Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 12 Aralık 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Diplomasi oyunları


BİR arkadaşımızın köşe yazısında okudum; Türkiye, "Atatürk dönemi hariç" her zaman masada kaybediyormuş!
Tekil olguları gözden kaçıran bütün aşırı genellemeler gibi, bu aşırı genelleme de yanlıştır!
Atatürk döneminde, arkamızda Milli Mücadele zaferi olduğu halde, masada kaybettiğimiz şeyler, Lozan'da verdiğimiz tavizler olduğu gibi, Atatürk'ten sonra masada kazandıklarımız da vardır.
Lozan'da masaya oturmadan önce Musul, Kerkük ve Süleymaniye'nin "Misak-ı Milli hudutları içinde, vatan toprakları" olduğunu, gerekirse "harben alacağımızı" söyleyen Atatürk, Musul'suz Lozan Antlaşması Meclis'in önüne geldiğinde, öfkeli eleştirilere cevaben "Misak-ı Milli bir hudut tespit etmemiştir" diyen ünlü konuşmasını yapmıştır.
Öbür yandan, faşist İtalya'nın tehdidine karşı, dün "emperyalist" dediği İngiltere ve Fransa'ya yaklaşarak Montrö Sözleşmesi'ni başarmış, Boğazlar rejimi konusunda Lozan'da masada kaybettiklerimizi geri almıştır.
Atatürk'ten sonra, Türkiye'nin savaş dışında kalabilmesi, NATO'ya girmesi, Zürich ve Londra antlaşmaları, Avrupa ile 1963 Ankara Antlaşması ve hatta Lozan'da ağzımıza almadığımız Kıbrıs meselesinde bugünkü konumumuz bile "masa başında kazandığımız" başarılara örneklerdir.

AB süreci
Bugün AB sürecinde kritik bir konjonktürden geçiyoruz. Herhalde Merkel'in yerinde Schröder olsaydı durum bu kadar can sıkıcı olmazdı. Bunu, sürecin kayganlığını belirtmek için söylüyorum.
Makro açıdan, Avrupa'da bir içe kapanma, ona bağlı olarak da Hıristiyan ve şoven tavırlarda bir keskinleşme konjonktürü yaşanıyor. Fransa ve Merkel Almanya'sı başrollerde!
Türkiye'nin AB sürecinde yaşamakta olduğu sıkıntıların, engellemelerin temelinde bu konjonktür vardır.
Ama aynı Avrupa'da İngiltere, İspanya, İsveç, Belçika, İtalya gibi 'dışa açık' ülkeler Türkiye'nin tezlerine destek veriyor.
Türkiye hakkındaki tartışmalar bir bakıma "Avrupa'nın iç savaşları"dır!
Bir taraf Türkiye'yi "Limanlarınızı Rumlara açın" diye sıkıştırıp yıldırmaya çalışırken, beri taraf "KKTC üzerindeki izolasyon kalksın" diye bastırarak Türkiye'nin stratejik değerini vurguluyor.
Tablo tümüyle "ak" değil, tümüyle "kara" değil. Popüler ve duygusal cazibesi olan "rest çekme" tavrına kapılmak, Türkiye'nin bu konjonktürde "ak"ları kaybetmesi demek olur ki, Türkiye karşıtlarının istediği budur.

Diplomatik taktikler
Avrupa'da içe kapanma ve şovenleşme eğilimlerinin ağır bastığı bu konjonktür ilanihaye devam edemez. Bu olumsuz konjonktürde Türkiye için iki esas var:
  • Kıbrıs'ta almadan vermemek, KKTC'nin kapılarını ne kadar açarlarsa bizim de kapılarımızı Rumlara o kadar açmamız.
  • Olumsuz konjonktürde tren yavaşlasa bile yoldan vazgeçmemek, raydan çıkmamak.

  • Bunun için de elbette taktikler uygulamak, diplomatik oyunlar yapmak...
    Çünkü Türkiye'nin bu 'ray'da olması, "AB ile müzakere halinde ülke" vasfını taşıması, bize sadece "masa başında" değil, piyasada da epey bir şeyler kazandırıyor; dış ticaret ve sermaye hareketlerine bir bakın isterseniz! Bu niye mi önemli?
    Türkiye artan nüfusunu, birbiriyle kavgaya düşmeyecek düzeyde çalıştırmak, geçindirmek, hayat kalitesi kazandırmak zorunda. En temel milli davamız budur!

    t.akyol@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    Diplomasi oyunları
    BİR arkadaşımızın köşe yazısında okudum; Türk...
    Melih AŞIK
    Devlet ciddiyeti!
    Devlet organları "bilgi verdin - vermedin" sü...
    Fikret BİLA
    Orhan Pamuk'un yazarlığı
    Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk Türk yaza...
    Hasan CEMAL
    AB'de yola devam!
    Orhan Pamuk geçen pazar akşamı Nobel Ödülü'nü...
    Güneri CIVAOĞLU
    Asist
    AB yolculuğunun bu durağını da "alternatif ta...
    Can Dündar
    Nasıl Nobel alınır?
    Nobel ödülünü izleyen gece yarısı...
    Abbas GÜÇLÜ
    Ordu, AKP, Eğitim-Sen ve CHP
    Son günlerde sürekli geziyorum. Ee, Başbakan'...
    Hurşit GÜNEŞ
    Ekonomide vites küçülüyor, ama sorunlar sürüyor
    Dün açıklanan büyüme verileri herkesi bir hay...
    Sami KOHEN
    Son gün son dakikaya kadar...
    Senaryo "biz bu filmi daha önce de görmüştük"...
    Metin MÜNİR
    Kıbrıs'ta yeni çözüm formülü düşünme zamanı
    Yugoslavya Federal Sosyalist Cumhuriyeti İki...
    Derya SAZAK
    Kıbrıs
    Hükümetin AB zirvesi öncesi Kıbrıs açılımı Dı...
    Meral TAMER
    Türkler işsizken Tekfen neden Çinli işçi arıyor?
    Tekfen'in 50. yıldönümü nedeniyle Çırağan Sar...
    Güngör URAS
    Özel tüketim artışı, üretim artışının üzerinde
    2006 yılının ilk 9 ayında, üretimde de tüketi...
    Serpil YILMAZ
    AB'nin seçimi: Türkiye bölgede 'rol model'
    Panelden sonra İçişleri Bakanı Abdülkadir Aks...
    M. Ali BİRAND
    Türkiye, kendi hamlesini çelmeliyor
    Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki satranç...

    © 2006 Milliyet