Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yıl


Bugünlerde bir gün, yakındır, o düşük yoğunluklu muhasebe kapıya dayanacak. "Ne oldu şu geçen senede?" diye, bu soruyu sora sora peşimizden ayrılmayan kendimizle, elleri belinde bir huysuz teyzeye benzeyen kendimizle, çekişeceğiz, yakındır.
Ofislerde, jilet gibi pantolon-ceket takımlar içine saklanmış kız çocukları, ajandaları çıkarıp not verecekler kendilerine. O ajandalarda hiç yazılı olmayan gece yenilgilerine takılıp, sonra camdan dışarı takılıp, takılı kalıp bir anın bir duygusuna...
Kravatları bir türlü yüzlerine uymayan oğlan çocukları, ne zaman kafaları karıştığında okuldan sonra maç yapmış gibi üstleri başları dağılan o kocaman görünüşlü adamlar, elleri ceplerinde, camlara takılacaklar. Beceremedikleri ne varsa onlara takıla takıla... Akıllarından geçenler, bayramlıklarıyla çamura yuvarlanmış gibi bir leke bırakacak yüzlerinde.

Ne zaman, 'artık çok geç'tir
Ömrünün sonuna yaklaşmakta olanlar "Artık çok geç" diyerek başlamadıkları bir şeyler için "Acaba geçen yıl başlamış olsaydım yeterince zamanım olmuş olur muydu?" deyip artık çok geç kaldıklarını düşünecekler yeniden. Dönüp duran bir atlıkarıncaya tam atlayacakken vazgeçen, vazgeçmeseydi atlayabileceğini düşünerek yeniden vazgeçen çocuklar gibi...
Hayata yeni başlayanlar, geçmiş seneyi düşünmeyecekler muhtemeldir ki. Onlar geçmiş seneler yeterince biriktiğinde ne düşüneceklerini düşünüyor olacaklar camlara baka baka, bir gün bırakamayacaklarını hiç bilmeden başladıkları o sigaraların dumanını camdan dışarı, iyice dışarı üfleye üfleye. İzmaritini camın dış pervazında söndürüp sokağa atarken bir geçmiş biriktirmeye çoktan başladıklarını belki bilmeden.

Hayat müfredatı
Hepimiz kederli "yaz programlarının" çocuklarıyız oysa. Haklıyız "becerememekte"...
Hangi yılın müfredatında başladı bu? Ya da birazdan toplama kampına gireceklermiş gibi "Andımız"ı içen çocuklar hâlâ mustarip midir o hiç halden bilmez uygulamadan? Öğretmenler okulun son gününde, tam kurtulacakken çocuklar hayallerinin katlanıp "tuhaflık" adı altında paketlenip dolaplara kaldırılmasından, "Yazın bir çalışma programı yapmalısınız kendinize" diyorlar mıdır onlara?
Bazılarımız işte o yaz programlarını belki çok ciddiye almıştık. "9.00- Kalkış, 9.10 Yüz yıkama..." diye başlamıştık.

Tuhaflığımızı herkesten gizledik
"Hayat Bilgisi" kitabındaki ya da radyodaki "Oyun Bahçesi"ndeki çocuklar gibi olmaya, dümdüz olmaya kararlıydık. Kaç gün geçerdi "program" tel tel olup dağılmaya başlamadan? Sonra "o çocuklar" gibi olamayacağımızı anladığımızda, herkesten gizleyerek bu "tuhaflığımızı" kendimize kim bilir büyüklerin bilmediği ne işkenceler ettik.
Çocuk kederinden anlamaz büyükler. Dilimlenen zaman, çocukların perdeden renk değiştirerek sızan ışıklara baka baka hayretler içinde ne ömürlerden geçtiğini bilmez. Çocuğun o güneş ışığında tembel tembel hareket eden toz tanelerine bakıp henüz kelimelerini bilmediği cümleler kurabileceğini boşluğa doğru... İlk kez kaybettiği bir oyuncağını hatırladığında bir geçmişi olduğunu anlayıp şaşıracağını...
Oyuna alınmadığı bir gün aklına geldiğinde sevilmemekten dehşetle korkacağını... Sonra aniden kendinden başka kimsenin anlamayacağı bir şaka yapabileceğini iç sesiyle...
Bunlar işte yaz bitip de okula dönüldüğünde, öğretmen, eli belinde bir teyze gibi "Yazın ne yaptınız?" diye sorduğunda, çocuğun aklına gelemez ki bir türlü. Gelse, o da tıpkı bizim gibi, bir yılın muhasebesini yapan bizim gibi, "Çok şey yaptım aslında" diye göğsünü gere gere kompozisyonunu yazabilirdi.
"Yaz" kompozisyonlarında, ajandalarımızda yazılı olmayan ne varsa bizim onlar. Ve aferin bize! Öyle ya da böyle, yaşayarak bir yıl geçti işte. Yazılı olmasa da ajandalarımızda, biz bu yıl da epey yaşadık aslında.

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Dedim, dedin, dedi, dedik, dediniz, dediler...
Ömer Sabancı'nın TÜSİAD Yüksek İstişare Konse...
Melih AŞIK
İlk yüzen fuarımız
Bu hafta özenle hazırlanmış çok güzel bir bel...
Hasan CEMAL
Ona zarfsız kuşlar gönderin!
Tarih, 21 Kasım 04. Güneydoğu'da Kızıltepe'ni...
Güneri CIVAOĞLU
İznik'i öneriyorum
Hz. İsa Nasıl Tanrılaştırıldı? Bu, son günler...
Can Dündar
Birkaç iyi adam
Geçen hafta Strasbourg'daki Türk Sinema Günl...
Abbas GÜÇLÜ
Öğrencilerin okul dışındaki saatleri
Okullardaki şiddet nasıl önlenir? Bugünlerde ...
Metin MÜNİR
Kıbrıs'ta kumar oynayanlar ve oynatanlar
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) ca...
Hasan PULUR
Rüşvet değilse selam almazlar...
NEYSE, bayrama ve yılbaşına kadar televizyonl...
Derya SAZAK
Sapanca kurumasın
Doğal Hayatı Koruma Vakfı uyarıyor: "Sapanca ...
Meral TAMER
İstanbullu sanayici için çevre nedir?
Önceki gün yazımı erkenden bitirip, İstanbul ...
Ece TEMELKURAN
Yıl
Bugünlerde bir gün, yakındır, o düşük yoğunlu...
Osman ULAGAY
'Kurtarıcılar'la AKP çekişmesi ne getirir?
Orhan Erkanlı, 1960 yılında 27 Mayıs askeri m...
Güngör URAS
Kadı Defterleri'nden İstanbul Tarihi
Kadıların karar defterleri anlamına gelen "Şe...

© 2006 Milliyet