Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 22 Aralık 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Düşme hakkı


Çok güldük bu hikâyeye biz. Hayattan hiç anlamazmış gibi, keder nedir hiç bilmezmiş gibi yüzümüz. Şimdi yine anlatılsa, yine öyle güleriz, pervasız ağzımız.
Anlatan da güler, sanki başkasının hikâyesiymiş gibi, nedense. Şöyledir hikâye...
Ayşe, beş yaşındadır, bilemedin altı. Evde bir pikap vardır, şu oyuncak gibi görünenlerden herhalde. Eskiden Almanya'dan, Hollanda'dan, insanların filmlerin içinde yaşadığını sandığımız o ülkelerden gelirdi öyle şeyler. Eve gelir ve gelişleriyle evdeki, geri kalan her şeyi köhneleştirirlerdi. Fiyakalı bir filmden eve bir şey fırlatılırdı da bizim ev bunun karşısında mahcup olurdu, küsüp solardı sanki.
Öyle bir pikap herhalde Ayşelerdeki de. Ayşe işte, eve alışınca bu pikap, Ayşe de pikaba, bulduğu bir kırkbeşliği koyuyor, döndürüyor sihrin üzerinde:
"Dilek Taşı." Gülden Karaböcek'tir kendisi.

Düşme hakkımız var
Sonra oturuyor yere Ayşe, dayıyor başını eline, içlenip orada öylece, ağladıkça ağlıyor. Sonra bu "Dilek Taşı" ritüeli Ayşe ne zaman ağlamak istese, niyeyse ağlamak istiyor Ayşe beş ile altı yaşı arasında, tekrarlanıyor. Evde kimsecikler yokken Ayşe açıyor pikabı, takıyor malum plağı, sanırsın bir kadeh de rakı parlatacak yanı sıra, öyle efkârlı, döndürüyor şarkıyı:
"... veeeer dilek taşı" bölümünde bilhassa, söyleyip söyleyip Ayşecik, salya sümük ve fena halde... Kim bilir, kimselere diyemediği bir derdi vardı herhalde. Ya da...
Ya da tıpkı şimdi hepimizin yaptığı gibi düşme hakkını kullanıyordu. Düşme hakkımız vardı bizim. Var, değil mi?

Bırak kendini bu gece
Şu çizgi film klişesindeki gibi, hani uçurumun ucuna doğru koşan, sonra o hızla boşlukta yürüdüğünü fark etmeyip aşağıya baktığında düşen köpekler, kediler ve çizgi film mahlukatları gibi, hoop diye süzülüp aşağıya doğru...
Öyle değil. Öyle bir düşmek değil bahsi geçen. Daha ziyade hazırlığı iyice yapılmış, basbayağı karar verilmiş, ona göre vaziyet alınmış bir düşme. Astarı sarkan bir müptezelleşme değil, bildiğin, ütülü ve hatta kolalı, efendi gibi, iyi planlanmış bir düşme, düğmeleri sonuna kadar ilikli. Şöyle...
Baştan hazır edersin artık ne "drink" alacaksan kedere refakat edecek. Telefonları kapatırsın, ağır ağır. Kalem defter alırsın yanına, aklına çünkü insanın, bin türlü şey gelir düşmeye başladığında. Fotoğraflar alırsın, mümkünse çerçeveli. Zira bardağı vurduğunda, -an gelir gecenin bir yarısı onu da yaparsın, gülme!- ses çıkaracak bir şey olmalı.

Sonra çağrışımlar başlar
Güzel müzik alırsın. Öyle havalı şeyler değil, içini dışına çıkaracaklardan en fenasını seçersin. Şahsen ben Müzeyyen Senar tercih ederim. Behiye Aksoy da iyidir. Yenilerden, Göksel'dir, Duman'dır, Aylin Aslım'dır, Mor ve Ötesi'dir, Erkan Oğur'dur; bu insanlar da karşılar ihtiyacı.
Yok "Ben düşsem de kaliteyi düşürmem" diye bir hırs içerisindeyse kişi, arzuya göre Billie Holiday, PJ Harvey, Alanis Morisette, Marianne Faithfull (ve fark ettim ki hepsi kadın) da "gider". Bakma, zorlarsan, elde avuçta yoksa Bach'la da düşülür.
Sonra efendim, artık şarkı sözlerinin çağrışımlarıyla başlanır düşmeye. Gerisi, sözler seni artık hangi derin çukurlara sürüklerse. Herkesin bir ağlayacağı vardır bir yerinde. Ve aslında böyle "serbest düşüşlerde" bir neden olmaması en iyisidir. Birikmiş, adı sanı, gerekçesi unutulmuş kederlerin tamamı çıkarılmalıdır masaya. Saati, yüzüğü, bilekliği, küpeleri çıkarıp da yan yana dizer gibi, itinayla.

'Takma kafana ya!'
Kimse olmayacak ama. "Takma kafana ya!" diyecek, "İyi misin? Niye kötüsün?" diye soracak, seni iyileştirmeye çalışacak biri olmayacak, bu kesin koşul. İnsan düşemez çünkü başkası varken.
Utanırsın işte. Hem şimdi sorsa ne anlatacaksın? Cevap mahiyetinde "... veeer dilek taşı" diye başlasan şarkıya, anlayacak mı? Nerdeee?

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
'Devlet iktidarı' ve Çankaya
MİLLİ Güvenlik Kurulu'nun özellikle eski hali...
Çetin ALTAN
'Deniz engin bir sudur, tuzlu yeşil dalgalı'
Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, en it...
Melih AŞIK
Siyasi barometre!
Dikkat ettiniz mi? İktidar yanlısı gazete ve ...
Hasan CEMAL
Erdoğan'la aklın yolu...
Siyasal açıdan 2007'nin en önemli konusu malû...
Güneri CIVAOĞLU
Gömleğin içi
Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı için hep "dışarıd...
Abbas GÜÇLÜ
ODTÜ, Ankara ve gençlerin gündemi
Genç Bakış, bu hafta ODTÜ'deydi. Gazetelerin ...
Hurşit GÜNEŞ
Sıcak parayı nasıl engelleyeceğiz?
Tayland'da sıcak paraya konulan engellerin et...
Metin MÜNİR
TDK ve paranın dili
Türk Dil Kurumu'nun (TDK) eline, Atatürk'ün m...
Faik ÖZTRAK
Hükümet enflasyon ve büyüme arasında sıkışıyor
Bu yılın eylül ayında işsizlik oranı geçen yı...
Hasan PULUR
Avrupa ne derse desin diyebilmek
TELEVİZYONLARDAKİ görüntüler herkesi etkiledi...
Derya SAZAK
Barışın dili
Yaşar Kemal, Mehmet Uzun, Adalet Ağaoğlu, Ved...
Meral TAMER
Aranan belediye başkanı bulunmuştur!
Hani bisikleti oyuncak olarak değil de, ulaşı...
Ece TEMELKURAN
Düşme hakkı
Çok güldük bu hikâyeye biz. Hayattan hiç anla...
Güngör URAS
Sosyal güvenlik kurumları açığına 23.3 milyar YTL yatırımlara 10.2 milyar YTL
Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur açıklarını kapat...
M. Ali BİRAND
Ucuz milliyetçilik tuzağına düşüyoruz...
Son aylarda, hem de giderek artan biçimde, ül...

© 2006 Milliyet