|
Samba da samba samba, kalplere vur bir zımba
Başbakan Tayyip Bey, kimseye göstermeden kıldığı namazlardan birinin sonunda, oturmuş dua ediyormuş:
- Ulu Tanrım, diyormuş; yönetmeye çalıştığım şu bir türlü "gelişmiş" olamayan ülkenin insanlarına da, lütfet dürüstlük, akıl ve zenginlik ihsan eyle...
* * *
O sırada Tayyip Bey'e muarız olan, yani her söylediğine sürekli itiraz eden siyasetçilerden biri de, dua ediyor ve şöyle diyormuş:
- Ulu Tanrım, her konuşmasında halkı kandırmaya çalışarak, katmerli günahlar işleyen şu Tayyip kulunun hiçbir duasını kabul etme...
* * *
Müslüman kulları arasında da, demokratik dengelerin kurulmasından yana olan Tanrı; Tayyip Bey'le, muarızının birbirine zıt düşen dua ve niyazlarını değerlendirdikten sonra; her ikisinin de taraftarları oranına bakarak, Tayyip Bey'in isteklerinin 3'te 2'sini kabul etmeye karar vermiş.
* * *
O nedenle de, Başbakan Tayyip Bey'in iktidarı süresinde dürüst ve akıllı olanlar, zengin olamıyorlar; akıllı ve zengin olanlar, dürüst olamıyorlar; dürüst ve zengin olmaya kalkanlar da bir türlü akıllanamıyorlarmış.
* * *
AB diplomatlarından birinin, bir Türk diplomatına anlattığı bir fıkra:
Delikanlının biri, tatlı mı tatlı, güzel mi güzel genç bir kıza kur yapmaya çalışıyormuş. Ancak delikanlı o kadar mahcupmuş ki, daha ziyade kız konuşuyormuş:
- Söyle bakayım benim bir tanecik sevgilim; yıldızlı gecelere benzeyen gözlerimin bakışını beğeniyor musun?
Delikanlı:
- He... evet, tabii, diyormuş.
- Ya saçları mı bukle bukle olmuş ay ışığından bir ipeğe benzetiyor musun onları?
Delikanlı yine:
- Evet... evet, diyormuş.
- Ya şu göğüslerim; birer şehvet tanrıçası gibi değil mi?
- Tabii... Tabii...
Genç kız:
- Ah canım sevgilim, demiş; bilsen ne kadar çok hoşuma gidiyor bana böyle güzel şeyler söylemen...
* * *
Uzmanlar şimdi tartışıyorlarmış; AB diplomatının mahcup delikanlı olarak kimi, güzel genç kız olarak kimi kastettiğini...
Henüz bir karara varamamışlar.
* * *
TCK'nın 301'inci maddesiyle ilgili bir fıkra:
Tarih canlanmış, iktidar sözcülüğü de yapan bir siyasetçiye soruyordu:
- Niye kelepçelediniz özgürlüğü?
- Kendisinde izinsiz bir silah bulduk efendim.
- İzinsiz bir silah mı buldunuz?
- Evet efendim, yerde yüzükoyun yatarken sırtında kocaman bir bıçak vardı.
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, Türkiye de şeffaflaştıkça; apronlardaki deve kasapları, karısını peygamber ilan eden doçentler ve çocuk pornosuna meraklı çocuk doktorlarıyla nasıl görünüyoruz sence?
Hoca, Bernard Shaw'ın, bir resepsiyonda aşırı dekolte giymiş, sıska mı sıska bir hanıma söylediği sözü tekrarlamış:
"- Açıldıkça daha az görünüyorsunuz Missis.
Ve eklemiş:
- Biz de şeffaflaştıkça öyle...
* * *
Coşkun Karabulut'tan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Hasretim güneşe
biriktirdiğim kardır bir yığın
kardan adamlara hizmetin bedeli
bunca yıl
bir rüzgâr çıkmayagörsün
kar fırtınaları eser içimde
göz gözü görmez
kaskatı kesilirim geceler ayaz
güneşten de korkuyorum üstelik
c.altan@prizma.net.tr
|
|