Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İznik'i öneriyorum


Hz. İsa Nasıl Tanrılaştırıldı? Bu, son günlerde okuduğum bir kitabın adı... Garibim İsa'nın öldüğünde bile "Tanrı'nın oğlu olduğundan(!)" haberi yok.
Aradan 357 yıl geçiyor, Hıristiyanların önde gelen isimleri ile üçüncü İznik Konsülü toplanıyor, orada "İsa'nın, Tanrı'nın oğlu olduğu" kabul ediliyor. Neredeyse 100 yıl daha geçiyor. MS 431'de Efes Konsülü toplanıyor. İsa'yı doğuran Meryem evli değil... İsa, Tanrı'nın oğluysa, o halde Meryem de, Hıristiyan inancındaki Tanrı'dan hamile kalmış oluyor(!)
Fiziki birleşme mümkün olamayacağına göre, Meryem bakire... Meryem, Hıristiyanların tanrısının anası ilan ediliyor.
Bütün dinlere saygılıyız ama tarihin gerçeklerine de saygısızlık edemeyiz. İsa işte böyle tanrılaşmış oluyor.
.............................
İnsanoğlu, bildiğimiz bir başka insanoğlunu doğumundan 357 yıl sonra bile Tanrı'nın oğlu yapabilmişse, her şeyi yapar.
Korkmak gerek.
Ve böyle bir kararı alanlar, yerkürede 2 milyar insanın, bilgi çağı 21. yüzyılda bile bütün bunlara inanabileceğini acaba akıllarından geçirmişler miydi?
İznik Konsülü'ndeki bu kararın "fikir babası" acaba kimdi?
Çağımızda yaşasaydı herhalde keramete kıç attırır, reklam dünyasının erişilmez gurusu olurdu.
.............................
Zaten...
Yazının konusu da bu.
Her şey gerçekte olduğu gibi değil, algılandığı gibi görünür.
Nasıl algılandığı önemlidir.
Tanıtım ya da reklam bu nedenle olağanüstü işleve sahip.
.............................
Türkiye'nin 21. yüzyılda önündeki en büyük engel, "nasıl algılandığı" sorunudur.
Yüzyıllardır katmanlar halinde birikmiş önyargıların bilinçaltı tortusudur Türk imajı...
Yüzyıllardır Türkiye, "korkuyla" özdeş olmuş.
Avrupa'da "Anne, Türkler geliyor" söylemi hayalet gibi dolaşmış.
Bu travma, Osmanlı'yı haritadan silmek için bir ortak payda oluşturmuş.
Aynı sendrom, biraz rötuşlansa da hâlâ sürüyor.
Farklı bir kültür, farklı yaşam tarzı, nesillerin hafıza genlerine kodlanmış.
.............................
Türkiye, Kopenhag Kriterleri'nde olmayan kamuoyu "algılama kriterlerine" de odaklanmadıkça... Ve bu ezberi kıramadıkça... Hafıza genlerini değiştiremedikçe, AB yolculuğu, İsa'nın Kudüs tepeciğinde, sırtına konan ağır tahta haçla tırmandığı Via Dolorosa'yı andıran bir ıstırap tırmanışı olarak sürecektir.
O da bir yerde ip kopmazsa...
Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde, görüşmelerinde siyaset ve teknik ötesinde Avrupa kamuoyunun algılaması en önemli etken.
Türkiye'nin vitrinindeki siyaset aktörleri ne kadar Atatürk'ün Avrupa paralelindeki "laik Türkiye" yansıması oluşturursa, AB kalkanları, o oranda aşağıya iner.
.............................
Bir ipucu...
Avrupalı profili nedir?
Yazının başına dönelim...
Doğumundan 357 yıl sonra bile Avrupalı insanoğlunun İznik'te, bir başka insanoğlunu, Tanrı'nın oğlu ilan etmiş olmasına hâlâ inanıyor.
Bu psikolojik doku, Türkiye'nin yararınadır.
Böylesine mitolojik bir iddia değil. Sadece kendi yalın gerçeğini anlatabilmesinin hiç de imkânsız olmadığını gösterir.
Ve kritik soru...
"Peki kendi gerçeği nedir?"
Bu sorunun cevabını önce kendimiz bulmalıyız.
Doğan Yayın Holding'in Sivas'ta düzenlediği "Anadolu'daki Avrupa" toplantısında Türkiye'nin tanıtımına emek vermiş, Reklamcılar Derneği ve Reklamcılar Vakfı Genel Müdürü Ayşegül Molu Büyüm, bu soruyu soruyordu.
Kimse bir tanım yapamadı.
Kendi gerçeğimizi saptamamız ve ondan sonra bunu AB kamuoyuna sunmamız gerekir.
İstenirse, bir arama grubu gene "İznik'te toplansın."
............................
(*) Mehmet U. Sakioğlu/Karakutu Yayınları/Ekim 2006

gunericivaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Dedim, dedin, dedi, dedik, dediniz, dediler...
Ömer Sabancı'nın TÜSİAD Yüksek İstişare Konse...
Melih AŞIK
İlk yüzen fuarımız
Bu hafta özenle hazırlanmış çok güzel bir bel...
Hasan CEMAL
Ona zarfsız kuşlar gönderin!
Tarih, 21 Kasım 04. Güneydoğu'da Kızıltepe'ni...
Güneri CIVAOĞLU
İznik'i öneriyorum
Hz. İsa Nasıl Tanrılaştırıldı? Bu, son günler...
Can Dündar
Birkaç iyi adam
Geçen hafta Strasbourg'daki Türk Sinema Günl...
Abbas GÜÇLÜ
Öğrencilerin okul dışındaki saatleri
Okullardaki şiddet nasıl önlenir? Bugünlerde ...
Metin MÜNİR
Kıbrıs'ta kumar oynayanlar ve oynatanlar
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) ca...
Hasan PULUR
Rüşvet değilse selam almazlar...
NEYSE, bayrama ve yılbaşına kadar televizyonl...
Derya SAZAK
Sapanca kurumasın
Doğal Hayatı Koruma Vakfı uyarıyor: "Sapanca ...
Meral TAMER
İstanbullu sanayici için çevre nedir?
Önceki gün yazımı erkenden bitirip, İstanbul ...
Ece TEMELKURAN
Yıl
Bugünlerde bir gün, yakındır, o düşük yoğunlu...
Osman ULAGAY
'Kurtarıcılar'la AKP çekişmesi ne getirir?
Orhan Erkanlı, 1960 yılında 27 Mayıs askeri m...
Güngör URAS
Kadı Defterleri'nden İstanbul Tarihi
Kadıların karar defterleri anlamına gelen "Şe...

© 2006 Milliyet