Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Aralık 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Takva sahibi...


GÜNLERDİR, sinema afişlerinde, gazete ilanlarında bir film var: "TAKVA"
"Takva" Arapça bir kelimedir; "Allah korkusu ile Allah'ın yasakladığı şeylerden, önce şirkten, sonra da günah ve haram olma ihtimali bulunan şüpheli durumlardan, gereksiz şeylerden korunma ve sakınma..."
Halk arasında böyle insanlara "takva sahibi" denir...
***
SENARYOSUNU Önder Çakar'ın yazdığı ve Özer Kızıltan'ın yönettiği filme kuşkuyla girebilirsiniz. Acaba filmin başoyuncusu kara cahil bir yobaz mı, ona her çeşit kötülüğü yaptıracaklar mı; filmde şeriat propagandası mı var, din ticareti mi?
***
OYSA film, Türkiye'nin bir gerçeğini yansıtıyor; tarikat, cemaat ve ticaret ilişkilerini kimseyi zedelemeden, hırpalamadan anlatmaya çalışıyor, anlatıyor da...
***
MUHARREM (Erkan Can), İstanbul'un muhafazakâr, tutucu, aşırı dindar bir mahallesinde doğup büyümüş 30 yaşına gelmiştir. Oturduğu ev babasından kalmıştır, bir eski handa çuvalcının yanında çalışmaktadır. Hayatı çuvalcı dükkânı ile cami ve evi arasında geçmektedir. Gece gündüz ibadet etmekte, İslami kurallara aşırı bağlı, cinsellikten uzaktır. Geceleri rüyasına "şeytan"ın girmesi bile onu rahatsız etmektedir.
***
MUHARREM'in bu yaşamı, cemaatin şeyhi (Meray Ülgen) efendi hazretlerinin dikkatini çeker. Onu tarikatın tahsildarı ya da vekilharcı yapacaktır. Tarikatın yüze yakın gayrimenkulü vardır. Dükkânlar, daireler, arsalar... Bunların kirasını Muharrem toplayacaktır. Efendi hazretleri bu düşüncesini yardımcısına (Güven Kıraç) açar. Bir iki teşebbüsten sonra Muharrem, tahsildarlığı kabul eder. Artık o münzevi hayattan çıkmış, yeni takım elbiseler, palto, cep telefonu gibi tarikatın şoförlü otomobili ile modern dünyanın değerleriyle tanışır.
***
İŞİNDE o kadar başarılıdır ki, "efendi hazretleri" onu ortanca kızıyla evlendirmek bile ister ama Muharrem, "Haşa, estağfurullah!" diyerek teklifi kabul etmez, "Biz bu kapıya evlenmek için değil, eşiğine yüz sürmek için geldik" der...
***
AMA, giderek "tarikat ve para" ilişkileri Muharrem'in kafasını karıştırmaya başlar.
Çünkü öyle şeylerle yüz yüze gelir ki!
***
BİR dükkânın kiracısı motor tamircisidir. Kirasını her ay tıkır tıkır öder, lakin rakı da içer...
Bir başka gecekonduda ise görüntü çok başkadır. Adam hastadır, öldü ölecek, yataktadır. Karısı üç çocuğuyla kira için Muharrem'e sığınır. Muharrem'in tercihi elbette bu yoksul aileden yana olacaktır lakin şeyhin yardımcısı, bu tercihi hoş karşılamaz:
"Demek kirayı tıkır tıkır ödeyen adamı rakı içiyor diye dükkândan çıkarıyorsun, öbürünün kirasını idare ediyorsun!"
***
YAŞANAN dünyadaki olaylar Muharrem'in gözünü açar, "takva sahibi"ne ters gelen, yadırgatan ilişkiler, tavırlardır bunlar.
Giderek bu çelişkiler, Muharrem'i etkiler ve ruhsal bunalımlar geçirtir, "Doğrusu budur" diye dayandığı değerler yıkılmaktadır. Üstelik geceleri rüyasına giren kadın, artık gündüzleri de karşısına çıkmaktadır.
***
SİNEMADAN çıkarken, aklınızdaki kuşkuların gereksiz olduğunu görüyorsunuz. "Takva" bir ülke gerçeği, "tarikat, cemaat, ticaret" üçgenini anlatabilmek için, olanca titizlikle çalışan "yeni sinemacılar"ın bir filmi...
Referans isterseniz, buyurun filmi seyreden Hüseyin Üzmez'e:
"Film bugüne kadar çevrilenlerden çok farklı. Türkiye'nin bir gerçeğini çok az yanlışlarla beyazperdeye yansıtabilmiş..."(x)
Bu filmi hem laik kesim hem de "laik" lafını duyunca tüyleri diken diken olan kesim seyretmeli...
Çünkü, filmi seyrederken bir Türkiye gerçeğini de görüp anlıyorsunuz. Hele dünkü gazetelerde, Şanlıurfa'daki cinayet haberini okumuşsanız...
————-
(x) Vakit gazetesi, 6 Aralık 2006

h.pulur@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Top, Merkel'de
HIRİSTİYAN Demokrat Şansölye Merkel, gazeteci...
Çetin ALTAN
Akyaka'nın İskele Koyu ve Otello
Çağdaşlıkla, çağdışılığın birlikte fokurdayıp...
Melih AŞIK
Artık hep Kıbrıs
Golü attık.. Ters köşeye yatırdık... Rumları ...
Fikret BİLA
Türkiye direndiği alanda güçlü değil
Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları Topla...
Hasan CEMAL
AB'ye düşen nedir?
Evet, Başbakan Erdoğan'ın belirttiği gibi AB,...
Güneri CIVAOĞLU
Çankaya güzergâhı
AB'den "devam" kararı ile düğmeye Brüksel'den...
Abbas GÜÇLÜ
Eğitimin amacı ne?
Temel Eğitim Kanunu'na baktığınızda eğitimin ...
Hurşit GÜNEŞ
Talep, politikalarla mı frenlendi?
Dün, şaşırtan büyüme rakamlarının ardından bi...
Nail GÜRELİ
Cevat Abbas'tan günümüze
İçinden Yeşilırmak'ın geçtiği Amasya'da, kent...
Sami KOHEN
Latin rüzgârı
ESKİ Şili diktatörü Gen. Augusto Pinochet'nin...
Metin MÜNİR
Rum tarafı yabancı bir ülkedir
Hayatımın ilk dört yılını babamın ormancılık ...
Hasan PULUR
Takva sahibi...
GÜNLERDİR, sinema afişlerinde, gazete ilanlar...
Erdoğan SAĞLAM
Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü'ne vergi olmaz
Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazar Orhan P...
Meral TAMER
Bakanlar, lüks Mercedes olmadan görev yapamıyor!
Önümde 28 kasım tarihli TBMM Plan ve Bütçe Ko...
Ece TEMELKURAN
Uzun bir gece...
Dilerim bütün diktatörler, öte dünyaya inanıy...
Güngör URAS
Üretimde büyükler kazanıyor, küçükler ağlıyor
Hisse senetleri borsada işlem gören 220 büyük...
M. Ali BİRAND
AB, Türkiye'den vaz geçemedi...
Avrupa Birliği'nin son kararını birkaç açıdan...

© 2006 Milliyet