|
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde neler oluyor?
KKTC'deki Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin bin sorunu vardı. Onlara bir yenisi daha eklendi. Üniversite çalışanlarının uzun süredir devam eden grevi, A'dan Z'ye her şeyi etkilemiş durumda. Öğrenciler perişan. Her gün yüzlerce mail geliyor. Onları asıl kahreden ise grevin yarattığı olumsuz etkilerden çok, üniversiteyi ve ülkeyi idare edenlerin ilgisizliği.
Öğrenciler, grevle, dolayısıyla kendileriyle yeterince ilgilenmedikleri için üniversite ve KKTC yönetimine bir hayli kızgınlar. Görünen o ki, öğrencilerin yaşadığı bu perişanlık, ne Rektör Halil Güven'in umurunda ne de Cumhurbaşkanı Talat'ın. Oysa, bu memnuniyetsizliğin ve öğrenci kaçışının, KKTC için ne anlama geleceğini en iyi onların bilmesi gerekiyor!..
Ancak, grevde bugün gelinen nokta, her ikisinin de boyunu aşıyor. Zaten çözümü zorlaştıran da bu. Üniversitenin 68 trilyon lira öğrenci geliri var. Oysa maaş tutarı 82 trilyon, bütçe ise 110 trilyon lira. Aradaki açığın kapanması ise mümkün değil.
KKTC üniversiteleri bizdeki gibi değil. Yönetimleri çok farklı. Çoğu patronajlı. Doğu Akdeniz ise siyasi partilerin atadığı vakıf üyeleri tarafından yönetiliyor. Anlayacağınız, hangi parti iktidardaysa, onun borusu ötüyor. Yani siyasetin tam göbeğindeler. İşte bu yüzden de, maaşlar bütçeyi aşmasına karşın ne personel indirimine gidebiliyor ne de maaşlar azaltılabiliyor. Sıkıntıların kökeninde yatan bu.
Ama bu görüşün tam aksini savunanlar da var. Üniversite iyi yönetilemiyor diyenlerin sayısı da bir hayli fazla...
Hükümet, vakıf ve üniversite yönetimi üçgeninde yaşanan sorunlar, öğrencileri daha fazla etkilememeli. Yoksa yaratacağı erozyon, bugün sorumluluk makamında bulananların hepsinin başını yiyebilir.
KKTC'nin zaten yeterince sorunu varken, bir de iyi giden konularda suni gerginlikler yaratılması ya da mantıklı çözüm arayışlarının bulunmaması yeni üzüntülere neden olur. Üstelik, bu konuda çözümü engelleyen ne Rum kesimi var ne de AB, Yunanistan, BM ve başkaları!..
Beden eğitimi öğretmenleri
Okullardaki şiddetin neden arttığına yönelik birçok varsayım konuşuluyor. Beden eğitimi öğretmenlerinin bu konuya yaklaşımı, kendi sorunlarına çözüm arayışı gibi gözükse de, çok önemli bir eksikliği gündeme getiriyor. İşte bu konuda gelen binlerce mail'den biri:
"Biz, 25 bin beden eğitimi öğretmen adayı olarak çok mağdur durumdayız. Çoğumuz psikolojik tedavi alıyoruz. Atanamıyoruz ve hâlâ ailelerimizin eline bakıyoruz. Geçen atama döneminde, sadece 292 kişi atandı. Oysa ihtiyaç 11 bin. Aradaki farkı söylememize gerek yok sanırım. Atama yapılmayan yerlerde beden eğitimi derslerine kimler giriyor? Tabii ki branşı olmayan öğretmenler.
Beden eğitimi ders saatleri 40 dakikaya düşürüldü. Böyle önemli bir dersin 40 dakikaya düşürülmesi ne kadar vahim! Öğrenci hangi derste sosyalleşecek, hangi derste deşarj olacak, hangi derste hareket edecek, hangi derste nasıl davranmasını ve grupla nasıl hareket etmesini öğrenecek?
Okullarda şiddet neden artıyor? İşte bu yüzden. Dersten ve evden bunalan öğrenciler sosyalleşemiyor. Toplumla birlikte hareket edemiyor. Okulda deşarj olmalarını sağlayacak tek ders, beden eğitimi dersidir. Bu yüzden ders saatlerinin azaltılması değil artırılması gerekiyor. Ama bunu büyüklerimize bir türlü anlatamıyoruz. Bu konu, Türkiye'mizin en ciddi konularından biridir. Çocuklarımız sosyalleşemiyor, bencil bir toplum olmaya başladık, toplumumuzun her bir kesimi stresle yüz yüze kalıyor, bunun sonucunda da şiddet, sadece okullarımızı değil her yeri sarıyor..."
Özetin özeti: Ertelenen her sorun ileride çığ gibi büyüyerek erteleyenleri ezme noktasına gelebiliyor. Bizden hatırlatması...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|