Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ajda ve Murat


Gazeteciliğimin ilk yıllarında henüz hukuk öğrencisiyken 13-14 yaşında olan Ajda'yla "banyoda" tanışmıştım. Yanlış anlamalara karşı anlatayım...
Kuzenim Utku ile bir barda dağıtmıştık. İçkili halde eve gitmeye üşendim. Onların evinde kaldım.
Sabah banyoda ayna karşısında tıraş oluyorum.
Aynada bir peri kızı belirdi.
Omuzlarına kadar dökülen kestane rengi saçlar, uzun bir boy, şeffaf sayılabilecek bir gecelik, gülümseyen dudaklar.
Çocukluktan genç kızlığa yeni geçiş yıllarında olmalıydı.
Bir gece evvel fazla kaçırdığım için "hayal görüyorum herhalde" diye düşündüm.
Gözlerimi ovuşturdum.
Baktım, arkamda duran ve görüntüsü aynaya yansıyan genç kız hâlâ orada, gülümsüyor.
Gözlerimi sımsıkı kapattım. Birkaç saniye sonra gene açtım, genç kız hâlâ oradaydı.
Yani bir gerçekti.
"Siz Güneri olmalısınız" diye konuşmaya başlayınca artık hiç kuşkum kalmadı.
Sesinde bir neşe, bir ışık vardı.
Ajda'yla işte böyle tanışmıştık. Ankara'da kaldığı sürece küçük bir grup hep beraberdik.
Arkadaşlığımız ve gerçek dostluğumuz hâlâ sürüyor.
O sırada henüz ne ses yarışması birincisiydi, ne de okuldan kaçıp denemeler yapmanın dışında şarkıcıydı...
Peki neden Ankara'daydı?
Çünkü...
Kuzenimin babası, Ajda'nın babası Rıdvan kaptanın çok yakın arkadaşıydı.
Ajda'nın annesi ile babası o günlerde boşanıyorlardı.
Rıdvan kaptan, Ajda'yı psikolojik baskılardan ve travma olasılığından korumak için bir süreliğine Ankara'daki bu yakın arkadaşına ve eşine göndermişti.
...........................
Bunları anlatışımın nedenine gelince...
Büyükelçi Murat Sungar piyanoda, Ajda Pekkan mikrofonda... Şarkının adı, "Kimler geldi, kimler geçti..." Ajda'nın piyanoyla sevişen sesi, Esma Sultan Yalısı'nda yankılanıyor. Önümüzde uzanan Boğaz'ın lacivert sularında sanki hepimizin kendi sineması yansıyor.
Gerçekten... Kendi yaşam sinemalarımıza "kimler geldi, kimler geçti..."
............................
Büyükelçi Murat Sungar'ı da ilk gençlik yıllarımda tanımıştım.
Ankara Koleji'nde Süveterliler rock grubunun kurucusu ve piyanistiydi.
Konserlere kırmızı renkli, "V" yakalı süveterlerle çıkarlardı.
Kız çığlıklarıyla yer yerinden oynardı.
Sonraları Siyasal Bilgiler'e girdi.
O dönemin en güzel sesi Alpay'la çalıştı.
Ankara'nın bütün barlarında piyano çaldı.
İstanbul'un ilk rock grubu olan Deniz Harp Okullu arkadaşlarından ayrılıp Ankara'ya geçen Durul Gence, Şanar Yurdatapan'la da çaldı.
Dışişleri'ne geçip parlak bir diplomat olduğu ilk yıllardan itibaren de müzikten kopmadı.
Böyle sanat boyutu olan bir diplomat, Türkiye'yi klasik yöntemlerin çok daha ötesinde temsil ediyordu.
New York'ta başkonsolosluk, Yeni Delhi'de ve Cenevre'de büyükelçilik yıllarında diplomatlardan kurulu -dışarıdan da takviyeli- caz grupları vardı.
Türk imajına güzel katkıları oldu.
Daha sonraları Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olan Alexandre Philon'dan Sungar için övgüler dinlediğimi anımsıyorum.
Murat Sungar'ın iki özelliği daha vardır.
Sıkı bir motosiklet binicisi ve iyi bir fotoğrafçıdır. Sergi de açmıştır.
Murat Sungar, Ankara'da kurulan AB Genel Sekreterliği'nin başındaydı.
AB'yi en iyi bilen diplomatlardan biridir.
Şimdi de İstanbul'da Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nın başında.
İşte bu ikili, pazar günkü "Şeffaf Oda" programı için bir araya gelince, söyleşi çok keyifli olmaz mı?
Oldu...
Hem de nasıl!
............................
Murat Sungar'ı, çok sevdiğimiz bir ortak dostumuzun evinde, bas gitarda Sedat Ergin, davulda Durul Gence ile birlikte gene dinleyeceğiz.

gunericivaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Samba da samba samba, kalplere vur bir zımba
Başbakan Tayyip Bey, kimseye göstermeden kıld...
Melih AŞIK
Starbucks sırları...
Ankara Kavaklıdere'de Meksika yemekleri yapan...
Fikret BİLA
Blair'in moral ziyareti
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Ankara ziya...
Hasan CEMAL
Yazıklar olsun!
Evet, aynen öyle.
Güneri CIVAOĞLU
Ajda ve Murat
Gazeteciliğimin ilk yıllarında henüz hukuk öğ...
Can Dündar
Lisem 120 yaşında!
Lisemin 120'nci kuruluş yıldönümü balosunu k...
Abbas GÜÇLÜ
Okullarda saç, kıyafet ve cep telefonları
Bizim öğrenciliğimizde saçlar üç numara, önlü...
Metin MÜNİR
Beyaz adam ve kedi
Dün gece, 19. yüzyılın ortalarına doğru Ameri...
Hasan PULUR
Sınırlar arasında...
EN son kitap fuarında gördük Banu Avar'ı. Kal...
Derya SAZAK
Ercan'ın ödülü
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simavi Ödü...
Meral TAMER
Küreselleşmenin Londra'daki yansımaları
Akşam lokantada garsona nereli olduğunu soruy...
Ece TEMELKURAN
Kerinçsiz Abi'nin başına gelenler
"Teşkilata" kabulü için bağımsız olarak yarar...
Güngör URAS
Pijamayla 'Nobel Töreni'ne katılmak mümkün değil
Nobel ödülleri 1901 yılından bu yana veriliyo...
Serpil YILMAZ
"Türkiye, sırtında tarihini taşıyor"
Türkiye'nin değişen ekonomisi, politik ve sos...

© 2006 Milliyet