Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Aralık 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sisler içinde


İstanbul'un geçit vermez yoğun sisi; buharla buğudan dokunmuş, göz gözü görmeyen beyaz bir karanlık gibi çökmüş Boğaz Köprüsü'nün üstüne.
Sanki yeryüzü ters dönmüş de, yerçekimsiz bir boşlukta, bulutların içine yuvarlanmışız. Ne arka görünüyor, ne ön, ne de yanlar...
Arada sırada bir hava akımıyla tül tül savrulan beyaz duman yığınlarının ortasında, ölü gözü gibi sarı ışıklarıyla yürümeye çalışan araba hayaletleri seziliyor.
***
Nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz, neredeyiz? Hiç belli değil!..
Ne gök var, ne deniz, ne de kara. Sislerin ortasında biçimlerimizden soyunup, sislerle özdeş olarak eriyip gitmiş gibiyiz.
Ve usul usul, dura yürüye, bir yerlere doğru kayıyoruz.
***
Ayda 70 yazıyı aşan bir tempoyla çalışıyorum sisler içinde.
Adı-sanı olmayan, kaybolmaya mahkûm yazı hevenkleri; bulut bulut uçuyor parmaklarımdan.
Libya'ya sattığımız hayvanlar hasta çıktığında, Libya aramızdaki anlaşmayı bozmuş ve Bulgarlarla Romenlere başvurmuş hayvan almak için.
İşte bir yazı konusu.
Vaktiyle de İngiltere'ye kuruüzüm diye keçi kakası ihraç etmiştik.
Şark kurnazlığının dünyaya kazık atmaya özenen ayıplı ahmaklığı.
***
Nedir o önde görünen? Bir kamyonet galiba...
Libya'ya satılan hasta koyunlar, küçük fıkraya da gider, büyük fıkraya da...
Ulan dur, çarpmayalım şu öndeki kamyonete...
***
Bizim Edirne davası ne oldu acaba?
Hani Edirne'deki sulh hukuk yargıcı, Edirne'deki genelevlerin açık artırmayla kiralanacağını bildiren bir ilan vermişti Cumhuriyet gazetesine de; bizler de, bu konuda alaylı yazılar yazdığımız için mahkemeye çekilmiştik.
***
Edirne'deki genelevlerin sahibi ölmüş, genelevler miras olarak karısına kalmış.
Ancak adamın eski karısından bir çocuğu varmış. O da anasıyla miras üstünde hak iddia eden bir dava açmış.
Mirasçılar arasındaki anlaşmazlık karara bağlanıncaya kadar, kimsenin zarara uğramaması için de; yargıç, kayyum olarak evleri resmi ilanla kiralamaya kalkmış.
***
Ayrıca ilanda özendirici ayrıntılara da inilmişti. 6 kadın çalıştırılırsa, günlük kazancın ne kadar olacağı; 8 kadın çalıştırılırsa ne kadar olacağı gibi...
İsveç'ten geldiğim günün ertesinde çıkmıştım mahkemeye.
***
Bu sis kolay dağılmaz. Ne vapur kalkar bu havada, ne uçak.
Yabancı gazeteler de ilgilenmişlerdi Edirne davasıyla.
Şimdi Bandol'da olsaydım. Yaşam düzenli, hava da ılıktır oralarda.
Kafamda kıpırdayıp duran romana başlardım.
Yorulunca da kıyıdaki kahvelerden birine iner, bir bardak şarap içerdim. Cote de Rhone, yahut Beaujolais.
***
Yandaki herife bak, önüme geçmeye çalışıyor. Sanki daha hızlı gidecek önüme geçerse.
Göz gözü görmeyen köprü üstünde, kendince kanıtlayacak kurnazlığıyla üstünlüğünü.
***
"Küçük Bahçe"nin çevirisi bilmiyorum ne zaman bitecek. Paris'e giderken en azından 30 yedek yazı bırakmak gerekiyor.
***
"Zurnada Peşrev Olmaz"... Değişik bir kitap bu. Bakalım ilgi görecek mi? Öğleden sonra oturup küçük fıkralardan 5 tane yazabilsem.
***
Geç ulan, geç işte! Şimdi arkadan gelen de bize çarpacak. Şu bizim araba kullananlar, ne kadar da ilkel ve bencil oluyorlar. Kağnıdan motora zıplamanın görgüsüzlüğü belki de...
***
Biz kaç devlet kurmuştuk? Galiba 16.
Amma da çok devlet kurmuşuz. Aynı zamanda o kadar da devlet batırmış olduğumuz pek aklımıza gelmiyor nedense.
Demek kurup kurup batırmış, yahut batırıp batırıp kurmuşuz.
***
Ne kadar yoğun bir sis. Hiçbir yeri görünmüyor Boğaz'ın.
Bir kez de Bolu'yla Uludağ'da yakalanmıştım böyle bir sise... Bir de Gâvur Dağları'ndan inerken.
***
Yahut öğleden sonra büyük yazıları yazayım önce. Okuyan var mı, yok mu; onu da bildiğim yok ya!
***
Bandol'a gitsem... Torunu da alsam yanıma:
- Yine yazı mı yazıyorsun dede?
- Evet.
- Niye hep yazı yazıyorsun?
- Ekmek parası için...
- Sen o kadar çok ekmek yemiyorsun ki...
- Sus bakalım da, bitirelim şu yazıyı!
Dede olmak hiç aklıma gelmezdi. Oysa torun, ilkokula bile başladı.
***
Amma da uzunmuş bu köprü. Bu siste bakalım kaç saatte varabileceğiz Babıali'ye...
***
Libya'ya satılan hasta koyunları büyük fıkra yaparsak. Bir de, bir türlü açılmayan dış krediler üstüne bir yazı yazarız, eder 2...
Kaçırılan Suadiye vapurunu da, küçük fıkrada kullanırız.
Bu bizim gençlik de; tam bir otofajiye yuvarlandı, kendi kendini yiyip, yok ediyor.
Acaba Bedri nasıl oldu? İlhan iyileşmiş, neyse...
***
Sanki önüme geçtin de büyük başarı sağladın; çakıldık duruyoruz işte. İleride bir kaza mı oldu, nedir?
***
Yeni romanda çocuğunu yanlış eğiten bir annenin; aynı çocuğu bir kez daha doğurup, daha değişik eğitmeye çalışmasını işleyeceğim.
Çocuk dilediği gibi olmayınca, bir kez daha doğurup, yeniden eğitecek.
Sonra yine olmayacak. Ve tekrar doğurup, tekrar eğitecek.
Birincisinde çocuk pısırık olmuşsa; ikincisinde kumarbaz; üçüncüsünde sahteci; dördüncüsünde homoseksüel; beşincisinde palavracı; altıncısında gaddar; yedincisinde duygusal; sekizincisinde kafasız; dokuzuncusunda deli olacak.
Oyuncaklı bir roman. Kim bilir ne zaman yazabileceğim?
***
Yol biraz açıldı. Soldaki arabayı bir kadın kullanıyor galiba.
***
Öğleden sonra önce şu Libya'ya satılan hasta hayvanları yazmalı. Küçük fıkraları akşam da yazsak olur.
***
Öndeki araba yine sağa geçmek istiyor, akılsız mıdır nedir? Köprünün sonuna yaklaşıyoruz gibi...
Ne ön belli, ne arka. Sis bastırdıkça bastırıyor. Göz gözü görmeyen bir beyazlıkta, dura kalka gitmeye çalışıyoruz işte...

Not: 28 yıl önce yazılmış bir yazı... "Gölgelerin Gölgesi"nden...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Düşünen Adam heykeli
RODİN'İN ünlü düşünen adam heykeli... Türkiye...
Çetin ALTAN
Sisler içinde
İstanbul'un geçit vermez yoğun sisi; buharla ...
Yasemin CONGAR
ABD'nin Irak'ta çıkış arayışı
Irak'taki durumu düzeltmenin "sihirli formülü...
Can Dündar
Sinemam Gaymak
Fransa'dayım.
Semih İDİZ
Irak'ta denge Kürtlerin aleyhine değişiyor
Avrupa Birliği'ne gömülerek Türkiye'yi kısa v...
Faik ÖZTRAK
Büyüme neden yavaşladı? (2)
Önceki yazımda net özel yabancı sermaye giriş...
Hasan PULUR
"Amerika'yı artık sevmiyorum!"
RADYODA spiker "Irak haberleri"ni okuyordu......
Yaman TÖRÜNER
Stanley Fischer ne diyor?
Fischer, uzun yıllar IMF Birinci Başkan Yardı...
Güngör URAS
Memurun canı can...
Anayasa Mahkememiz "Memurun canı candır, işçi...

© 2006 Milliyet