kenarındayım anne
Bu albümü yapmak kolay olmadı diyor Mara. Öyle olmalı çünkü albüm için sekiz yılı geride bırakmış vokal yapıp gitar çalan Doğan Sovuksu ile klavyeci Bülent Şenyürek birlikteliklerinde.
Davul, bas ve akordeonla tamamlanan beş kişilik Mara'nın ilk albümünün adı, şarkılarının mazlum ruhu hakkında fikir veriyor: "Herşey Yolunda Anne".
Yaşamın boğuculuğuna, sıkıcılığına, acımasızlığına; boynunu bükerek yanıt veriyor Mara. Yaşamın anlamını basit bir aşka indirgemeden; basit ama içinde acabayı eksiltmeyen cümlelerle.
Zaman mevhumu önemli bir yer tutuyor müziğinde Mara'nın. Duygusal, kırılgan; bir hayli utangaç ve nahifler. Akustik rock tınılarıyla da Pinhani'yi yalnız bırakmamaya niyetli görünüyorlar.
Bir dükle dans
Çok sık karşımıza çıkmayan bir anlayışa sahip caz vibrafoncusu Stefon Harris'in son projesi "African Tarantella".
Duke Ellington'ın "New Orleans Suite" eserinden, az bilinen "The Gardner Meditations"tan ve devamında "The Queen's Suite"inden alınan iki parçayla oluşturulmuş bu albüm. Duygusal "Single Petal of a Rose", bu albümün en bilindik parçası.
Kalabalık bir orkestra toplamış Stefon. Piyanist Xavier Davis, basçı Derrick Hodge ve davulcu Terreon Gully sabit kadro. Tromboncu Steve Turre, flütçü Anne Drummond, klarnetçi Greg Tardy, kemanda Juhan Chung, çelloda Louise Dubin eşlik ediyor.
Uyarlamalar renkli ve yaratıcı. "African Tarantella", Duke'un mirasına farklı bir yaklaşım.
|
|
|

|