Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dedim, dedin, dedi, dedik, dediniz, dediler...


Ömer Sabancı'nın TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısındaki konuşmasında, siyasal durumu da özetleyen bir sözünü; Hasan Cemal de, dünkü yazısına başlık yapmıştı:
"2007: Türkiye'nin olgunluk sınavı"
* * *
Nasreddin Hoca'ya sordular:
- Hoca, sen ne diyorsun Ömer Sabancı'nın, 2007 yılından Türkiye'nin olgunluk sınavı olarak söz etmesine?
Hoca:
- Yerinde bir saptama, dedi; ancak meyveler de önce hamken gitgide olgunlaşır, sonra da çürür. Bu arada bazıları, hiç olgunlaşmadan hamken başlar çürümeye. Dileyelim de Türkiye demokrasisinin 2007 yılında geçeceği sınav; demokrasinin hamlıktan, hiç olgunlaşamadan çürümeye yüz tuttuğunu kanıtlamasın.
* * *
Absürd bir fıkra örneği:
Otobüste karşılıklı oturmuş 2 gençten biri, ötekine doğru eğildi:
- Affedersiniz, dedi; siz askerliğinizi Bitlis'in Yelipis köyünde jandarma eri olarak mı yaptınız?
Öteki genç:
- Yok, dedi; öyle bir köy olduğunu bile bilmiyorum ben. Hiç gitmedim oraya.
Soruyu sormuş olan genç:
- Ne tuhaf, ben de hiç gitmedim oraya, dedi; herhalde askerliğini Bitlis'in Yelipis köyünde yaptıktan sonra karşılaşan 2 genç, bizden başkası olmalı.
* * *
Yukarıdaki absürd fıkra örneğine, siyasal çimdikli bir rötuş atalım:
- Siz çağdaş bir hukuk devletinde mi yaşıyorsunuz?
- Hayır, hiçbir zaman öyle bir devlette yaşamadım.
- Ne rastlantı, ben de hiç yaşamadım. Herhalde öyle bir devlette yaşayanlar bizden başkaları olmalı.
* * *
Türkmenistan'ın, kendisini tanrılaştırmaya kalktıkça, matrak ve divanece saçmalıklar rekoru da kırmakla ünlü diktatörü Türkmenbaşı Niyazov'un ölümünden sonra; sağken diktirdiği heykellerinden bazılarının altın olması; yüreği vatan aşkıyla yanan Türkmenistan siyasetçilerinden birkaçının rüyasına girmeye başlamış.
Fırsatını bulup iktidarı ele geçirdiklerinde, o heykelleri eriterek usulca dış piyasalara sürmeyi başarırlarsa, kazanacakları servetleri düşünüyorlarmış.
* * *
Onlar böyle düşünmeseler bile, bizim Yavru Vatan'ın kara sevdalısı bazı kumarhane mafyacılarının ilk aklına gelen konu buymuş.
Hatta içlerinden bir tanesi şöyle demiş:
- Ah keşke bizim Gazi'nin de heykellerinden birkaçı altından olsaydı. Maalesef bizler, yeterince değerlendiremedik kendi büyük liderimizin bize miras bıraktığı zenginlikleri...
* * *
Neyzen Tevfik, hayatında ilk kez sinemaya gittiğinde bir Tarzan filmi oynuyormuş.
Tarzan, o meşhur naralarıyla daldan dala atlayarak, vahşilerin eline tutsak düşmüş koloniyal şapkalı bir İngiliz kızını kurtarıyor, sonra da onunla sevişiyormuş.
Film bittikten sonra Neyzen'e fikrini sormuşlar. Neyzen:
- Bir kez daha anladım ki, demiş; her kurtarıcı sonunda kurtardığını altına alıp tadını çıkarmaya başlıyor.
* * *
Türkmenbaşı'nın ölümünden sonra, Türkmenistan'ın da tadını çıkarmak, bakalım kime nasip olacak?
* * *
İncili Çavuş, bazı siyasetçilerin koltuklara oturur oturmaz, ceplerini doldurmaya başlamalarını şöyle açıklıyormuş:
- Kürsü nutuklarında sürekli halkı zenginleştirmeyi vaat etmiyorlar mı; vaatlerini nasıl tuttuklarını göstermek için, işe önce kendilerinden başlıyorlar. Hepsi bundan ibaret...
* * *
Kaygusuz Abdal'dan dörtlüklerle bitirelim yazıyı:
Bir kaz aldım ben karıdan
Boynu da uzun borudan
Kırk Abdal karnın doyuran
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz
Sekizimiz odun çeker
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz
Kaza verdik birkaç akça
Eti kemiğinden pekçe
Ne kazan kaldı ne kepçe
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz
Kaygusuz Abdal n'idelim
Ahd ile vefa güdelim
Kaldırıp postu gidelim
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
Dedim, dedin, dedi, dedik, dediniz, dediler...
Ömer Sabancı'nın TÜSİAD Yüksek İstişare Konse...
Melih AŞIK
İlk yüzen fuarımız
Bu hafta özenle hazırlanmış çok güzel bir bel...
Hasan CEMAL
Ona zarfsız kuşlar gönderin!
Tarih, 21 Kasım 04. Güneydoğu'da Kızıltepe'ni...
Güneri CIVAOĞLU
İznik'i öneriyorum
Hz. İsa Nasıl Tanrılaştırıldı? Bu, son günler...
Can Dündar
Birkaç iyi adam
Geçen hafta Strasbourg'daki Türk Sinema Günl...
Abbas GÜÇLÜ
Öğrencilerin okul dışındaki saatleri
Okullardaki şiddet nasıl önlenir? Bugünlerde ...
Metin MÜNİR
Kıbrıs'ta kumar oynayanlar ve oynatanlar
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) ca...
Hasan PULUR
Rüşvet değilse selam almazlar...
NEYSE, bayrama ve yılbaşına kadar televizyonl...
Derya SAZAK
Sapanca kurumasın
Doğal Hayatı Koruma Vakfı uyarıyor: "Sapanca ...
Meral TAMER
İstanbullu sanayici için çevre nedir?
Önceki gün yazımı erkenden bitirip, İstanbul ...
Ece TEMELKURAN
Yıl
Bugünlerde bir gün, yakındır, o düşük yoğunlu...
Osman ULAGAY
'Kurtarıcılar'la AKP çekişmesi ne getirir?
Orhan Erkanlı, 1960 yılında 27 Mayıs askeri m...
Güngör URAS
Kadı Defterleri'nden İstanbul Tarihi
Kadıların karar defterleri anlamına gelen "Şe...

© 2006 Milliyet