|
 |
|
|
Küreselleşmenin Londra'daki yansımaları
LONDRA
Akşam lokantada garsona nereli olduğunu soruyorum. "Polonyalıyım, ya siz?" diye karşı soru geliyor. Türk olduğumuzu öğrenince yüzünde güller açıyor: "Oooo, yazarınız Nobel aldı. Televizyonda bir söyleşisini izledim, çok beğendim." Anlaşılan kitaplarını alıp Orhan Pamuk okumaya da niyetli.
Ertesi sabah kahvaltıda hemen yanımızdaki masada bir İtalyan çift, kendilerine göre bayağı koyu renkli, 4-5 yaşındaki Asyalı oğullarıyla kahvaltı ediyorlar. Çekik gözlü minik oğlanın bülbül gibi İtalyanca konuşmasını yadırgıyorum. Ama yarın-öbür gün Afrikalı siyahi bir kadını, yanında Alman eşi ve Çinli küçük kızlarıyla ana dili gibi Almanca konuşurken görürsem şaşırmamam gerektiğinin de farkındayım. Çünkü ekonomiden sonra giderek aileler de küreselleşiyor!
Neleri yadırgadım?
Aslında bu kez Londra'da yadırgadığım o kadar çok şey var ki...
İngilizlerin kızlara laf atmaya başlamalarını yadırgıyorum. Kısa süre öncesine kadar kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçen yabancıları ayıplarken, şimdi kendilerinin de kırmızı ışığı umursamamalarını yadırgıyorum.
Londra kaldırımları ve caddelerinin, çiğnenip tükürülmüş çikletlerin oluşturduğu beyaz lekelerle kaplanmış olmasını yadırgıyorum; hatta ilk anda inanamıyorum. Erkek sevgililerin el ele-kol kola sokaklarda rahatça dolaştıklarını Londra'da ilk kez görüyorum.
Biraz da farklı yerlerde dolaşmayı tercih ettiğimizden olsa gerek, bu kez hemen her mağazada karşıma çıkan tepeden tırnağa örtünmüş, genç tezgâhtar hanım bolluğunu yadırgıyorum.
Prenses Diana'nın ölümünden sonraki 1 hafta içinde Buckingham Sarayı ve Başbakanlık'ta kapalı kapılar ardında yaşananları kısmen belgesel olarak anlatan filmde (Stephen Frears'ın), fikir özgürlüğünün gerçekten varolduğu, Kraliçe Elizabeth'in bile kıyasıya eleştirilebildiği bir ülkede sanatçı olmanın ayrıcalığını yadırgıyorum.
İngiliz şoförün gündemi
Havaalanından bizi şehre getiren şoförün, kullandığı arabanın atmosfere her yıl 2.2 milyon ton karbondioksit yaydığını anlatmasını yadırgıyorum.
Gerçi bizim taksi şoförlerine de haksızlık etmemek lazım: Aralarında derin felsefe yapan, siyaseti yakından izleyen, insan sarrafı olan hayli ilginç tipler vardır; ama küresel ısınmaya kafa yoranına ben bugüne kadar rastlamadım. Çünkü bizim siyasetçilerimizin, yüksek bürokratlarımızın, medyamızın, iş dünyamızın gündeminde böyle bir konu yok.
İngiltere'de küresel ısınma, ülkenin gündemine tamamen oturmuş durumda. Her gün gazetelerin baş köşelerinde onlarca yazı yer alıyor. Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone, "Yeni evlerde yenilenebilir enerji kullanmayanlar, 1.7 milyar sterlinlik destek fonundan zırnık alamaz" diyor.
Karbon Vakfı, tam sayfa gazete ilanlarıyla günlük hayatta araba kullanmak, uçağa binmek, klima çalıştırmak gibi eylemleriyle her İngilizin atmosferi ne kadar kirlettiğini gözüne sokuyor.
Ana muhalefet lideri David Cameron, kısa mesafeler için bisiklete biniyor ve evinin enerji ihtiyacını rüzgâr türbini ve jeotermal enerjiyle sağlıyor.
Belki de en çok, bir siyasetçinin toplumun, hatta dünyanın yararına olan bir stratejiyle halktan oy istemesini yadırgıyorum. Daha doğrusu galiba imreniyorum!
mtamer@milliyet.com.tr
|
|
|

|