|
 |
|
|
Futbol mutsuzlarına kulak asmayın
Cep telefonuyla doğmuş birine, çekip gitmeyi anlatamazsınız. Eskiden giden, kapıyı vurup giderdi. Koşup yakalayamazsanız da biterdi. Şimdi yerinizden kıpırdamadan arayıp onu ikna etme şansınız var. Çekip gitmek tarih oldu artık.
Ya buluşamamayı anlatabilir misiniz? Yağmurda PTT'nin önünde beklersiniz. O trafikte kalmıştır. Yarım saat, bir saat bekler ve bin bir kara düşünceyle gidersiniz. Hemen sonra o gelir, ama artık çok geçtir.
Bugünün futbol yayını dünyasında bir maç için 3 ay beklemeyi 20 yaşında bir gence anlatmak da aynı bunlar gibi mümkün değil. Nottingham Forest-Monchengladbach maçını Aralık'tan Mart'a kadar beklediğimi hatırlıyorum. Tabii TRT inşallah verir temennileriyle. TV şans eseri açıldığında "Aa doğru ya bugün Arsenal-Chelsea maçı vardı" denilebilen bir dünyada bunu anlatabilir misiniz? Efsane Bordeaux-Fenerbahçe maçının 90 dakika yayınlanmadığını, Galatasaray-Neuchatel maçının 90 dakika bittikten sonra banttan yayınlandığını.
Bunları bugün anlatmak da anlamak da mümkün değil.
Değişen futbol değil
Peki stadın merdivenlerinden çıkıp, serin hava yüzünüze vururken yeşil sahayı ilk kez görmenin akıl dışı sarsıcılığını ve heyecanını anlatabilir misiniz? Bugün TV ekranları, bilgisayarlar, PSP, PS3, her yer yemyeşil. Evet çok şey değişti. Artık sarsıcı duygular yok. Ama futbol daha güzel, daha mücadeleci, daha keyifli, daha büyük. İlerliyor. Olmayan, azalan, uzaklık, bekleyiş, sarsıcı heyecanlar, maça ulaşmanın zorluğunun çekiciliği.
İsveç'te Dünya Kupası öncesinde, 17 yaşında tanınmamış bir yeni yetmeyken, Pele'yle röportaj yapıp, literatüre Brezilya dışında onu keşfeden adam olarak geçen Halit Kıvanç bu dünya starını canlı olarak kaç kez seyretti biliyor musunuz? Sadece 13 (yazıyla on üç). Kendi anlatımıyla "Evinde futbola meraklı bir erkek bulunan ortalama bir ev kadını Ronaldinho'yu yüz kat fazla izlemiştir".
Yine Halit Kıvanç'ın deyimiyle 'Efsaneleşme' artık çok zor. Bugün bir Pele adayı varsa onu Lig TV'de seyredebilirisiniz. Brezilya Ligi naklen yayınlanıyor çünkü.
Artık üç ağızdan, altı kulaktan size ulaşan, şişirilmiş, ulaşılmaz efsaneler yok. İsmini, cismini, ruhunu ezberlediğimiz futbolcular var. Pele'nin 3 golünü evirip çevirip inanamazken, artık Ronaldinho'dan her cumartesi-çarşamba o golü seyretmek istiyoruz. Ve daha vahimi biz Playstation'da, Football Manager'da Ronaldinho'nun sanal vücudunu Ronaldinho'dan daha iyi kullanıyoruz.
Değişen futbol değil dünya.
Bugün mutsuzluklarını futbol üzerinden bize aktarmaya çalışanların yaşadığı, efsaneler dünyasından, herkesin futbolun her zerresine hakim olduğu yeni dünyaya geçememe krizidir. Buna aldırmayın. Yoksa futbol kötüye gitmiyor. Futbol hiç olmadığı kadar güzel bugün. Bütün sorunlarına rağmen hep ilerledi.
Sadece dünya başka bir yer artık.
Futbol böyle söyler
Ankaraspor-Galatasaray maçında ne oldu? Beraberlik. Son dakikada kaçan bir penaltıyla. O penaltıyı hakem görmemiş olsa ne tartışacak ve ne sonuca varacaktık. Galatasaray'ın 2 puanını hakem yedi. Karar penaltı ve penaltı kaçtı. Bunu şimdi söyleyemiyoruz. O halde penaltı verilmeyince de söyleyemeyiz. Söylenebilecek tek şey açık bir penaltının verilmediği olabilir. Sonuç çıkartılamaz. Futbol doğası gereği böyle bir şeye izin vermez.
Aynı Bursa maçında olduğu gibi. Penaltı verilmedi evet. Görmedi, gördü yanlış değerlendirdi vs. Bunu söylemek başka, Bursa'yı hakem yaktı demek başka. Her pozisyon kendi bağlamında ele alınabilir ve maç üzerine yargıda bulunulamaz. Futbol böyle söyler. Hem de her zaman.
İşin asıl garibi ve yıkıcısı ise bunu en çok eski hakemlerin yapması.
Kızıl ne demek istiyor?
Maç sonrası Bursaspor Başkanı Levent Kızıl'ın tepkisi sıradan, çoğu insanca haklı bulunan normal bir başkan isyanı olarak anlaşılabilir mi? Kuddusi Müftüoğlu, onun Ulusoy Federasyonu'nun prensi olduğu dönemde MHK Prensi...
Altında çok şey aranıp bulunabilecek açıklamaları sadece bir kulüp başkanı olarak yapmıyor. Aynı zamanda eski bir federasyon üyesi olarak yapıyor.
Yine aynı şekilde Şekip Mosturoğlu'nun yaptığı her açıklamaya da aynı gözlükle bakmak lazım. Peki bu nasıl oluyor. Şekip Mosturoğlu ve Levent Kızıl eski görevlerindeyken de böyle maçlar oynandı. O zaman basına yapılamayan açıklamalar, MHK'ya mı yapılıyordu?
Kaçıranlar için
Cemal Ersen'in dünkü Trabzonspor-Ankaraspor maçı yazısı şöyle başlıyor: "Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu'nun benzer eylemlere verdiği iki farklı ceza, Ankaragücü'nden sonra eminim Trabzon yönetimini de fazlasıyla memnun etti".
Zira taraftarların çıkarttığı olaylar nedeniyle Başkent ekibinin İzmir'de dolu tribünlere, bordo-mavililerin de Ankaraspor maçını seyircisiz oynamasına en ufak bir itiraz gelmedi.
Bir anlamda cezalar federasyon yönetimine yakınlığı ile bilinen iki takımın gönlüne göre oldu!
7 haftadır kazanamamanın stresini yaşayan Trabzonspor için bundan daha iyi bir ortam olamazdı." Bu ülkede sporun siyasetinin nabzını en iyi tutan gazetecilerden biridir Cemal Ersen. İşte fevkâlade bir federasyon yorumu. İşte bu ülkede futbola bulaşmış kiri temizlemesi beklenen kurumun hali.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|