|
 |
|
|
İstanköy
Bodrum'da marinada dolaşıldığında birçok tur teknesi görülür. Bunların bir kısmı Yunan Adası İstanköy'e (Kos adı altında) tur yapar. Oysa adanın Türkçesi İstanköy'dür. Üstelik adada ciddi bir Türk nüfus de bulunur. Ancak ilginçtir, medyada bile Rumca olan Kos adı kullanılıyor. Bu aslında Selanik'e, Tselonika demekten başka bir şey değil.
Kültür son derece önemli.. İstanköy'e bile sahip çıkamazsanız, İstanbul'a nasıl sahip çıkacaksınız? Hal böyle olunca koca İstanbul da bir köy haline gelir. Bu nedenle İstanbul artık "polis" (Yunanca "şehir" demek) sözcüğünü hak etmiyor. Belki de İstan"köy" demek daha doğru.
Geçen gün yazdığımız gibi trafik sorunu ortada. Altyapıdaki yetersizlik de biliniyor. Kent estetiği, peyzajı, ya da mimarisi ise dünyanın en güzel coğrafyasını bozmanın muazzam bir başarı numunesi.. Boğaz ve Haliç dışında İstanbul'un silueti çirkinlikten başka bir şey ifade etmez hale geldi.
Kültürel sunum fukaralığı
Bir de 12 milyonluk bir kentin kültürel ortamı var. Bu ortamın da iki tarafı bulunuyor. Biri yurtdışından gelenlere sunulan, diğeri de İstanbul'da yaşayanlara. İstanbul'a gelenlere sunulanlar son derece kısıtlı. Aklıma Topkapı, Ayasofya, Sultanahmet camii ve Dolmabahçe sarayından başka bir şey gelmiyor. Yani turist olsanız ve İstanbul neredeyse iki günde bitecek. Oysa bu denli büyük bir kentin haftalarca bitirilemeyecek bir kültürel ve tarihsel sunumunun olması gerekir.
Profesör İlber Ortaylı da tanıtılamayan İstanbul'u sürekli yazıyor, İstanbul Arkeoloji Müzesini örnek vererek. Bazı uzmanlar İstanbul turlarıyla kentin tarihini binalarıyla anlatıyor. Ama tabii bunlar da kişisel girişimden öte gitmiyor. Kamunun müzeleri ise dökülüyor. Tanıtımı yok. Organize değil. Zaman zaman yenileme, ya da özel sergilerle renklendirilmiyor. Kısacası, İstanbul sanki bir koca köy.
İnsanlar o denli kültürel sunuma acıkmışlar ki, Picasso müzesine aylarla binlerle insan aktı. Şimdi Sabancı Müzesinde Cengiz Han'ın sergisi, Koç Müzesinde Leonardo'nun aletleri, Eczacıbaşı'nın İstanbul Modern'inde Fahrelnüssa Zeyd sergileniyor. Ne üzücü değil mi? Dünyanın her yerinde kültür devlet aracılığıyla halka sunulurken bizde birkaç işadamının gönüllü gayretiyle sürdürülür hale geldi.
İstanbul Festivalini yine bir özel vakıf, cazı da Akbank ve Garanti Bankası destekliyor. Borusan'ın senfoni orkestrası var. ENKA'nın sahne gösterilerini destekliyor. Borsada da sık sık sanat sergileri yer alıyor.
Devlet nerede?
Devlet ise saha dışında kalmış. İstanbul Belediyesinin kültürel faaliyetlere ayırdığı bütçe son derece sınırlı; çok az sayıda uluslararası etkinlik düzenliyor. Devlet bütçesinden, Kültür Bakanlığından da pek bir destek, ya da girişim görülmüyor. Gerçi Beşiktaş ve Kadıköy Belediyelerinin etkinlikleri akla geliyor ama onlar da ulusal nitelikte. Diğerlerinin ise esamesi okunmuyor.
Böylesi bir dünya metropolünün çok daha fazla etkinlik göstermesi gerekmez mi? Akşamları yarı arabesk dizilere, ya da yozlaşmış şovlara mahkûm edilen Türk halkının hiç olmazsa devlet tarafından desteklenen bir kültür sunumuna ihtiyacı yok mu? Ama İstanköy'e Kos denilirse, İstanbul da kent olmaktan çıkar, köy olur, adına da İstanköy denilince yadırganmaz.
hgunes@milliyet.com.tr
|
|
|

|