Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Aralık 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Nazar


Merdivenlerden çıkarken ayağım takıldı, yüzüstü düştüm. Allahtan bir şey olmadı. Nazar işte... Bir kolunda Sezen bir kolunda Ajda'yla...
Merdivenlerden çıkarken erkeğe şans meleği gibi kanadı da değer, nazar da... Keyifli bir öğle yemeği... Sezen Aksu, Ajda Pekkan ve ben. Üç eski dost... Önce "Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat" sözünü tersyüz edeyim. Yediklerimizle başlayayım.
Sezen ve ben zeytinyağlı ıspanak köküyle başladık. Yavru kalkan ızgarayla devam ettik.
Aslında Sezen'le çekeceğimiz Şeffaf Oda programı için gelmiştik Loft'a... Sonra Ajda, Sezen'i telefonla aradı.
Ortak dostumuzu da çağırdık.
Müzik ve insan halleri konuştuk.
Tatlı olarak kaymaklı ekmekkadayıfı ve sütlaç... Sakızlı dondurma paylaştık.
Ajda geç geldiği için o sadece kök ıspanak yedi.
Ve üçümüz kar, buz doldurulmuş kadehte limon cello yudumladık.
............................
Sohbet de yemek lezzetindeydi.
Sezen mutfak hünerini annesinden almış, Onno Tunç'la tırmandırmış.
Bir dahaki beraber oluşumuzda sakızlı muhallebi sunacak, yedirecek.
............................
Sanat galaksisinde gerçek dostluklar azdır. Sezen-Ajda dostluğu bu "az" görülen "yakın yaşam" örneğinden biri...
Köpek ve kedilerden tutunuz, özel yaşamlarındaki fay kırılmalarına kadar konuşuyor, paylaşıyorlar.
............................
Onlara, "Sizin erkeğiniz olmak zor. Sizler birer seyyaresiniz. Erkek size uydu olmalı. Bunu da yapabilmek için kariyerinden, iş zamanından, yaşam takviminden, günlük zaman çizelgesinden sürekli vazgeçmek zorunda" mesajını verdim.
Samimi inancım da buydu.
Yaşanan her güzelliğin bir faturası olduğu gerçeğinin yansımasıydı söylemim.
Ancak...
Belki de "yanıldığımı" hissettiğim yanıtlar aldım.
Masada iki büyük ikona değil, iki yalın genç kız vardı sanki...
"Hiç de öyle değil" cevabını aldım.
Bu söylemi açtılar:
"Bizim sanat yaşamımız sahnede ve stüdyodadır. Özel hayatımızda biter. Evde sanatçı kimliğimiz yoktur artık. O nedenle bizimle aynı hayatı paylaşmak, bir erkek için hiç de zor değildir."
Konuşmalardan algıladığım kadarıyla evde yenen güzel bir yemek, hoş müzik, yürek sıcaklığı, sevgi paylaşımı, dostlarla akacak saatler...
Hatta sağlık, spor, aile, çocuklar, kediler, köpekler gibi sorunlara özen, sahnedeki, stüdyodaki "izleyici/dinleyici" kaygılarının yerini alıyor.
Simgesel bir örnek vereyim...
Sezen de, Ajda da araçlarında birer çift terlik bulunduruyorlar.
Araçlarına bindikleri anda, ayakkabı fetişisti olmalarına karşın hemen terlikleri giyiyorlar.
Terlik aslında diğer yaşama geçişin simgesi.
Starın yerini, günlük yaşamın terlikli kadını alıyor.
Sanıyorum asıl, erkekler bu ikilemi yeterince algılayamıyor.
Sahne ışıkları altında izlediği kadının bir anda değişimini yeterince hissetmek, kadınlar kadar akışkan olmayan biz erkekler için zor.
Daha çok "işadamı" erkekler için bu ikilemle örtüşmek daha da zorlayıcı.
Yaşam felsefeleri ve disiplinleri çok farklı.
Ama gene de sanatçı kadınlar için bu farklı dünyanın güçlü erkekleri karizmatik.
Ne var ki... İlişkilerin bir sürecinde ayrı dünyalar kendi etkisini gösteriyor.
Yazan, çizen, müzik yapan, oynayan erkekler belki daha esnek olabiliyor.
Fakat onların da etrafında döndükleri kendi eksenleri var.
Onların da "gelgitleri" güçlü.
Onlarla örtüşmek de zor.
Heyecanları, ayaklarını yerden kesiyor.
Dibe vuruşları çok sert.
..........................
İsimler olmayan, isimler konuşulmayan, notaları yürek vuruşları olan bir samimi sohbetti bu.
Hayatı dolu dolu yaşamanın da bedeli yüksek oluyor.

gunericivaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Mehmet Âkif'i anmak
26ARALIK 1930'dayız, Beyazıt Camii'nin musall...
Melih AŞIK
Beledibo ve CHP
Başta İstanbul olmak üzere kentler geçmişte g...
Fikret BİLA
TÜSİAD Erdoğan'ın elini rahatlattı
CHP lideri Deniz Baykal, TÜSİAD ve benzeri ku...
Hasan CEMAL
Kürtleri satmak!
Bağdat, 2003 yılı mayıs ayının ilk haftası. S...
Güneri CIVAOĞLU
Nazar
Merdivenlerden çıkarken ayağım takıldı, yüzüs...
Can Dündar
Ankara'ya opera yerine Selçuklu Parkı
Yarın Atatürk'ün Ankara'ya gelişi kutlanacak....
Abbas GÜÇLÜ
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde neler oluyor?
KKTC'deki Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin bin s...
Hurşit GÜNEŞ
İstanköy
Bodrum'da marinada dolaşıldığında birçok tur ...
Sami KOHEN
Türkmen sahnesinde 'büyük oyun' başlıyor
Türkmenistan Cumhurbaşkanı Türkmenbaşı Saparm...
Derya SAZAK
Guantanamo yolu
F tipi cezaevlerinde "tecride son verilmesi" ...
Meral TAMER
Beyoğlu'nda cam fanusta kitap okumak
Çağıran Sistem Yayıncılık'ın sahibi Erdoğan Y...
Güngör URAS
Gelir dağılımı iyiye gidiyormuş (Biz kötüye gidiyor sanıyorduk...)
TÜİK, "Hanehalkı Bütçe Araştırması" sonuçları...
M. Ali BİRAND
Köşk krizini halk değil, Ankara yaşıyor
Herhalde 'krizsever'lerimiz için 2007 yılı iy...

© 2006 Milliyet