|
Köşk krizini halk değil, Ankara yaşıyor
Herhalde 'krizsever'lerimiz için 2007 yılı iyi geçecek.
Nasıl olmasın?
Baksanıza koskocaman iki kriz var. Biri Cumhurbaşkanlığı seçimi, diğeri de genel seçim. Yiyebildiğin kadar ye, bitmez.
Aman Allahım, ne memnunuz ne memnun. Kocaman kocaman manşetler atılacak. Büyük büyük demeçler verilecek ve inanılmaz tahminlerde bulunulacak.
Ancak, 'krizsever'lerimize kötü bir de haberim var.
Son yapılan anketlere bakılacak olursa, Köşk krizi beklendiği kadar ilgi toplamıyor. Hiç değilse şimdilik, ülkenin tamamını kaplamamış durumda. Şimdi belki, daha çok erken olduğunu söyleyeceksiniz, Şubat ayından itibaren nabzın daha fazla atmaya başlayacağına dikkat çekeceksiniz, ancak yine beklendiği gibi olmayacak.
Biz bu işi biliriz.
Krizi Ankara ve İstanbul'un da bir kesimi körüklüyor.
O kadar.
Yorumlar ve ülkenin gerilim içine girdiği söyleyenler yeterince inandırıcı değil. Asıl kriz emraleri, tüm zorlamalara rağmen, bir türlü hissedilmiyor.
Bunu nereden çıkardığımı merak edenlere söyleyeyim, anketler henüz büyük bir kriz sinyali vermiyor. Bizler sürekli anket yaptırırız. Sadece medya değil, iş çevreleri ve siyasi partiler de anket yaptırıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı, en ücra köşelere kadar ülkenin nabzını tutuyor.
Alınan sonuçlar hemen hemen aynı.
Tüm zorlamalara rağmen, Türkiye henüz kriz aşamasına girmedi. Sadece Başkent ve İstanbul'un bir bölümü krizden söz ediyor, o kadar.
Türkiye'nin genelinde vatandaşın iki önceliği var. Bunların başında da işsizlik geliyor. İşsizlik, fakirlik… Ne türban, ne Erdoğan'ın Köşk'e çıkıma olasılığı, ne de Ak Parti'nin seçimleri kazanma olasılığı.
Hele son günlerde, Başbakan'ın Cumhurbaşkanlığı'na başkasını aday göstereceği konusunda bir hava yayılıyor. Ne kadarı doğru, ne kadar yanlış belli değil. Ancak, böyle bir ortam fısıldanıyor. Buna göre, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olacak, Erdoğan ise Başbakan olarak kalacak.
Herkeste de bir rahatlama hissediliyor.
Önümüzde daha 4 aylık bir süre var. Eğer dört ay süreyle böyle tartışırsak, zaten kimselerde hal kalmayacak.
Hayır, Türkiye krizde değil.
Türkiye'de bir gerilim yok.
İşte bugünün resmi böyle…Yarın, Allah kerim…
* * *
GELİN BU İNSANI KURTARALIM…
Bu yazıyı okuduğunuz zaman 265 gündür açlık grevi yapan bir insan, ölüme bir adım daha yakınlaşacak. Avukat Behiç Aşçı'dan söz ediyorum. F tipi cezaevindeki yaşam koşullarını biraz daha insanileştirmek için mücadele ediyor. Demokratik hakkını kullanıyor.
F tipi cezaevleri hakkında ne düşünüyor olursanız olun.
Aşçı'nın dünya görüşünü de paylaşmayabilirsiniz. Ancak, insan olarak, bir kişinin göz göre göre ölümünü seyredemezsiniz.
"Ne yapalım yani, adam öyle şeyler istiyor ki, bizim değiştirmemize imkan yok. Onları değiştirmesek, bu defa grevden vazgeçmiyor. O zaman ne isterse onu yapsın" da diyemezsiniz.
Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere, tüm ilgili resmi yetkililere ve hükümete sesleniyorum. Hayat bu kadar basit değildir. Her ölüm orucunu engellemek için de yasaların değişmesi şart değildir. Ancak, aynı yasaların içinde mutlaka değişebilecek olanlar vardır.
Aşçı'nın durumu giderek kritikleşiyor.
Sizler ise hala seyrediyorsunuz.
Bugüne kadar bir tek Arınç'tan ses geldi. Başkan ilgilendi !
Böyle hareket etmeye hakkınız yoktur.
Aşçı'ya gideceksiniz, onun isteklerinden hiç değilse bir bölümünü düzeltmeye çalışacaksınız. İkna edeceksiniz. Dil dökeceksiniz ve ısrarla bu insanı ölümden kurtaracaksınız.
Başka çareniz yoktur.
"Devlet şantajlara boyun eğmez"demeyin.
Bu insanı yaşatın.
Çözüm bulun.
Zira çözüm var.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|