|
Nazar
Merdivenlerden çıkarken ayağım takıldı, yüzüstü düştüm. Allahtan bir şey olmadı. Nazar işte... Bir kolunda Sezen bir kolunda Ajda'yla...
Merdivenlerden çıkarken erkeğe şans meleği gibi kanadı da değer, nazar da... Keyifli bir öğle yemeği... Sezen Aksu, Ajda Pekkan ve ben. Üç eski dost... Önce "Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat" sözünü tersyüz edeyim. Yediklerimizle başlayayım.
Sezen ve ben zeytinyağlı ıspanak köküyle başladık. Yavru kalkan ızgarayla devam ettik.
Aslında Sezen'le çekeceğimiz Şeffaf Oda programı için gelmiştik Loft'a... Sonra Ajda, Sezen'i telefonla aradı.
Ortak dostumuzu da çağırdık.
Müzik ve insan halleri konuştuk.
Tatlı olarak kaymaklı ekmekkadayıfı ve sütlaç... Sakızlı dondurma paylaştık.
Ajda geç geldiği için o sadece kök ıspanak yedi.
Ve üçümüz kar, buz doldurulmuş kadehte limon cello yudumladık.
............................
Sohbet de yemek lezzetindeydi.
Sezen mutfak hünerini annesinden almış, Onno Tunç'la tırmandırmış.
Bir dahaki beraber oluşumuzda sakızlı muhallebi sunacak, yedirecek.
............................
Sanat galaksisinde gerçek dostluklar azdır. Sezen-Ajda dostluğu bu "az" görülen "yakın yaşam" örneğinden biri...
Köpek ve kedilerden tutunuz, özel yaşamlarındaki fay kırılmalarına kadar konuşuyor, paylaşıyorlar.
............................
Onlara, "Sizin erkeğiniz olmak zor. Sizler birer seyyaresiniz. Erkek size uydu olmalı. Bunu da yapabilmek için kariyerinden, iş zamanından, yaşam takviminden, günlük zaman çizelgesinden sürekli vazgeçmek zorunda" mesajını verdim.
Samimi inancım da buydu.
Yaşanan her güzelliğin bir faturası olduğu gerçeğinin yansımasıydı söylemim.
Ancak...
Belki de "yanıldığımı" hissettiğim yanıtlar aldım.
Masada iki büyük ikona değil, iki yalın genç kız vardı sanki...
"Hiç de öyle değil" cevabını aldım.
Bu söylemi açtılar:
"Bizim sanat yaşamımız sahnede ve stüdyodadır. Özel hayatımızda biter. Evde sanatçı kimliğimiz yoktur artık. O nedenle bizimle aynı hayatı paylaşmak, bir erkek için hiç de zor değildir."
Konuşmalardan algıladığım kadarıyla evde yenen güzel bir yemek, hoş müzik, yürek sıcaklığı, sevgi paylaşımı, dostlarla akacak saatler...
Hatta sağlık, spor, aile, çocuklar, kediler, köpekler gibi sorunlara özen, sahnedeki, stüdyodaki "izleyici/dinleyici" kaygılarının yerini alıyor.
Simgesel bir örnek vereyim...
Sezen de, Ajda da araçlarında birer çift terlik bulunduruyorlar.
Araçlarına bindikleri anda, ayakkabı fetişisti olmalarına karşın hemen terlikleri giyiyorlar.
Terlik aslında diğer yaşama geçişin simgesi.
Starın yerini, günlük yaşamın terlikli kadını alıyor.
Sanıyorum asıl, erkekler bu ikilemi yeterince algılayamıyor.
Sahne ışıkları altında izlediği kadının bir anda değişimini yeterince hissetmek, kadınlar kadar akışkan olmayan biz erkekler için zor.
Daha çok "işadamı" erkekler için bu ikilemle örtüşmek daha da zorlayıcı.
Yaşam felsefeleri ve disiplinleri çok farklı.
Ama gene de sanatçı kadınlar için bu farklı dünyanın güçlü erkekleri karizmatik.
Ne var ki... İlişkilerin bir sürecinde ayrı dünyalar kendi etkisini gösteriyor.
Yazan, çizen, müzik yapan, oynayan erkekler belki daha esnek olabiliyor.
Fakat onların da etrafında döndükleri kendi eksenleri var.
Onların da "gelgitleri" güçlü.
Onlarla örtüşmek de zor.
Heyecanları, ayaklarını yerden kesiyor.
Dibe vuruşları çok sert.
..........................
İsimler olmayan, isimler konuşulmayan, notaları yürek vuruşları olan bir samimi sohbetti bu.
Hayatı dolu dolu yaşamanın da bedeli yüksek oluyor.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr
|
|