|
Emekli Korgeneral konuştukça biz hatırladık...
DÜNYANIN en büyük bilgisayarı insanın beyni...
Bir olayı seyrederken, birini dinlerken birden bakıyorsunuz, beyninizin hatırlama merkezi harekete geçiyor, sanki "Unutma, bunlar da var!" diye uyarıyor.
***
PAZAR gecesi Haber-Türk televizyonunda Melih Meriç'in yönettiği "Basın Kulübü" programını izliyorduk, konuk Kuzey Irak'taki "çuval olayı"nı anlatan emekli Korgeneral Köksal Karabay'dı. Amerikan askerleri, özel Türk timinin kaldığı eve baskın yapmış, 10 kadar Türk askerini kelepçeleyerek başlarına çuval geçirip alıp gitmişlerdi. Emekli General bu olayı anlatıyordu.
***
E. General'in anlattıklarının, sivil hayata geçiş bölümü de çok ilginçti. İki yıl üst üste orgeneralliğe terfi edemeyen Karabay, emekli olur olmaz önce Amerika'ya yerleşmiş bir Türk işadamından teklif alıyor. Kuzey Irak'a giden Türk işadamlarının, işçilerin ve TIR'ların güvenliğini bu şirket üstlenecektir. Hemen bir şirket kuruluyor, emekli General bu şirketin yönetim kurulu başkanı oluyor. Ama, vatan için, millet için, devlet için, yani fisebillillah ücretsiz, parasız... Üstelik şirket yöneticileri arasında tek bir Amerikalı yok... Amerika'daki bir şirket de bu şirkete katılıyor. Sonuç: Amerika'dan para gelmiyor, şirket işi yatıyor.
***
OYSA, meşhur "Acarkent"in sahibi İsmet Acar, generalimizin emekli olduğunu duyar duymaz ta Gürcistan'dan arıyor. Ne de olsa hemşerilik var, bu defa onunla benzer bir şirket kurmaya kalkıyorlar. O da yürümüyor; sonunda emekli Korgeneral, İsmet Acar'la Bodrum'da bir akaryakıt istasyonuna yarı yarıya ortak oluyor.
İki defa terfi ettirilmediği için istifa eden General'in kıymetini görüyorsunuz. Her Amerikalı, Türk asıllı işadamı onu arayıp buluyor, hem de İsmet Acar gibi bir inşaatçı...
***
İŞTE bu dinlediklerimiz bize neyi hatırlattı biliyor musunuz?
1970'li yıllarda Zincirlikuyu'da askerlerin bir alışveriş merkezi vardı, siviller de girebiliyordu. Biz de bir akşam hanımla gittik. Birine gözümüz takıldı. Başında kahverengi fötr şapka, sırtında lacivert bir pardösü, ayağında kahverengi ayakkabı... Biraz daha dikkatle bakınca tanıdık. İki üç ay öncesine kadar genelkurmay başkanı olan Orgeneral Memduh Tağmaç, elinde torba alışveriş yapıyor, o da kendisini tanıtmıyor.
***
BU bir anımız. Bir de okuduğumuz bir olay var.
Selahattin Adil Paşa, Kurtuluş Savaşı komutanlarındandır, savaştan sonra İstanbul komutanlığı yapmış, bu arada görevi gereği yabancılarla tanışmıştır. Emekli olunca da birkaç yabancı şirketin mümessilliğini almıştır.
***
YIL 1939'dur. Türkiye, Almanya'dan 8 adet Henkel bombardıman uçağı alacaktır. Alman firmasının Türkiye mümessili Selahattin Adil Paşa'dır.
Milli Savunma Bakanı Naci Tınaz, emekli generale bir mektup yazar, komisyonculuktan alacağı 25 bin liradan vazgeçmesini söyler, hem de çok sert bir ifadeyle:
"Şu halde savaş uçağından 3 bin lira komisyon almak gibi devletin müdafaa kuvvetlerine suikastta bulunuyorsunuz. Eski bir generalin fakir milletin hazinesinden hâlâ böyle para almak işteyişi beni çok müteessir etmiştir. Sizden ricam şudur:
Bu paradan vazgeçtiğinizi firmaya yazarak bizim pazarlık ettiğimiz yekûnden bu miktar tenzil edilmelidir. Eğer buna muvafakat etmezseniz Türkiye de bu 8 bombardıman uçağının bu karışık durumu içinde bu harp silahlarından mahrum kalacaktır. Bunun bütün vebali sizin omuzlarınıza yüklenecektir. Çabuk cevap vermenizi rica ederim."
Selahattin Adil Paşa da Bakan'ı, Başbakan Refik Saydam'a şikâyet eder. "Bu memlekette kanuna uygun ticaret yapmak yasak mı?" diye sorar.
Sonunda ticaretten çekilir, borçlarını evini satarak öder.
***
ŞİMDİ diyeceksiniz ki, emekli Korgeneral Köksal Karabay'ın anlattıklarıyla bunların ne ilgisi var?
İnsan beynine hükmedemiyor ki, beyin insana hükmediyor.
Beynimiz de, emekli Korgeneral'i dinledikten sonra bize bunları hatırlattı.
Eski okurlar da diyecekler ki, "Sen bunları daha önce de yazmıştın galiba!"
Evet, yazmıştık, ama neyleyelim ki beynimizin hatırlatma merkezi yine hatırlattı.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|