|
 |
|
|
"Best seller"
Romanı "best seller" olur... Dizisi "reyting rekorları" kırar... Filmini yapsan Susurluk'a beş basar; Pazar akşamından Pazartesi'nin ilk ışıklarına kadar geçen 24 saatin.
Hani "24" diye bir dizi var ya Amerikan televizyon ödüllerini toplayıp Türk seyircisini de bağımlı kılan...
Onu çerçeveletip duvara asar.
Süper Lig'in ilk yarısındaki son günün, nasıl bir örtülü hesaplaşmaya döndüğünü, ipsiz nasıl adam asıldığını, nasıl soğukkanlılıkla intikam alındığını, ayak kaydırıldığını, iktidar mücadelesindeki manevi cinayetlerin nasıl "kansız ve ipuçsuz" kılındığını, senarist örgüsüyle anlatmak beni aşar.
O yüzden olayları hatırlatmakla yetineceğim; gerisini siz hayal edin.
* * *
Sondan başlayalım...
En sondan...
Saat sabahın üçünü geçtiğinde Telegol'ün patronu Sevgili Serhat Ulueren, MHK başkanı Mustafa Çulcu'yu tekrar yayına davet ediyordu:
"Bağlanın, cevapsız sorular kaldı".
Oysa Mustafa Çulcu'nun hattan düştüğü son yarım saatte, "Kafasının kıyak" olduğuna karar verilmiş ve "katli vacip" görülmüştü yakın geçmişte amir-memur ilişkisi yaşadığı Cem Papila tarafından.
İçkili olduğu, hattaki başka bir futbol adamı tarafından ortaya atılmıştı:
Bursaspor başkanı Levent Kızıl.
Biraz önce Çulcu'yu severim dedi, biraz sonra sarhoş...
Western klasiği "İyi- Kötü- Çirkin"in final sahnesi gibi; kimin kime ateş edeceği belli değildi.
* * *
Burada duralım.
Bu yazıyı yazmadan önce Mustafa Çulcu'yu aradım ve açıkça sordum:
"İçkili miydiniz Telegol'e bağlandığınızda"?
"Hayır, uyku sersemiydim. Gergin bir günün ardından koltukta uyuklarken bağlandı telefon. Konuşma tarzımdan ben de rahatsız oldum ve daha sonra kapattım zaten."
"Cem Papila'nın hoşuna gitti ama."
"Onlar işin en kolayını yapıp öbür tarafa geçiyorlar. Camiayı, eski arkadaşlarını eleştiriyorlar. Faydalı olmak istiyorlarsa gelsinler, şikayetçi oldukları konuları düzeltsinler... Ben meraklısı değilim; koltuğu onlara bırakırım hemen."
* * *
Mustafa Çulcu, hakemler açısından berbat geçen bir haftanın ardından, üstelik resmi açıklamaya göre "uyku sersemi", ekranda yapılan tespite göre "alkollü" bir şekilde Türk televizyonlarının en zorlu programına bağlanması hata mıydı?..
Bilemem.
Ama aynı saatlerde Kanal 1'deki Spor Programı da onu bekliyordu ve o sırada Kanal 1'de "Bursaspor 24 puanı aynı hakemlerle kazanmadı mı" tarzında yorum yapılıyordu.
Mustafa Çulçu'ya arka çıkan bu program yerine en riskli işi yapıyordu Mustafa Çulçu.
FİFA kokartını elinden aldığı Cem Papila'nın yorumcular arasında bulunduğu ve Galatasaray maçı hakemi üzerinden Federasyon başkanı Haluk Ulusoy'a yüklenen Bursaspor Başkanı Levent Kızıl'ın hatta olduğu Telegol'e bağlanıyordu.
Kanal 1'deki hayal kırıklığı, "Deveyi diken, insanı üzen" mealinde dile getiriliyordu.
Bu bile aklı başında olmadığının göstergesiydi.
Ya çok yorgundu, ya içkili, ya da deli!..
* * *
Sahi... Neden "Telegol Ateşi"nde yanmak için şuursuz pervaneler gibi ışığa uçar kimileri?
Uçar... Kendini ışık sanır... Yapışır ve ölür?
Meçhul müdür sebebi?
Değil...
"İngiliz sicimi" ile asılmak meselesidir bu.
Zoru başarmak arzusu.
Tabi bir de reyting meselesi.
Reytingin büyükse, skandal da büyüyor tabi.
Çulcu'ya sordum:
"Haklısınız, katılmam hataydı" dedi.
Kim hata yapmıyor ki futbolda...
* * *
Aslında düne kadar maça tayin ettiği Cem Papila'nın "yargıç" olarak karşısına çıkmasını içine sindirememişti Çulcu.
Evet... Papila da diğer meslektaşları gibi düdüğü bırakınca yargıçlığa soyunmuştu.
Çok iyi bildiği bir konuda (Kuddusi Müftüoğlu'nun FİFA olmasını MHK'nin önerileri arasından başkan Ulusoy tercih etmişti ki, tartışma götürse bile kurallara uygundu sonuç olarak) Çulcu'yu köşeye sıkıştırmaya, otoritesini sıfırlamaya, intikam almaya çalışıyordu.
Sevgi, dostluk, saygı, bağlılık, falan hikayeydi hakem camiasında.
Şayet iddia ettikleri gibi "var"sa...
O zaman, aralarına kara kedi girdikten sonra birbirlerini gözünü kırpmadan öldüren eski mutlu çiftler benzeriydi hakem camiasındaki hürmet-nefret paralelliği.
Kin dolu gözlerle aşırı saygı gösterdiği sözde dostunu, selamını almadı diye öldürebilen kenar mahalle bitirimi gibi...
Her türlü cilalı manzara arkasında zırıl zırıl lümpenlik yani.
Bir tek kelime bile o "muhteşem" dayanışmaları iskambil kuleler gibi devirebiliyordu.
* * *
MHK başkanı, başındaki belalara bir de ekran fiyaskosu ekliyordu böylece.
Programcı, "sarhoş da olsan gel" diyordu.
Sürekli konuk, "bu nasıl camia" diye soruyordu.
Eski hakem, "Zamanında maçların içine ettiniz" diyen MHK başkanını ekrandan rezil ettiğini düşünüyordu.
Zevkten titriyor, cüzdanından çıkardığı 5 yıllık notunu okurken (ki bu notta zamanın MHK başkanı Bülent Yavuz'un, Cem Papila'yı terfi ettirmek için geç kaldığı itirafı vardı ve sanki koca Türkiye'de hakkını alması gecikmiş tek adam Papila'ydı) Allah'ın kendisi için fazla mesai yaptığını sanıyor ona durmadan minnetlerini tekrarlıyordu.
Kulüp başkanı, verilmeyen penaltısı sayesinde Federasyon Başkanı olabileceğini hesaplıyordu.
Şeref tribünleri ise Beyoğlu Karakolu'nun nezarathanesine dönmüştü futbolumuzda.
Siz söyleyin şimdi:
Bu manzaradan "best seller" çıkmaz mı?
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|