|
 |
|
|
AB geride kaldı, sırada Çankaya var...
Türkiye'de yaşamak insanı yorar.
Bu yorgunluğun bir bölümü, günlük yaşamın güçlüğünden, diğer bir bölümü de olayların hızından kaynaklanır. Ülkemizde gündem, fırtına gibi değişir. Biri biterken diğeri başlar.
Bazen birkaç konu üst üste gelir.
İşte son günlerde aynı durumla karşı karşıyayız.
Avrupa Birliği fırtınası daha dinmeden, Cumhurbaşkanlığı seçimi gündeme sokuldu. AB'den çok bu konu ilgi topluyor. Kimse açıkça söylemiyor, ancak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın Kıbrıs konusundaki çıkışı olsun, Sezer'in erken seçim istemesi olsun, temelinde hep aynı sorunun kokuları var: Erdoğan'ın Köşk'e çıkışı.
Toplumun bir kesiti Erdoğan'ın Çankaya'ya gidişini engellemeye çalışıyor. Bu direnişi nereye kadar götürecekleri belli değil. Özellikle askeri cephenin karşı çıktığı biliniyor da, engelleyebilmek için neleri göze alabileceği bilinmiyor.
Şimdi de, Cumhurbaşkanı Sezer harekete geçti.
Şimdiye kadar, kendi bebeği Anayasa Mahkemesi'nin toplantılarında dahi 15-20 dakikadan fazla kalmayan Sezer, Kanal Türk'ün yıldönümünde tam dört saat geçirince, hemen damga vuruldu: Cumhurbaşkanı ulusalcıların lideri oluyor.
Salı günü kabul ettiği MHP heyetine söyledikleri duyulunca soru işaretleri daha da arttı. Söyledikleri (Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce erken seçime gidilmesi) acaba, görevinde dört ayı kalmış bir Cumhurbaşkanı'nın ülkenin geleceği açısından yaptığı iyi niyetli bir uyarı mı? Yoksa, yetkilerini kullanarak bu gidişi engelleyebileceğinin sinyali mi ?
Rivayetler muhtelif.
CHP, Cumhurbaşkanı, ulusalcı çevreler ve asker önce genel seçimlerin yapılmasını istiyorlar. Toplumun nabzının tutulmasını ve ortaya çıkacak yeni oy dağılımına göre Köşk seçimine gidilmesinin daha doğru olacağına inanıyorlar. Bu yaklaşımın toplum barışına büyük katkısı olacağını belirtiyorlar.
AK Parti ise, Anayasa'yı gösteriyor ve son dakikada kuralların değiştirilmemesi gerektiğini vurguluyor. "Biz çoğunluğa sahibiz. Cumhurbaşkanı'nı da biz seçeriz" diyorlar.
Özetle, sert bir rejim kavgasına kayıyoruz.
Sizce kim haklı ?
Tayip Erdoğan mı ?
Ulusalcıların lideri konumuna giren Sezer mi ?
* * *
AB'YE BİR UYARI: RUMLAR SİZİ ALDATIYOR...
Bu yazıyı, Avrupa Birliği Komisyonu'nda, Avrupa Parlamentosu'nda ve üye ülke başkentlerinde, Türkiye konusunda karar verecek konumda olanlara hitaben yazıyorum. Onların dikkatlerinden kaçmış veya kaçabilecek bir noktaya açıklık getirmek istiyorum.
Aranızda hala, safça Kıbrıs'ta çözüm bulmak için Türkiye'nin limanlarını açması gerektiğini düşünenler varsa... Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması sayesinde, Rumlar'a yönelik bir haksızlığın giderileceğine inananlar varsa... Hepinize bir haberim var: Boş yere uğraşıyorsunuz. Zira Papadolupos'un bir çözüm bulmaya hiç niyeti yok.
Papadopulos'un demeçlerini alt alta koyun. Yakın çevresindekilerin, son aylarda katıldıkları uluslararası konferanslarda söylediklerini not edin. Şöyle bir manzara ile karşı karşıya kalacaksınız:
Papadopulos'a göre KKTC eski Doğu Almanya'ya benzemekte. Nasıl Doğu Almanya, yıllar boyunca Demir Perde'nin arkasında direndi ve aniden Perde'nin çökmesiyle birlikte nasıl çözüldüyse, KKTC de bir gün çözülecektir. Bundan dolayı, KKTC ile temas etmekten dahi kaçınılmalı, çözüm arayışlarının dışında kalınmalı ve sorunu AB çerçevesinin içinde tutmaya çalışılmalıdır.
Papadopulos, bundan dolayı M.A.Talat ile görüşmek istememekte, muhatap olarak sadece Ankara'yı görüp, Erdoğan ile konuşmayı arzulamaktadır. Eğer direnebilirse, yolun sonunda KKTC'yi teslim alacağından emin bir hava içindedir. Hele çözümü, Türkiye'nin tam üyeliğine yakın bir zaman dilimine kadar götürebilirse, çok daha iyi bir sonuç alabileceğinden emindir.
Papadopulos hepinizi aldatıyor. Aslında kendisini de aldatıyor. Zira, KKTC'yi teslim alamayacağı gibi, bugünkü yaklaşımıyla Kıbrıs'ın ikiye bölünmesini kesinleştiriyor. Bu gidişle, AB'nin "Birleşik Kıbrıs" rüyası yok olmaktadır.
Papadopulos belki 2008 seçimlerinde yeniden seçilmeyi garantiye alabilecek, ancak Kıbrıs'ın "ikiye bölünmesinde tarihi bir rol oynayan lider" olarak tarihe geçecek.
AB'li dostların dikkatine sunarım...
* * *
301'İ ASIL ŞİMDİ DEĞİŞTİRMELİYİZ…
Bizler neyi iddia ediyoruz ?
"Avrupa için değil, tüm uyumları kendimiz için yapıyoruz" demiyor muyuz ?
İşte bunu ispatlamanın tam zamanı.
Eğer 301'i, Avrupa Birliği'nin baskısı nedeniyle değil de, kendi kamuoyumuzdaki tepkiler ve kendi kamuoyumuzdaki yanlış anlamaları düzeltmek için değiştiriyorsak, haydi hareketlenelim. Olli Rehn'in dediği gibi " altın gol atma fırsatını kullanma" adına değil, tamamen kendimiz için yapıyorsak, işte tam zamanı.
Yanlış anlaşılacağı varsayımından hareket edip, 301'i rafa kaldırmak kadar hatalı bir şey olamaz. Zira böyle hareket edildiğinde "AB'ye artık biz de sırt dönelim, istediklerinden hiçbirini yapmayalım" diyenlere prim verilmiş olur.
Asıl onurlu davranış, başta 301 olmak üzere, sırada bekleyen uyum yasalarını daha da hızlandırarak çıkarmak ve uygulamaya sokmaktır. Avrupa Birliği'ne onurlu yanıt, reformları aksatmamaktan geçer.
Bir an için aksini düşünelim…
AB'ye kızıp tüm reformları askıya aldığımızı varsayalım. Asıl onursuzluk bu değil midir? Tüm reformlarımızı sırf gösteriş olsun diye, sırf AB istediği için çıkarıyormuş konumuna düşmez miyiz?
Artık bu oyunlardan vazgeçmemiz gerekiyor.
Onurlu-onursuz tartışmasının saçmalığını bir yana bırakmamız ve bundan sonra neler yapacağımızı planlamamız gerekiyor.
Unutmayalım ve kendimizi de aldatmayalım: Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkileri bundan böyle yavaşlayacaktır. Çok mu yavaşlayacak, az mı yavaşlayacak, iki hafta içinde göreceğiz. Ancak, yavaşlama açıkça görülüyor. Özel sektör hemen AB'yi unutacak, bürokrasi şimdiye kadarki çabalarından da vazgeçecek. Rölantiye alınmış bir ilişki düzenine gireceğiz. İşte o zaman kimin onurlu, kimin onursuz olduğunu çok daha iyi anlayacağız.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|
|


 | Taha AKYOL | | Tony Blair hoş geldi İNGİLTERE Başbakanı Tony Blair bugün ülkemize... | |  | Çetin ALTAN | | Ankara, Köyceğiz'den hiç görünmüyor Yemyeşil koyu yaprakların arasında limonların... | |  | Melih AŞIK | | Deve kaçakçılığı ABT Ajans Genel Müdürü Ziya Uçkan dostumuz te... | |  | Fikret BİLA | | Sezer sordu, Erdoğan cevapladı: 'Sizi kastetmedim' Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in MHP yönet... | |  | Hasan CEMAL | | Menfaat denklemi! Türkiye'nin 'menfaat denklemi'nin içinde ne v... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Devenin başı Deve kurban etmeyen bir kültür örneği vereceğ... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Sıfırdan dolar milyarderliğine Genç Bakış'ta önceki gece farklı bir konuğumu... | |  | Hurşit GÜNEŞ | | Büyüme düşüşünün etkileri Yılın üçüncü çeyreğinde büyüme rakamının yüzd... | |  | Sami KOHEN | | Talat kızgın, ama karamsar değil... KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı hiç bu ... | |  | Metin MÜNİR | | Milliyetçilik dersi? Hayır, teşekkür ederim Kıbrıs'ta 1963 aralığında, Rumlar Türklere sa... | |  | Faik ÖZTRAK | | Büyüme neden yavaşladı? (1) Bu yılın üçüncü üç aylık döneminde Gayri Safi... | |  | Hasan PULUR | | Avrupa bize haksızlık yaptı mı? BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği'nin s... | |  | Derya SAZAK | | Vatandaşın sesi Ülke yönetimindeki üslup ve kadro anlayışının... | |  | Meral TAMER | | Gün ortasında 20 dakikalık uyku, 14 dolara Kıskanıyorum. | |  | Ece TEMELKURAN | | Sen de mi? Sen de öyle misin acaba? En tuhaf şeyleri sab... | |  | Güngör URAS | | Enflasyon yüzde 4, faiz yüzde 21 (...bu ne iştir?) Merkez Bankası, 2007 yılı sonunda enflasyon h... | |  |  | M. Ali BİRAND | | AB geride kaldı, sırada Çankaya var... Türkiye'de yaşamak insanı yorar. | |
|
|