Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Nobel yazıları (3)
Doğu, Batı derken hayatın gerçekleri!

STOCKHOLM

Grand Hotel'in kanala bakan salonunda sabah vakti yazı düşünüyorum. Hayret, güneşli bir hava...
Konuyu buldum sayılır:
Doğu'yla Batı!
Ama henüz gelmeyen bir şey var, yazının kurgusu...
Nobel'i kabul konuşmasında Orhan Pamuk'un hem Doğu'yu hem de Batı'yı eleştiren o iki paragrafı ve Dostoyevski'nin Batı'ya karşı hissettiği aşk-nefret duygularına ilişkin bölümden yola çıkarak hayatın gerçeklerine şöyle bir değinmek istiyorum.
Hayatın gerçekleri ne ola ki?
Yazının içinde AB de, Kıbrıs da, AB'nin dış politikadaki bir numarası Solana da olsun istiyorum. Hatta Büyükanıt Paşa'nın ismini de pazar yazısının bir köşesine iliştirebilirsem, daha bir firaklı yazı çıkar diye düşünüyorum.
Tümü hayatın gerçekleri çünkü...
Peki ama bütün bunlar aynı yazıda nasıl bir araya gelecek?
Kafam karışık tabii.
Bir gece önceki Nobel eğlencelerinde ipin ucu biraz kaçtı. Zorlanıyorum kurguyu yapmakta. Yazının mimarisi bir türlü gelmiyor.

Duman'a fırsat çıkacak
Kurgu yerli yerine oturmazsa, biliyorum, Selahattin Duman'la Serdar Turgut'a yine kolay yazı fırsatı çıkacak. Benimle günü kurtarıp bir defa daha okurlarına saygısızlık etmelerinin önüne geçmek istiyorum.
O sırada Orhan Pamuk geliyor.
Yanında bir fotoğrafçıyla.
Göz göze geliyoruz. Bugünlerde fotoğrafçılara ne kadar çok poz verdiğini söylüyor. Hafif tertip yakınma var bu sözlerinde.
"Ama, gazetelerde sanki hep aynı fotoğrafın çıkıyor, pozun hiç değişmiyor. Hep aynı yüz ifadesi..." deyince, mesajımı gülerek alıyor.
Fotoğrafçıya sorduktan sonra:
"Peki o zaman, seninle sohbet ederken çeksin fotoğraflarımı, belki bu sefer değişik çıkar" diyor.
Javier Solana'yla, Avrupa Birliği'nin dış politika ve güvenlik alanındaki temsilcisiyle sabah vakti neler konuştuğunu merak ediyorum. Solana, Orhan Pamuk'la tanışmak istemiş. Nobel Edebiyat Ödülü'nün Türkiye'yi AB'ye daha çok yakınlaştırdığını söylemiş.
Bir de öneri yapmış Solana:
"Avrupa'nın dünyadan bağları kopuyor, birlikte bir şeyler yapalım."
Akıllıca bir yaklaşım.
Avrupa'nın Doğu'yla, İslam âlemiyle arasındaki kopuklukları tamir etmek ve yeni anlayış köprüleri kurabilmek için, Orhan Pamuk gibi hem Doğu'dan hem de Batı'dan olan, iki tarafla da meselesi olan, iki dünyaya da eleştirel yaklaşan, üstelik Nobel Ödüllü birinin katkısı elbette olur.

Pamuk'un yorumu
Orhan Pamuk'un Nobel konuşmasında, Doğu'yla Batı'ya getirdiği eleştirinin yer aldığı o satırlar aklıma takılıyor:
"Kendimi kolaylıkla özdeşleştirebildiğim Batı dışı dünyada büyük kalabalıkların, toplulukların ve milletlerin aşağılanma endişeleri ve alınganlıkları yüzünden zaman zaman aptallığa varan korkulara kapıldıklarına tanık oluyoruz.
Kendimi aynı kolaylıkla özdeşleştirebildiğim Batı dünyasında da Rönesans'ı, aydınlanmayı, modernliği keşfetmiş olmanın ve zenginliğin aşırı gururuyla milletlerin, devletlerin zaman zaman benzer bir aptallığa yaklaşan bir kendini beğenmişliğe kapıldıklarını da biliyorum."
Orhan Pamuk'a Solana'nın önerisini nasıl bulduğunu söyleyince, ilk tepkisi şu oluyor:
"Politize olmak istemiyorum ama..."
Bir kenara yazın:
Nobel Ödüllü Orhan Pamuk artık Türkiye için hayatın bir gerçeği. Çünkü Türkiye'den çıkan en büyük dünya markası. Dünya saygınlık borsasında sözünün değeri çok büyük prim yapan bir Türk. Hem Türkiye'nin hem de kendisinin bunun kıymetini iyi bilmesi lazım.
AB'nin dış politikadaki bir numaralı temsilcisi, bu gerçeğin farkında. Orhan Pamuk'un aldığı Nobel Ödülü'yle Türkiye'nin AB'ye daha çok yaklaştığını görüyor.
Biz de görmezlikten gelmeyelim.
Gelemeyiz de.
Çünkü, Türkiye'nin AB üyeliğine içtenlikle taraftar olan Orhan Pamuk da artık hayatın bir gerçeği!
Tıpkı Kıbrıs gibi...
Demokrasi gibi...
Türkiye AB yolunda yürüyecekse, Kıbrıs yok gibi davranamaz. Türkiye AB yolunda yürüyecekse, ikinci sınıf demokrasiyle yetinemez.
Ve Türkiye AB yolunda yürüyecekse, ülkeyi askerler değil, seçilmiş siviller yönetecek.
İyi pazarlar Büyükanıt Paşa!

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Durdurun şu dünyayı, inmek isteyenler var
Bizim yerli politikaların karmakarışık kimyas...
Melih AŞIK
Limanlar ikram!
Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Lilikas, L...
Fikret BİLA
İtiraz sadece usule değil esasa da dönük
Ankara'nın AB'ye ilettiği "liman önerisi"ne i...
Hasan CEMAL
Doğu, Batı derken hayatın gerçekleri!
Grand Hotel'in kanala bakan salonunda sabah v...
Güneri CIVAOĞLU
'İkona / kokona' değil
İstanbul, Luxury Konferansı'na gelen en iddia...
Can Dündar
"Ödülün gerçek sahibi lisanımdır"
Tanıdığım en bilge adam ne okuma ne de yazma...
Abbas GÜÇLÜ
KKTC'de farklı bir ODTÜ
ODTÜ, sadece ülkemizin değil dünyanın saygın ...
Metin MÜNİR
Kıbrıs: Yan yana tamam, iç içe ı-ıh!
Önce Simerini adlı Rum gazetesinde bir haber ...
Hasan PULUR
Orman talanı, kaçak yapı ve Kıbrıs...
BİR işten umudunuzu kesince "O defteri kapatt...
Derya SAZAK
Kitabı sevdirmek
Nobel konuşmasında 'babasının bavulunu' anlat...
Meral TAMER
Bugün Pamuk için kadeh kaldırıyorum
Önceki akşam yeni taşındığım evimde, kütüphan...
Ece TEMELKURAN
Aşkın Babil'i
"Erkekler daha çok acı çekiyor. Şöyle de diye...
Osman ULAGAY
AB için 'X planı' var mı?
Türkiye - Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin ç...
Güngör URAS
Torik yasağı erken başladı
Torik yasağı bu yıl 1 Aralık'ta başladı. 2007...
Serpil YILMAZ
Suriye ile komşuluk ve mantık dili gelişiyor
Şam'daki "I.Türkiye-Suriye Yerel Yönetimler K...

© 2006 Milliyet