|
Alkollü değilim
O gece o saatte içmeyecekti de hangi gece hangi saatte içecekti Allah aşkına (eğer içtiyse tabi)?
Maçlar bitmiş, hakemleri onu bitirmiş, başkanlar maşkanlar, yöneticiler möneticiler de beynini yiyip bitirmişti.
Ligin ilk yarısı da bitmişti.
Gece de...
Bir kadeh Halis'e, bir kadeh Kuddusi'ye, bir-iki kadeh kaderine maderine ve filana ve falana...
Şunun şurasında, kafasını boşaltabileceği kaç saat vardı?
Üç-beş saat sonra gazeteler basılacaktı, yeni gün de dünün sonu gibi başlayacaktı.
Öyleyse...
İç Sezar!
* * *
"Alkollü " dediler.
Doğruydu belki.
Alkollüydü, en azından alkollü müydü?
Bir büyük ispirto anca keserdi onu, ya da bir ufak kolonya, ya da ya da birkaç kadeh aseton.
İçki içilmesinin, her ne olursa olsun yasak olduğu bir ülkede bile, bir Türk MHK Başkanı'nın pazar geceleri içmesine, kimse gıkını bile çıkarmazdı.
* * *
Saat 01:00'mıydı neydi?
O saatte cep'i açıktı, valla pes!
O saatte çalan cep'ini açtı, valla bir "pes!" daha.
Ve de o saatte konuştu ya...
Valla billa bir "pes!" daha.
"Serhat'cığım, biraz gerginim, biliyorsun, gerdiler beni, bir-iki kadeh bir şey içtim, bu akşam pas geç beni." diyebilirdi.
Kim ne diyebilirdi?
Ama...
Demedi.
Serhat da "hocam biraz gerginsin, biliyorum, gerdiler seni, bir-iki kadeh bir şey içmişsin galiba, bu akşam pas geçeyim seni" diyebilirdi.
Ama...
O da bunu demedi.
* * *
Çulcu'nun yaptığı, hata.
Hiç hata yapmayacak kadar zavallı olmayan herkesin yapabileceği bir hata.
Serhat'ın yaptığı, öyle veya böyle iş.
Ama Cem Papila'nın yaptığının adı, en hafifinden, ayıp.
İçinde belki bir şeyler vardı, belki haklıydı ama onları çıkartmanın ne yeri ne zamanıydı.
Hele cüzdanında senelerdir sakladığı o kağıt parçası yok mu?.
O, başlı başına bir yazı konusuydu ya...
* * *
Son sevgilimi yürüten bendim, büyüten de.
Onu doğuran bir tek ben değildim.
Anlayın gerisini işte.
Yine de...
Ayrıldıktan seneler sonra, bir defa ve ilk defa ve son defa "hayır" dediğimde, bana öyle şeyler söyledi ki...
Çok canım acımıştı.
İnanamamıştım.
Siz de inanmazsınız.
Yine de ne cüzdanımda, ne cebimde, ne kalbimde, ne beynimde, ne de herhangi bir yerimde o son kelimelerini saklamadım.
Doluydu tıka basa oraları, hayatla, hayatımla, dünyamla.
Yer yoktu böyle fasa fiso şeylere.
* * *
Hakemlerin, dünyalarında sadece hakemler var.
Küçük, küçücük.
Onun için, ne kadar iyi hakemler olsalar da sadece hakem oluyorlar, bu da sadece kendi ülkelerinde hakem olmalarını sağlıyor.
Bana kızmasınlar, kendilerine kızsınlar.
Ve...
Tabi bence.
Ve...
Hakemler, en büyüğünden en küçüğüne, bir otelin lobisinde toplanıp üç-beş gün boyunca, birbirlerine sulanıp, birbirlerine kusup, birbirlerini kusturup, rahatlayıp dışarı çıkmalılar.
Televizyon ekranlarında, hoş olmuyor.
Birbirlerini küçük düşürmeye çalışırlarken, kendileri de küçülüyorlar.
Ve...
Farkında değiller.
Ve...
Tabi bence.
BİLGİN'DEN
Teke Tek'e bağlandım...
Zorunda kaldım.
Söz Turgay Demirel ve Federasyon seçimlerine gelmişti, Oskay'la aramda bir-iki telefon konuşması geçmişti o dünlerde, bu olayı bilenler vardı.
"Niye sustu?" demesinler diye bağlandım.
Ne olduysa onu anlattım.
Bir faydası olur diye, en azından, "bir faydası olur mu?" diye.
Sebep, sadece bu.
Cihan Oskay, benim için "o ne diyorsa doğrudur, doğru adamdır, çok düzgün adamdır" gibilerinden bir şeyler söyledi.
Ve...
Gecenin o saatinde, aramayan kalmadı.
Ne tuhafız.
O beni övmüştü ya bu bana çok puan kaybettirmiş.
Vay vay vay vay vay...
Mantığa bak.
Yuh!
Bunların işi valla benle değil, valla billa bende olanlarla.
Ve...
Tabi bence.
Kutsal nifak
Eric Gerets "15 aydır benim istifa etmemi isteyen bir gazeteci var" dedi ya.
Hıncal Uluç'a sormuşlar "bu siz misiniz?"
"Ben değilim" demiş Hıncal Abi, "Ben istifa etsin demedim, kovulsun" dedim.
Kovulmak...
Kovmak...
İşine son vermek değil, göndermek değil, sözleşmesini fesih etmek değil, yollamak mollamak değil.
Kovmak...
Üstelik, bu kelimeyi kullanan, kelimeleri kullanmasını en iyi bilen, bir duayen, bir usta yazar.
Yani, bilerek...
Yani taammüden.
Peki ama niye, niye, niye?
Bunu anlamam mümkün değil.
Ve...
Hıncal Abi Gerets için "Galatasaray'a gelmiş en kötü teknik direktör" diyor.
Diyebilir.
Kendi fikridir ve kendi doğrusudur.
Onu acımasızca eleştiriyor.
Olabilir, kendi fikirleridir, kendi doğrularıdır.
Lafım yok, zaten olamaz da.
Ama "kovulsun" dediğinde, doğrusu içime sindiremiyorum.
Hiç kimse için bu kelimeyi içime sindiremiyorum.
Ve...
Hıncal Abi, aşk, sevgi, vefa, hümanizm, edebiyat, filan, falan adamıdır.
Köşesinde, ekranda.
Ve...
Bu Hıncal Abi, niye Gerets'in, ısrarla, gönderilmesini değil, kovulmasını ister?
Lütfen alınmasın, gücenmesin...
Vallahi de billahi de bunu anlayamıyorum.
* * *
Radyospor'un forum sayfasına bir mail gelmiş...
"Lütfen şu adamı (beni) def edin, yoksa zararını radyo çekecek" diyor adamın biri.
Def etmek...
Baş böyle yaparsa, ayak da böyle yapıyor.
Ve...
Başlık Ercan Güven'den...
Dün arakladım.
Daha iyisi bulunana kadar, en iyisi bu.
Ve...
Tabi bence.
BENCE
Şu yapılabilir...
Yapabiliriz.
Tartışmalı pozisyonları, bir normal, bir de yavaşlatarak, izleme şartı konulabilir.
Hadi çok özel bir pozisyon için de en fazla iki kere yavaşlatarak...
Ve...
Bu yapılmalı.
Ve...
Tabi bence.
bilgingokberk@mail.com
|
|