Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aşkın Babil'i


"Erkekler daha çok acı çekiyor. Şöyle de diyebiliriz: Bu işlerde erkeklerin daha az karşı koyma güçleri var. Oysa kadınlar suçları olmadan acı çekerler."
Franz Kafka, "Sevgili Milena- Mektuplar" (Çev: Adalet Cimcoz, Say Yayınları)
Yok hayır, büyük acılar ve çaresizlikler sırasında yaratılmış olamaz Tanrı. Her acı kendi direncini yaratır çünkü. Sabrını. Sarı taşını. Yaşadığına göre hâlâ Tanrı, başka ve daha iyilikli bir nedeni olmalı icadının.
Öyle sanıyorum ki şimdi ben, çölde biri birine âşık oldu. Biri âşık olmuş olmalı birine, çöl kadar âşık, başlangıçsız ve sonsuz. O zaman işte "Bu ben olamam" demiş olmalı, "Bu kadar olamam".
Bentleri yıkılırken birinin, köprüleri, şehirleri darmadağın olurken, evleri yıkarken biri, bütün bu yapabildiklerine hayretle, Tanrı'yı işte o anda icat etmiş olmalı. Tanrı'yı insan âşık olduğu için doğurmuş olmalı çölden. Ya da Tanrı biri biri âşık oldu diye göstermiş olmalı kendini çöle. Ancak "âlem-i hayretteyken" bir fani bulabilir Tanrı'yı.

Ölüm bile bu kadar ufalamaz
İnsan yalvarmak için değil, aslında en çok teşekkür etmek için büyük bir şey arar. Sonsuz hayret ve sevinç karşısında büyük eziklikle eteklerini öpeceği bir güç. "Bütün bunları ben yaşıyor, yapıyor olamam" dersin, "Bütün bu sular benden akıyor olamaz"... "Biri olmalı" dersin, "Her şeyden büyük bir güç, ondan geliyor olmalı bütün bu hayret, bütün bu tersyüz olma, bunca hayat."
Hak etmediğini düşünür insan, bu kadar güzelini hak edecek bir şey yapmış olamayacağını. Deli olursun, deli. Teşekkür edip bir şeye işte o zaman, bu hayret ağırlığından kurtulmak istersin. Senden bunu almasın diye yeterince teşekkür etmek istersin.
Kendi karşısında hiç bu kadar ezilmez insanoğlu. Ölüm bile bu kadar ufalayıp ufalayıp kenara koymaz insanı, canını alır alsa alsa. Kafka'nın Milena'ya dediği gibi "diz çöktüğünü" anlarsın:
"Gözlerimin önünde ayaklarınız var, okşuyorum onları."
Fakat sonra hayat etten ve kandandır. Tanrılardan ve çöllerden gelen mucizevi şey, parmaklara sahip olur, kollu bacaklı olur. Aşkın en güzel hali yine de beşeridir. "Babil" filminin o sahnesinde, mutlaka görülsün film, âşık adam, kadının altına bir kap tutup işetir. Tam o en "pis" şey gerçekleşirken işte öpüşme başlar.
Hayattan geçmiş olanlar bilir ki romantik budur, güllü dallı değildir aşk. Etini, en pisini paylaşanlar artık birbirini bir daha onları hiç terk etmeyecek gözlerle görür. Birini uzunlamasına ve derinlemesine sevmenin başka nesi vardır ki zaten? Bir insanın içini görecek bilgiden başka ne verir insana? Bu bilgi neye değişilir?

Gelince anlarsın...
Tam işerken yaralı kadın ve öperken adamı korkularını söyler adamın kulağına, adam da kadının kulağına, ne çok sevdiklerini birbirlerini... Çölde geçer bu olay. Tanrı bir kez daha icat olur o zaman, kendini insanlığa bir kez daha gösterir, yeniden doğurulur çölden. Biri birini çok sevince, topyekûn sevince "olur" Tanrı. Çünkü tanrı kalptendir. İnsan kendini hatırlayınca gelen.
Aşk ki hayret halidir, gelince anlarsın. Evler yıkılır... Her şey yeterdir artık, her şey tamam. Babil'deki dilini bulur insan, herkesin anladığı, herkesi anlatan ilk dilini. Ve hayret içinde yine, ilk halin gibi. Çocukluğunun o ilk yarayı henüz almadığın zamanki gibi bir kahkaha...
Kimin daha çok acı çektiğine gelince... Eli kalem tutan hangisiyse odur en çok acı çeken. Çünkü tarihi kazananların yazması gibi aşkın acısı da mektupları yazanda kalır...

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Durdurun şu dünyayı, inmek isteyenler var
Bizim yerli politikaların karmakarışık kimyas...
Melih AŞIK
Limanlar ikram!
Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Lilikas, L...
Fikret BİLA
İtiraz sadece usule değil esasa da dönük
Ankara'nın AB'ye ilettiği "liman önerisi"ne i...
Hasan CEMAL
Doğu, Batı derken hayatın gerçekleri!
Grand Hotel'in kanala bakan salonunda sabah v...
Güneri CIVAOĞLU
'İkona / kokona' değil
İstanbul, Luxury Konferansı'na gelen en iddia...
Can Dündar
"Ödülün gerçek sahibi lisanımdır"
Tanıdığım en bilge adam ne okuma ne de yazma...
Abbas GÜÇLÜ
KKTC'de farklı bir ODTÜ
ODTÜ, sadece ülkemizin değil dünyanın saygın ...
Metin MÜNİR
Kıbrıs: Yan yana tamam, iç içe ı-ıh!
Önce Simerini adlı Rum gazetesinde bir haber ...
Hasan PULUR
Orman talanı, kaçak yapı ve Kıbrıs...
BİR işten umudunuzu kesince "O defteri kapatt...
Derya SAZAK
Kitabı sevdirmek
Nobel konuşmasında 'babasının bavulunu' anlat...
Meral TAMER
Bugün Pamuk için kadeh kaldırıyorum
Önceki akşam yeni taşındığım evimde, kütüphan...
Ece TEMELKURAN
Aşkın Babil'i
"Erkekler daha çok acı çekiyor. Şöyle de diye...
Osman ULAGAY
AB için 'X planı' var mı?
Türkiye - Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin ç...
Güngör URAS
Torik yasağı erken başladı
Torik yasağı bu yıl 1 Aralık'ta başladı. 2007...
Serpil YILMAZ
Suriye ile komşuluk ve mantık dili gelişiyor
Şam'daki "I.Türkiye-Suriye Yerel Yönetimler K...

© 2006 Milliyet