|
 |
|
|
Sabah neşesi bitti mi? / Meriç Erkan gitti mi?
Meriç Erkan: Ahuuucum, Ahuuu, hadi mangala... Ahu Tuğba: Ne mangalı be? Meriç Erkan: Tamam o zaman, Sivas kangala.
tubakyol@yahoo.com
Bir arkadaşım sevgilisiyle Antalya civarlarında bir yerde tatilde. Nasıl tatilse; kuş gözlemleyerek, bu arada bitkilere ve ağaçlara da bakarak takılıyorlar. İki-üç ay gezecekler böyle. Çok erken kalkıyorlar, çok erken yatıyorlar. Telefonla bile pek görüşemiyoruz.
Geçen gün aradı ama. Sesi telaşlı, neredeyse ağlamaklı geliyordu: "Ahu Tuğba'yla Meriç Erkan yasaklanmış, doğru mu? N'olur çabuk söyle, Meriç Erkan artık yok mu?"
Arkadaşım kuşları mı karıştırdı? Kuşum Aydın'ı bir kuş türü mü zannediyor?
Yalnız başına izleyen infilak eder
Acı haberi duymuş, beni arıyor. Çünkü biliyor ki bu acı ikimizin ortak acısıdır. Sabahları ilk iş televizyon kumandasına, sonra da birbirimizi aramak için telefona sarıldığımız o mutlu günler sona erdi.
Güne nasıl da neşeyle başlıyorduk.
Meriç Erkan hakikaten komikti...
Ben mesela arkadaşımın tatile çıkmasına, görüşemeyeceğiz diye değil, en çok "Ben artık kiminle izleyeceğim Meriç Erkan'ı?" diye bozulmuştum.
Keşke o yok diye "Gün Aydın"ı izlemeyi bırakacağıma, Meriç Erkan'ın son günlerinin tadını çıkarsaydım. Ahu Tuğba'yla artık birlikte değiller, minibüslü yeni adam da hiç komik değil, e telefonda geyik çevirecek biri de yok diye izlemiyordum. Nereden bilirdim böyle olacağını.
Gerçi yalnız başına izlenebilecek bir program da değildi.
İnsan yalnız başına ekran karşısında...
Delirir, şişer, infilak eder!
Ben birkaç kez yalnız izlemeyi de denedim tabii, oradan biliyorum.
Herhalde yasaklanma gerekçesi de bu olsa gerek. Evde yalnız olanların ruh sağlığını korumak.
"Meriç Erkan palas, hammaddesi kalas"
İzlerken hiç not almamışım. Mesleki olarak izlemiyordum, "Yazarım bir gün" diye de düşünmemiştim.
Ekşi Sözlük'ten buldum ama...
Meriç Erkan'ın program esnasında söylediklerinin küçük bir kısmı:
Meriç Erkan palas, hammaddesi kalas.
Şimdi Ahu'nun aklı var, topun yok. Kamyon gelince Ahu kaçar, top kaçamaz. O yüzden topun peşinden koştum.
Ahuuuuu! Gaza gelme bana gel!
Bak Çağla, burası benim evim. Çek git burdan. Bak burası Ahu'yla koştuğumuz yer. Burası hocayla kavga ettiğimiz yer. Burası yüzdüğümüz yer. Buralara sık sık gelişim ondan.
Aydın ile Hilal Cebeci'yi unutacaktık az kalsın
Geçen gün yine alışkanlıkla "Gün Aydın"ı açtım. Aaa Aydın. Ben onun suretini unutmuşum. Biz geç kalktığımız, programın açılışını genellikle kaçırdığımız için Meriç Erkan'lı günlerde Aydın, hele de Hilal Cebeci, bizim için birer sesten ibaretti.
Kameralar onları pek göstermiyordu.
Hatta bazen telefonda şöyle konuşmalar geçiyordu aramızda.
- Aydın stüdyoda mı? Bugün hiç görmedim.
- Sesi geldi az evvel.
- Sus sus, Hilal Cebeci bir şey diyor galiba.
- Aman sussam, sanki ne dediğini anlayacaksın da.
Hepimiz aynı tür insan değil miyiz?
RTÜK'ün istediği herhalde buydu. Şimdi belgesel falan izliyorum eğlenmek için. Mesela 100 yıldır Dünya'dan gönderilen radyo sinyalleri ile binlerce yıldızın tarandığını, bu yıldızlarda diyelim ki cep telefonu falan gibi bir şey var mı diye bakıldığını öğreniyorum. Amerikanca tepki vereceksek eğer, wow!
"Wow" adını verdikleri bir sinyal yakalamışlar ama henüz bu sinyalin ne mene bir şey olduğunu anlayamışlar. Böyle bir film de yok muydu, Jodie Foster oynuyordu galiba.
Bir de yine binlerce yıldızı tarayarak yapay ışık arıyorlarmış. Bir yıldızda biri eğer elektrik düğmesine dokunursa... Bulacağız biz onu.
Sonra çakalları izledim. Batı çakalı ile kuzeni kurt çiftleşmiş, Doğu çakalı diye yeni bir cins çıkmış ortaya.
Kuzenlerarası çiftleşme hadisesi sık oluyor galiba.
Belki aramızda da varmış, insanlar arasında yani...
Çünkü bazı bilim adamları insanın ataları Homo Sapiens ile sonradan nesli tükenen kuzeni Neandertallerin büyük olasılıkla çiftleştiklerini söylüyor.
Bunu izlemedim, okudum: "ABD'li antropolog Erik Trinkaus 35 bin yıllık iskeletler üzerinde yaptığı araştırmada, insanın atalarıyla Neandertallerin çiftleştiklerini ve Avrupa halklarında Neandertal atalarından genetik kalıntılar olabileceğini öne sürüyor."
Hepimiz aynı tür
insan değil miyiz?
Bir kısmımız Doğu çakalı gibi mi?
Biraz kurt, biraz çakal.
Biraz insan, biraz Neandertal?
Bilimin yeni bulguları ırkçılığı hortlatır mı yeniden?
Bu bulgular kesinleşecek de, ırkçılar bunları öğrenecek de, ooo...
O zamana kadar uzayda bir yıldızda cep telefonu, gece lambası falan buluruz, ırkçılığa Dünyalı-Uzaylı falan tadında yeni boyutlar ekleriz muhtemelen.
Yazmak "telafi etkinliği" olabilir mi?
Orhan Pamuk, Nobel konuşmasında "yazarlara en çok sorulan, en çok sevilen soru"ya da cevap verdi. Neden yazıyordu?
"İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. (...) Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya tıpkı bir rüyadaki gibi bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için yazıyorum."
En hoşuma giden "Neden yazıyorum?" cevabı geldi aklıma. Michel Houellebecq'inki.
Hayvanlardan bahseder Houellebecq. "Yoksunluk içindeki bir hayvanın ilk tepkisi, genellikle, var gücüyle hedefe ulaşmaktır" diye yazar. Mesela aç bir tavuğun yemle arasına tel bir kafes konduğunda, tavuk bu kafesin ardına geçmek için çılgınca çabalarmış. Güvercinler de böyle. Ama tüm çabalara rağmen yeme ulaşamadıklarında bu gayretin yerini görünüşte amaçsız başka bir davranış alırmış. Güvercinler yiyecek hiçbir şey bulunmayan yeri sürekli gagalamaya başlarlarmış. Bir yandan da kanatlarını temizlerlermiş.
"Yoksunluk ya da çatışma durumlarında sık sık görülen böylesi gereksiz bir davranışa 'telafi etkinliği' denir" diyor Houellebecq.
Tavuklar, güvercinler...
Ya insan?
Houellebecq'e göre insanın telafi etkinliği...
Yazmak.
|
|
|

|