|
 |
|
|
Ceza ve ödül
Futbol ve hukuk alanında aynı derecede uzmanlaşmış dostum Kaşif Töre ile konuşuyorum...Konumuz "suç ve ceza"... Töre, hukukun temel ilkelerini anlatırken "ceza"nın özelliklerini de sıralıyor :
"Ceza, öc almaya dayanamaz... Ödüle dönüşmesi de kesin olarak mümkün değildir. Ceza ayrıca kişiyi (ya da kurumu) sadece ıslah etmek, doğru yola getirmek amacıyla uygulanır. Topluma yeniden kazandırmak esastır. Öte yandan ceza uygulaması ile topluma bir ders vermek de amaçlanır."
Kaşif Töre'nin açtığı hukuk penceresinden bakınca, Ankaragücü Spor Kulübü'ne verilen tarafsız sahada maç oynama cezasının "hukuk" anlamında değer kazanmadığını, aksine bir tür ödüle dönüştüğünü söyleyebiliriz.
Ankaragücü Spor Kulübü, taraftarlarının Sakarya deplasmanında çıkardığı olaylar nedeniyle bir maçını tarafsız sahada oynama cezası ile cezalandırıldı.
Rastlantıya bakın ki cezanın uygulaması tam da Fenerbahçe maçına rastlıyordu...
Tarafsız saha olarak İzmir'deki "ceza cenneti" Atatürk Olimpiyat Stadı seçildi.
Maçı 50 bine yakın futbolsever izledi...
Gözlemciler, en az 40 bin kişinin stadda olduğunu iddia ediyor... Resmi rakamlara göre 28 bin biletli seyirciden 400 bin YTL dolayında gelir elde etmiş Ankaragücü... Gerçeğe uymayan şaşırtıcı rakamlara, bürokratik hesaplara ve sahte bilet kaçak giriş olaylarına hiç değinmeyeceğim... Başka bir yazının konusu...
Anayoldan sapmayalım...
Ne diyorduk ? Ceza, ödüle dönüşmemeli! Bundan topluma da bir ders çıkmalı.
Çırpılmış ve kırpılmış rakamlara dahi baktığımızda 400 bin YTL tutarındaki gelirin, Ankaragücü için tam anlamıyla bir ödül olduğu anlaşılıyor... Çünkü başkentte böyle bir rakama ulaşabilmeniz için, üst üste 10 maç oynamanız gerekebilir.
Futbol Disiplin Talimatı'nın 30. maddesi, Trabzonspor Kulübü için farklı, Ankaragücü için farklı yorumlanıyor. Trabzonspor Kulübü, takımı seyirci baskısından kurtarmak için boş tribünlere oynamaya razı oluyor... Ankaraspor gibi kaliteli, 16 haftada tek yenilgi almış takımı 3-0 yenerek huzur içinde devreyi tamamlıyorlar.
Ne dersiniz ? Bu da bir ödül değil mi ?
Ankaragücü'ne sağlanan 400 bin YTL ekstra gelir de bir ödül değil mi ?
Cezanın ödüle dönüştüğü bir ülkede vicdanlar böylesine körelirken, topluma nasıl bir mesaj verildiği de açıktır : "Kitabına uydur da, ne yaparsan yap! Koltukları sök sahaya at, sonra da serveti kap! "
Güya spor, aynı zamanda bir eğitim aracıydı!
Bu gülünç yönetmelik artık değişmeli! Disiplin Hukukumuz yeniden düzenlenirken ceza ve ödül karmaşasına da mutlaka son verilmeli.
Çulcu'ya kırmızı kart!
MHK Başkanı Mustafa Çulcu, Pazar akşamı Star'daki Telegol programına bağlandığında FIFA kokartlı eski hakem Cem Papila'nın sorularını "Sen kimsin ? Düne kadar benim emrimdeki hakemdin... Seninle muhatap olmam !" diyerek reddetti.
Programda kaldığı sürece açıklamaları çelişkili, yorumları tutarsızdı..
Davranışlara da kart gösterebilseydik, MHK Başkanı'nın direkt kırmızı ile ihraç edilmesi gerekirdi programdan...
Yine de iyi sabrettiler. Çulcu, bu ayıbı zor unutturur!
Masum bir öneri : Doğu'da oynasınlar!
Radyospor'daki arkadaşım Orhan Salkınaz, cezanın ödüle dönüştüğü uygulamalara karşı, Türkiye Futbol Federasyonu'na masum bir öneride bulunuyor :
"- Tarafsız saha sadece İzmir, tarafsız stat da sadece Atatürk Olimpiyat Stadı olmamalı... Cezadan sosyal bir yarar da sağlamak amacıyla, bu tür maçlar Süper Lig'in dışında kalan Doğu ve Güneydoğu illerimizde oynanmalı... Van gibi, Erzurum gibi... Gümüşhane, Bitlis ve Siirt gibi! Oradaki insanımız da hiç değilse o büyülü oyunu yakından izlemek fırsatı bulur. Alın size tam anlamıyla tarafsız saha!"
Orhan'ın önerisini içtenlikle destekliyorum da...
Yönetici kurnazlığına karşı TFF nasıl bir önlem alır, onu bilemiyorum.
Okan, her zaman buruk!
Okan Buruk, bir bacak kırılmasıyla kesintiye uğramasına rağmen, harika bir kariyer geliştirdi. Galatasaray ve Milli Takım'ın tarihsel başarılarına ortak oldu...
Emre ile birlikte Inter'e giderlerken, bazı "Ortodoks" taraftarlar ve yazarlar tarafından lanetlendiler... Sözleşmelerini uzatmadıkları için kara listeye alındılar...
Bu haksız ve yargısız infazın kurbanı oldu Okan... Inter dönüşü kapılar kapandı, Galatasaray'dan dışlandı. Beşiktaş'a geldi... Ekstra hizmetler verdi. Ücretini yarıya indirerek soyluluğunu gösterdi. Yine de yaranamadı.
Galatasaray'a döndü sezon başında... Bu defa da Gerets tarafından dışlandı...
Yine de onurlu duruşunu, soylu tavrını bozmadı. Forma giydiği her maçta emek terlerini akıttı.
Son Bursaspor maçının gidişini değiştiren muhteşem golünü herkes alkışlıyor da...
Okan'ın sahaya girerken Ergün Pembe'den aldığı kaptanlık pazubantını Ümit Karan'a verişini görmezden geliyor...
Oysa takımın en eski, en kıdemli oyuncusu Okan o sırada... Kaptanlık da anasının ak sütü gibi hakkı...
Ne diyeyim ? Okan bu, adı üstünde hayatında hep "Buruk" bir şeyler var!
Teşekkür
Pazar akşamı Ali Sami Yen'de ilk yarının kapanış maçı, bir futbolsever olarak benim için tam anlamıyla bir futbol ziyafeti idi.
Birbirinden güzel dört gole... Bursaspor'un cesur yüreğine, Sinan, Ümit Karan, Okan ve Sabri'nin harika vuruşlarına selam olsun.
Bir yanda büyük futbol oynayan konuk takımı, bir yanda da asla teslim olmayan büyük bir takımı alkışladık.
O büyük ve güzel maçı hakem tartışmasına malzeme yapmamalıyız. Teşekkürler!
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|