|
 |
|
|
AB'li günler (1)
AB'de yola devam!
BRÜKSEL
Orhan Pamuk geçen pazar akşamı Nobel Ödülü'nü İsveç Kralı'nın elinden almış... Stockholm Belediye Meclisi'nde, kral sofrasındaki mükellef ziyafet sona ermiş...
Dans faslı yeni başlamıştı.
Frakları ve tuvaletleriyle dans eden rengârenk kalabalık koskoca salonda dalgalanıp duruyordu. Biz ise Yavuz Baydar'la birinin peşindeydik:
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt.
Gazeteci milleti böyledir!
Konudan konuya atlar. Güncelin peşinde koşar çünkü. Bizim için Nobel faslı noktalanırken artık AB faslı başlıyordu. Ayrıca İsveç Dışişleri Bakanı, Türkiye'ye çok yakın duran bir siyasetçiydi. Türkiye'nin AB'den dışlanmasının stratejik körlük olacağını açıkça savunuyordu.
Kendisini bir köşede yakaladık.
İsveç Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin son Kıbrıs hamlesi konusunda öyle olumlu bir dil kullanmaktan kaçınıyor, sadece idare eder demeye getiriyordu. AB Komisyonu'nun Türkiye'yle müzakerelerde 8 faslı askıya alan tavsiye kararının, ertesi günkü Dışişleri Bakanları toplantısında daha kötüye gidebileceğine pek ihtimal vermiyordu.
Dün sabah erken saatte Stockholm'den Brüksel'e uçarken okuduğum gazetelerde Türkiye ve AB konusunda bir hayli haber ve yorum vardı. Frankfurter Allgemeine gazetesi pazar günü* AB-Türkiye ilişkilerine iki tam sayfa ayırmıştı.
Almanya'ya ilişkin bir haberde, Başbakan Merkel'le Sosyal Demokrat ortakları arasında Türkiye çatlağına işaret ediliyor, Sosyal Demokrat Parti'den Dışişleri Bakanı Steinmeier'in şu sözüne yer veriliyordu:
"Türkiye'nin AB'den dışlanması, Avrupa için stratejik bir kayıp olur."
Öteki sayfada AB Komisyonu'nun ticaretten sorumlu komiseri Mandelson'la yapılan bir konuşma vardı. Başbakan Blair'in yakın çevresinden ve İşçi Partisi'nin eski ideologlarından AB Komiseri konuya damardan girmişti:
"Türkiye'ye AB'nin neden mi ihtiyacı var? Ekonomik nedenlerle var. Enerji politikamızla ilgili olarak var. Sınırlarımızın güvenliği ve istikrarı için de ihtiyacımız var. Türkiye, AB için bir kazançtır. Türkiye'nin dışlanması, AB için büyük bir dezavantaj yaratır. Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden korkanlar dar görüşlüdür, ufuksuzdur. Vizyon sahibi olan ve ileriyi görebilenler, tam tersine, Türkiye'nin AB'den dışlanması ihtimalinden korku duyuyorlar."
Öte yandan Dışişleri Bakanı Gül de Herald Tribune'de dün çıkan makalesinde, "AB'nin Türkiye'yle ilgili olarak büyük resmi gözden kaçırmamasını umut ediyoruz" diyordu.
Bu dileği gerçekleşti mi Gül'ün?
AB dışişleri bakanlarının dünkü toplantısında büyük resim görülebildi mi?..
İsveç Dışişleri Bakanı'nın bir gece önce Stockholm'de bize söylediği doğru çıktı. AB Komisyonu'nun 29 Kasım tarihli kararının daha fazla ağırlaştırıldığı söylenemez. Bu açıdan Güney Kıbrıs'ın istediği olmadı.
Peki ama, 8 faslın askıya alınmasını ve geri kalanların da, Türkiye limanlarını açıncaya kadar kapatılmamasını öngören Komisyon tavsiyesi zaten ağır değil miydi?
Bir bakıma öyle.
Ancak, Türkiye'nin son andaki Kıbrıs hamlesi, bir altın gol olmasa da, anlaşılan, bu kararın daha kötüye gitmesini -tek başına olmasa da- engelledi. Türkiye'yi destekleyenlerin eli bu sayede güçlendi.
Örneğin Estonya, Letonya, Litvanya gibi Baltık Cumhuriyetleri de -arka planda belki Amerika'nın devreye girmesiyle- Türkiye'nin yanında yer aldılar. Uluslararası basında Türkiye lehinde esen havanın da etkisiyle, sonunda Paris'le Berlin de yumuşadılar.
Sonuç şu noktalarda toplanabilir:
(1) Askıdaki fasılların sayısı 8'le sınırlı kaldı. Güney Kıbrıs bu sayıyı artıramadı. Ancak, Türkiye'nin azaltma yönündeki çabası da sonuçsuz kaldı.
(2) Güney Kıbrıs 2008 yazında Türkiye'nin geldiği nokta konusunda, Türkiye taraftarı gördüğü Komisyon'un değil, Konsey'in bir değerlendirme raporu hazırlamasını istiyordu. Bu da olmadı. Bu konunun zaten her yıl çıkan İlerleme raporlarına bırakılması kararlaştırıldı.
(3) Fasılların kapatılmasıyla ilgili kriterler değişmedi. Askıdaki 8 faslın dışındaki fasılların kapanması yine 'Kıbrıs koşulu'na bağlı kılındı. Buna karşılık Güney Kıbrıs'ın, diğer fasılların açılmasıyla ilgili zaten var olan veto hakkını bir kez daha kayda geçirmek istemesi de kabul görmedi.
(4) Komisyon'un tavsiye kararında, Kıbrıs'la ilgili olarak BM sürecine yapılmış olan atıf biraz zayıflatıldı. Bu konunun zirve bildirisi yerine, dönem başkanı olarak Finlandiya'nın yapacağı açıklamayla yetinilmesi karara bağlandı.
(5) Kuzey Kıbrıs'ın Mağusa limanını kullanarak AB'ye doğrudan ihracat yapabilmesini sağlayacak doğrudan ticaret tüzüğü konusunun, gelecek ocak ayındaki Dışişleri Bakanları toplantısında ele alınması, Güney Kıbrıs'a rağmen, özellikle Almanya'nın bastırmasıyla karara bağlandı.
Bu konu, Kuzey'e dönük ambargoların hafifletilmesiyle ilgili önemli bir gelişme... Çünkü bu sayede Türkiye'nin limanların açılmasına ilişkin tutumu 2007'de yumuşayabilir.
Şimdi soranlar olacak:
Bu koşullarda AB ile müzakere devam eder mi diye...
Evet, eder!
Türkiye'nin önünde teknik olarak zaten bir yol haritası var. Tarama sürecinin sonunda nelerin yapılması gerektiğini biliyoruz. Eğer siyasi irade varsa, AB'ye niyetimiz varsa, biz işimize bakarız.
Hiç unutmayın şunları da:
AB içinde tek başımıza değiliz. AB için önemliyiz. Neden mi? Bu konuda iki noktayı hiç göz ardı etmeyin:
AB üyesi bir ülkeyi, Güney Kıbrıs'ı tanımıyor olmamıza ve limanları Güney'e açma konusunda ön şart niteliğindeki yükümlülüğümüzü -hangi nedenle olursa olsun- yerine getirmememize rağmen, AB ile müzakereye devam ediyoruz.
Bunu da unutmayın.
Kısacası:
Türkiye'nin AB ile bu noktaya kolay gelmediği göz önünde tutulur ve resmin bütünü gözden kaçırılmadan yola devam edilir.
* Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung, 10 Aralık 06, s.10-11
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|