|
 |
|
|
Nobel yazıları (3)
Doğu, Batı derken hayatın gerçekleri!
STOCKHOLM
Grand Hotel'in kanala bakan salonunda sabah vakti yazı düşünüyorum. Hayret, güneşli bir hava...
Konuyu buldum sayılır:
Doğu'yla Batı!
Ama henüz gelmeyen bir şey var, yazının kurgusu...
Nobel'i kabul konuşmasında Orhan Pamuk'un hem Doğu'yu hem de Batı'yı eleştiren o iki paragrafı ve Dostoyevski'nin Batı'ya karşı hissettiği aşk-nefret duygularına ilişkin bölümden yola çıkarak hayatın gerçeklerine şöyle bir değinmek istiyorum.
Hayatın gerçekleri ne ola ki?
Yazının içinde AB de, Kıbrıs da, AB'nin dış politikadaki bir numarası Solana da olsun istiyorum. Hatta Büyükanıt Paşa'nın ismini de pazar yazısının bir köşesine iliştirebilirsem, daha bir firaklı yazı çıkar diye düşünüyorum.
Tümü hayatın gerçekleri çünkü...
Peki ama bütün bunlar aynı yazıda nasıl bir araya gelecek?
Kafam karışık tabii.
Bir gece önceki Nobel eğlencelerinde ipin ucu biraz kaçtı. Zorlanıyorum kurguyu yapmakta. Yazının mimarisi bir türlü gelmiyor.
Duman'a fırsat çıkacak
Kurgu yerli yerine oturmazsa, biliyorum, Selahattin Duman'la Serdar Turgut'a yine kolay yazı fırsatı çıkacak. Benimle günü kurtarıp bir defa daha okurlarına saygısızlık etmelerinin önüne geçmek istiyorum.
O sırada Orhan Pamuk geliyor.
Yanında bir fotoğrafçıyla.
Göz göze geliyoruz. Bugünlerde fotoğrafçılara ne kadar çok poz verdiğini söylüyor. Hafif tertip yakınma var bu sözlerinde.
"Ama, gazetelerde sanki hep aynı fotoğrafın çıkıyor, pozun hiç değişmiyor. Hep aynı yüz ifadesi..." deyince, mesajımı gülerek alıyor.
Fotoğrafçıya sorduktan sonra:
"Peki o zaman, seninle sohbet ederken çeksin fotoğraflarımı, belki bu sefer değişik çıkar" diyor.
Javier Solana'yla, Avrupa Birliği'nin dış politika ve güvenlik alanındaki temsilcisiyle sabah vakti neler konuştuğunu merak ediyorum. Solana, Orhan Pamuk'la tanışmak istemiş. Nobel Edebiyat Ödülü'nün Türkiye'yi AB'ye daha çok yakınlaştırdığını söylemiş.
Bir de öneri yapmış Solana:
"Avrupa'nın dünyadan bağları kopuyor, birlikte bir şeyler yapalım."
Akıllıca bir yaklaşım.
Avrupa'nın Doğu'yla, İslam âlemiyle arasındaki kopuklukları tamir etmek ve yeni anlayış köprüleri kurabilmek için, Orhan Pamuk gibi hem Doğu'dan hem de Batı'dan olan, iki tarafla da meselesi olan, iki dünyaya da eleştirel yaklaşan, üstelik Nobel Ödüllü birinin katkısı elbette olur.
Pamuk'un yorumu
Orhan Pamuk'un Nobel konuşmasında, Doğu'yla Batı'ya getirdiği eleştirinin yer aldığı o satırlar aklıma takılıyor:
"Kendimi kolaylıkla özdeşleştirebildiğim Batı dışı dünyada büyük kalabalıkların, toplulukların ve milletlerin aşağılanma endişeleri ve alınganlıkları yüzünden zaman zaman aptallığa varan korkulara kapıldıklarına tanık oluyoruz.
Kendimi aynı kolaylıkla özdeşleştirebildiğim Batı dünyasında da Rönesans'ı, aydınlanmayı, modernliği keşfetmiş olmanın ve zenginliğin aşırı gururuyla milletlerin, devletlerin zaman zaman benzer bir aptallığa yaklaşan bir kendini beğenmişliğe kapıldıklarını da biliyorum."
Orhan Pamuk'a Solana'nın önerisini nasıl bulduğunu söyleyince, ilk tepkisi şu oluyor:
"Politize olmak istemiyorum ama..."
Bir kenara yazın:
Nobel Ödüllü Orhan Pamuk artık Türkiye için hayatın bir gerçeği. Çünkü Türkiye'den çıkan en büyük dünya markası. Dünya saygınlık borsasında sözünün değeri çok büyük prim yapan bir Türk. Hem Türkiye'nin hem de kendisinin bunun kıymetini iyi bilmesi lazım.
AB'nin dış politikadaki bir numaralı temsilcisi, bu gerçeğin farkında. Orhan Pamuk'un aldığı Nobel Ödülü'yle Türkiye'nin AB'ye daha çok yaklaştığını görüyor.
Biz de görmezlikten gelmeyelim.
Gelemeyiz de.
Çünkü, Türkiye'nin AB üyeliğine içtenlikle taraftar olan Orhan Pamuk da artık hayatın bir gerçeği!
Tıpkı Kıbrıs gibi...
Demokrasi gibi...
Türkiye AB yolunda yürüyecekse, Kıbrıs yok gibi davranamaz. Türkiye AB yolunda yürüyecekse, ikinci sınıf demokrasiyle yetinemez.
Ve Türkiye AB yolunda yürüyecekse, ülkeyi askerler değil, seçilmiş siviller yönetecek.
İyi pazarlar Büyükanıt Paşa!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|