Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Aralık 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Erdoğan, köprüleri neden atmadı?


Avrupa Birliği ile ilişkilerin geldiği noktaya bakılacak olursa, bunların iç politikaya yansıması ilginç ipuçlarını da beraberinde getiriyor.

Geçen haftaki sonuçlar Ankara tarafından tahmin ediliyordu. Başlıkların 5'e indirilmeyip 8'de kalması, açılacak paragrafların kapanmadan askıda bırakılmaları beklenmiyor olabilirdi. Ancak Kıbrıs konusundaki tutumumuz karşılığında belirli bir ceza geleceği biliniyordu.

Asıl önemli olan, Ankara'nın tepkisiydi.

Brüksel başta olmak üzere, birçok başkentin kaygısı Başbakan'ın son derece sert bir tepki vereceği ve ipleri koparma noktasına kadar gidebileceği şeklindeydi.

Seçim dönemine girildiği bir sırada, hele Avrupa Birliği konusunun kamuoyunda son derece ters yankılandığı bir sırada Erdoğan'ın sertleşmesi normal görülüyordu. Ulusalcı oyları kendine çekemese dahi, AB'ye sert çıkan bir AK Parti lideri prim toplayabilirdi. Milliyetçilik bayrağını sallayabilir, hiç değilse muhalefete fazla bir eleştiri olanağı bırakmazdı.

Genel beklenti, Erdoğan'ın fırtına koparmasıydı. Hatta, Komisyon'un tavsiyesinin açıklandığı gün, NATO doruğunda bulunan Erdoğan'ın sert şekilde "Böyle şey kabul edilemez" tepkisi ajanslara düşünce, herkes "Tamam, Erdoğan kıyameti koparacak" dedi. Ancak aynı gece Ankara'ya dönen Başbakan şaşırttı.

Son derece sakin, başkaldırmayan ve uzun vadeli çıkarlarını ön plana alan bir yaklaşım sergiledi. Ardından, AB Dışişleri Bakanları ve zirve toplantısı da geldi geçti ve Başbakan yine soğukkanlılığını korudu. Tepki gösterdi, ancak sert değildi. İlişkileri askıya alacak veya daha da gerginleştirecek bir adım atmadı.

Neden acaba?

Başbakan istese sertleşebilir ve gerçekten de fırtınalar estirebilirdi. Bundan dolayı prim de kazanabilirdi.

Yapmadığına göre, bir hesabı olmalı.

Erdoğan'nın sertleşmemesinin altında iki temel neden yatıyor.

Bunlardan biri, Avrupa Birliği ile ilişkileri gerçekten önemsemesi ve zaten gerilen ortamı daha da germek istememesidir. Türkiye'yi bir din devlet yapmak gibi gizli bir gündemi olmadığını ve AB ilişkilerinde son derece kararlı ve ciddi olduğunu göstermek istemesidir. Kim ne derse desin, hem AB'ye tam üyelik peşinde koşmak, hem de Türkiye'yi dincileştirmek imkansızdır. AB, Türkiye'de İslamcılığa göz yummaz. Tam aksine son derece sert tepki verir. Erdoğan'ın tutumu, AB çevrelerinde "bu adam, tam üyelik konusunda gerçekten samimi" sözlerinin birden artmasına yol açmıştır.

İkinci neden, AB ile ilişkileri kesmenin veya etkinliğini kaybedecek derecede hırpalamanın, üyelik perspektifinin kaybolduğu sonucunu doğuracak bir noktaya getirmenin hem ekonomik, hem de siyasi yönden önemli kayıplara yol açması olasılığıdır.

Türkiye seçim dönemine girmiş durumda.

AB ile ilişkilerini kopma noktasına getirmiş bir Türkiye'nin, en fazla ihtiyaç duyduğu bir sırada ekonomik sarsıntıya girmesi akıllıca bir tutum olmasa gerek.

İşin bir de siyasi yönü var.

Ne olursa olsun, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde AK Parti hırpalanacak ve laiklik konusundaki yaklaşımı çok sorgulanacak. Kamuoyundaki kuşkular daha da arttırılacak. Bunları engellemenin imkanı yok. Ancak yine de, AB ilişkisi Erdoğan'ın elindeki en önemli güvence. Bu sayede üzerindeki soru işaretlerinden hiç değilse bir bölümü kalkıyor. "Türkiye'yi maceraya sürükleyen lider" suçlamalarından kurtulabiliyor.

AB ile ilişkisini koparmış bir Erdoğan'ın hem siyasi, hem de ekonomik yönden uğrayacağı zararı, alacağı yaraları düşünürsek, bu tutumunun neden daha mantıklı olduğunu görebiliriz.

Hele bir seçimler geçsin, yukarıda yaptığımız hesaplar değişsin, işte o zaman AB ile ilişkiler konusunda çok farklı bir Erdoğan bulabiliriz. Ancak bugün için Başbakan, garantili politikayı tercih etmiş görünüyor…

* * *

GENÇLERİ AB KONUSUNDA CAHİL BIRAKIYORUZ...

Önce Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, ardından da İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde konuk oldum. Sadece Avrupa Birliği değil, aynı zamanda kanallardaki Ana Haber Bültenleri'ni de tartıştık. Hemen herkes, bazı Ana Haber Bültenleri'nin sadece sokak kavgalarına, yemek yapımlarına, seks çağrışımlı konulara ve Ana Haber Bültenleri'ne yakışmayan abartılı magazin (kayak yapan maymunlardan, kedi-köpek haberlerine kadar bir dizi konu) ile dolu haberlere yer verilmesinden şikayetçi. Doğrusunu söyleyeyim, bu açıdan KANAL D HABER ile gurur duydum. Zira bu gidişi, tam anlamıyla değiştirdik ve de 1'inci sıralarda dolaşıyoruz. Demek ki, oluyormuş. Demek ki, seyirci sadece kıl tüy haberlerini değil, ciddi haberleri de (verildiği taktirde) izlemeyi tercih ediyormuş.

Bu iki üniversitede beni en çok etkileyen, genç insanlarımızın, AB konusunda hem bilgisiz, hem önyargılı olmaları, hem de giderek artan biçimde muhalefet yapmaları oldu.

İnanılmaz bir bilgi yetersizliği yaşanıyor. Doğru olmayan haberlere, bazı köşe yazarlarında gördüğümüz ideolojik ve sloganlı yorumlara inanıp, AB projesini yerden yere vuran bu gencecik insanlara kimse sahip çıkmıyor. Yalan yanlış bilgileri ne düzelten var, ne de farklı görüşle karşılarına çıkan. Öğrencilerin çoğunluğunun kafası karışık ve sesini yükselten AB aleyhtarlarıyla itişmekten çekiniyorlar.

Çarpıcı bir örnek. Her iki üniversitede de kendilerini "Yurtseverler", "Ülkücüler", "İşçi Partililer" ve "Ulusalcılar" diye tanıtan bazı gençler, ısrarla "Geçen yıl Fransa, sömürgesi olan Fiji adasını, bağımsızlık istediği için bombaladı ve yerle bir etti.." dediler.

Buna öylesine inanmışlar ki, böyle bir olayın gerçekleşmediğini, tümüyle yanlış olduğunu anlatamadım. "Nasıl olur da, böylesine gaddar bir Fransa'nın bulunduğu bir AB'ye gireriz" diye tepki gösterdiler.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e, Başmüzakereci Ali Babacan'a, Devlet Bakanı Beşir Atalay'a ve YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'e buradan seslenmek istiyorum.

Eğer gerçekten Türkiye'yi AB'ye taşımak istiyorsanız, hiç zaman harcamadan üniversitelerimize el atın ve gençlerimizi bilgilendirin. Konferanslar düzenletin. Bu konudaki dersleri teşvik edin.

Bugüne kadar hiç hareket etmediniz. Üniversiteler AB düşmanı durumuna giriyor.

Görmüyor musunuz?

Bir şeyler yapmayacak mısınız?

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Anayasa Mahkemesi ve bürokrasi
GÜNLERDİR Anayasa Mahkemesi'nin "memurlar leh...
Çetin ALTAN
'Şeb-i yelda' en uzun gece
Bu gece, saat 24.00'ten sonra yarının takvim ...
Melih AŞIK
Şekersiz konu!
Ülkede para eden ne varsa satmayı... Böylece ...
Fikret BİLA
Sine-i millet tartışması
Bazı kesimlerden başta CHP olmak üzere muhale...
Hasan CEMAL
Anayasa Mahkemesi ve bazı sorular!
Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi çok uzun y...
Güneri CIVAOĞLU
'Bit' kriteri
Yuvacık Barajı sadece Kocaeli'ye değil, İstan...
Can Dündar
Evet Kenan Doğulu, biz eski kafalıyız biraz!
Eurovision'da Türkiye'yi temsil edecek olan ...
Hurşit GÜNEŞ
Tayland sıcak paraya "dur" dedi
Tayland'da gelişen olaylar bu hafta uluslarar...
Doğan HEPER
İşçi üvey evlat mı sayıldı?
BİR süre önce bu köşede şöyle demiştim:
Semih İDİZ
AB, Türkleri rencide etmekte ısrarlı görünüyor
AB Konseyi'nin geçen hafta aldığı karardan so...
Sami KOHEN
Irak için yeni yaklaşımlar
DAHA geçen ay Irak konusunda "Kesinlikle kaza...
Hasan PULUR
Hiç ibret alınsaydı...
GÜNGÖR Yerdeş bizim kuşağın Ankaralılarındand...
Derya SAZAK
Sine-i millet
2007'ye Çankaya ve erken seçim tartışmalarıyl...
Meral TAMER
Coca-Cola'dan her çalışana hediye bisiklet
Bazen büyük heyecan duyarak yazdığınız bir ya...
Yaman TÖRÜNER
Roche olayının perde arkası
Önceki günkü gazetelerde, "Savcıdan ikinci Ro...
Güngör URAS
Merkez "bir şeyler" pişirmeye çalışıyor
Tayland'a sıcak paranın girişi güçleştirildi....
Serpil YILMAZ
Beyoğlu'nun ışığını Tarlabaşı yakacak
Devlet ile halkı buluşturan "yerel" güç, yasa...
M. Ali BİRAND
Erdoğan, köprüleri neden atmadı?
Avrupa Birliği ile ilişkilerin geldiği noktay...

© 2006 Milliyet