|
 |
|
|
Radyolu yılların Nobel'i: İpana bilgi yarışması
Orhan Pamuk'un babası Gündüz bey, radyoda Orhan Boran'ın sunduğu "İpana 21 Puan Bilgi Yarışması" programına katılmış ve 21 puanı tutturan ilk yarışmacı olmuştu
SABETAY VAROL
Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan isim açıklanır açıklanmaz polemik çarkı her yıl olduğu gibi uluslararası edebiyat çevrelerinde tüm şiddetiyle dönmeye başladı. Ödül yazarlara, eserlerinin edebi değeri için mi verilir, yoksa işin içine politika da bulaşır mi?
Tartışmadan ben de nasibimi aldım geçen hafta. Çünkü ilgi yalnızca ödül sahibiyle aynı dili paylaşanlar arasında değil her yerdedir. Edebiyatçı olmamama rağmen, Radio France Internationale (RFI) radyosunun Latin Amerika bölümü tarafından düzenlenen bir tartışmaya davet edildim. Benden başka, her biri ülkesinde edebiyat dergisi yönetmeni üç Güney Amerikalı telefonla bağlandı.
Politik konuları en az işleyen yazarlardan biri
İspanyolca dünyanın en yaygın dillerinden biri. Cervantes'in dilinde kalem oynatan beş İspanyol, dört Latin Amerikalı tam dokuz yazar bugüne kadar Nobel Ödülü sahibi oldu. Tüm ödüllere bölünürse oran yüzde 9. Latinlerin hepsi bildik isimler: Guatemalalı Asturias (1967), Şilili Neruda (1971), Kolombiyalı Marquez (1982) ve Meksikalı Octavio Paz (1990).
Sanırsınız ki Latin Amerikalıların gözü Nobel'e tok. Ama 20'nci yüzyılın en büyük yazarlarından Arjantinli Jorge Luis Borges (1899-1986) ya da Perulu Mario Vargas Llosa
(1936-) tıpkı bizim Yaşar Kemal gibi her seferinde kapıdan geri çevrilmiş.
Bu iki ismin ortak yanı sağcı olmaları. Hatta Borges, Arjantin cuntası ile hayli iyi geçinmiş. Vargas Llosa yeni muhafazakarlara yakın görüşler savunuyor. Yine de Perulu edebiyatçı Feliciano Parilla, haksızlık etmeyip Orhan Pamuk'un bu ödülü almadan önce bütün dünyada tanındığını; Fransa, Amerika gibi ülkelerde birçok ödül aldığını belirtmeyi unutmadı.
Bense halkın önemli bir yüzdesinin Türkiye'de Pamuk'un bu ödülü hak etmediğine inandığını, "gayri milli" açıklamaları sayesinde kendisine ödül verildiği inancının yüksek olduğunu hatırlattım. Buna rağmen 100 küsur yıllık Nobelliler listesine göz atılırsa gerçekte Orhan Pamuk'un "politik konuları en az işleyen yazarlardan biri olduğunu" söyledim. Sadece bir romanının ("Kar") siyasi içerik taşıdığını ama bu eserinde bile taraf tutmadığını belirttim.
Kısacası, dört kez Nobel ödülü aldıkları halde Nobel'e doyamayan Güney Amerikalılar önünde sahte bir alçak gönüllülük sergiledim. Bu arada, konuları son derece profesyonelce tartışan üç entelektüelin ilgisini çekmeyeceğini bile bile Pamuk ailesiyle uzun yıllar aynı apartmanı paylaştığımı söylememezlik de etmedim.
Ertesi gün okulda bilgi yarışmasının yorumu yapılırdı
Ölmeden önce bavulunu Orhan Pamuk'a teslim eden babası Gündüz Pamuk benim de çok iyi bildiğim bir isim. Ailenin bir bölümü, bu arada Gündüz bey 1956'da Nişantaşı'ndaki Pamuk Apartmanı'nın iki dairesinden birini bize, ikincisini bir akrabamıza satıp oradan taşınmışlardı.
Geriye kalanlar, "Cevdet Bey ve Oğulları"ndaki Nigar hanıma tıpatıp benzeyen babaanne, girişte oturan amca, üst kattaki halayla sonradan hukuk fakültesi dekanı olan enişte İlhan Akın yıllar yılı kapı komşumuz oldu. Sıkça bozulan asansör yüzünden elinde filelerle yürüyerek dört kat merdiven çıkan, babaanneden fırça yiyen ailenin yaşlı ve kısa boylu aşçısı hâlâ gözlerimin önünde.
Gündüz Pamuk ismini, binadan taşındığı halde bu adrese gelen mektuplardan bilir, kim tarafından yapıldığının anlaşılmayacağını sanıp zarftan yırttığımız pullarla pul koleksiyonumuzu zenginleştirirdik.
Gündüz bey 1950'li yılların sonlarında veya 60'ların başlarında Orhan Boran'ın sunduğu "İpana 21 Puan Bilgi Yarışması" programına katılmış, dört puanlık son derece zor soruları tercih ederek önce bir çırpıda 20 puanı alıp, peşinden tek puanlık kolay soruyla, 21 puanı tutturan ilk yarışmacı olmuştu.
O zamanlar herkes İstanbul Radyosu'nu dinler, ertesi gün okulda bu bilgi yarışmasının yorumu yapılırdı. Ailelerimiz arasında muhabbet yoktu, kat mülkiyeti yasası çıkmadığından apartmanın o tarihte yarım duran çekme katının "irtifak hakkı" ihtilaf konusuydu. Öyle olduğu halde, ilk kez o zaman Pamuk ailesinin bir bireyinin başarısıyla gurur duymuş, "tanıdığımız" diye sınıfta hava atabilmiştim.
Annem, cevabını bildiğim her sorudan sonra "Bak kaç para kaybettin" diye takılırdı. Gündüz Pamuk'a sorulan sorulardan hiçbirine cevap veremediğimi hatırlıyorum. Şimdi hepimize çocukça gelebilir ama "radyolu yıllar" için bu başarı, sadece bir Türk yazarı değil, henüz tek bir Latin Amerikalı yazarın bile yanına yanaşamadığı Nobel Ödülü kadar önemliydi.
|
|
|

|