Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Aralık 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tecrit ve tercih


Şikâyet ettikleri ve hep eleştirdikleri cumhuriyet elitinin halka dair tutumunu bu kadar üzerlerine giyinmeleri acaba iktidarın sarhoşluğundan mıdır?
"Vatandaş" ve "halk" ayrımı yapan elitist zihniyet şöyle düşünür:
Bu halk çocuk gibidir. Neyi neden yaptığını bilmez. Bir kara kalabalıktır. Nereye çekersen oraya... Cahildir, kolay yönlendirilir.
AKP değil mi başörtüsü konusunda elitin bu türlü düşünmesinden, o genç kadınların birilerinin "adamı" olduğunu düşündükleri için kapandıklarını söyleyip duran elitin zulmünden şikâyet eden?
İktidara, bu ve benzeri zulümlerden mağdur olduklarını söyleyerek, şimdi meydanlarda başbakan tarafından azarlanan halk tarafından taşınmadılar mı?
Şimdi aynı şey değil mi, Meclis Başkanı Bülent Arınç'a sormak isterim bu soruyu, cezaevlerindeki tecride karşı ölüm orucuna yatan Avukat Behiç Aşçı'ya "Eylemi bırak" demek? Üstelik söze "hayatın kutsallığından" dem vurarak başlamak? Sanki en iyi ölmekte olan bilmezmiş gibi hayatın ne kadar güzel olduğunu...

Sadece 3 kilit
Sanıyorlar ki, bir çoklarımız öyle sanıyor, bu insanlar ölmek istedi. Cezaevlerindeki koşulların düzelmesi için ölüm yataklarına yatan 122 insan ölmeye bayılıyordu, sanıyorlar. Uzaktan bakıp zorla ölüme yatırıldıklarını, kahramanlaşmak için öldüklerini söyleyenler oldu. Yakınına girince başka türlüdür hikâye.
Yakın zamanda, başka bir iş için Küçükarmutlu'dakilerle konuştum. O kadar küskünler ki yazana çizene bu konuda. Herkesin uzaklardan baka baka yazıyor olmasına. En çok da "Yaşam kutsaldır" diyen, "Zorla ölüme yatırılıyorlar" diyen elite. Genç bir kadın doğrudan şöyle sordu konuşurken:
"Biz aptal mıyız?"
"Halkı" aptal yerine koymak "vatandaşın" alışkanlığıdır. Oysa ortada bir aptallık varsa "halk" da, "vatandaş" da aynı derecede...
Ve görünüşe bakılırsa kendilerini halk iktidarı olarak görenlerin halk sevgisi Ankara "vatandaşı" olana kadardır.

İktidara benzeme!
Avukat Behiç Aşçı'nın 266 gündür sürdürdüğü, cezaevlerindeki tecridin hiç olmazsa biraz olsun azaltılması için yaptığı ölüm orucu 266. gününde. İstediği şey şu: İnsanlar yalnızlıktan delirtilmesin. Cezaevinin zaten kerelerce kilitli olan koridorunda üç beş insan hücre kapılarını açıp konuşabilsin.
Hadiseyi yakından takip etmeyenler, olayların sunulma biçiminden ötürü sanabilir ki, "Cezaevleri yıkılsın, halı saha yapılsın!" diyor bu insanlar. Öyle değil, sadece cezaevlerinin içinde binlerce başka cezaevi kurulmasın, zaten kilit altında tutulan insanlar on kere daha kilitlenmesin istiyorlar.
Üstelik sadece onlar değil, neredeyse bütün kitle örgütleri istiyor bunu. Ölüm oruçları ve tecrit üzerine nicedir yürürlükte olan sessizlik mutabakatı yeni yeni delinmeye başlıyor, insanlar konuşuyor nihayet. Konuyu Meclis'e taşıyan CHP'li Mehmet Sevigen ise şöyle diyor:
"Behiç, artık ölüm orucunu bırak. Manşet oldun, amacına ulaştın."
Bir insan, hakkında konuşulsun, manşet olsun diye ölür mü? El insaf!
Ama, bir insan bir koridordaki üç kapının kilidi açık tutulsun diye ölebilir.
Eğer dostları, gencecik müvekkilleri o hücrelerde yalnızlıktan dengesini yitirmişse, yapılanlar insanları insanlıktan çıkarmayı amaçlıyorsa, ölebilir. Onaylamayabilirsiniz. Ama "biz", yani bu memlekette yaşayan insanlar, baskıya verilecek tepkinin noter memuru değiliz.
Sözlerimizin, düşündüklerimizin giderek iktidara benzemesinden kendimizi korumak mecburiyetindeyiz. Biz, yaşamın kutsallığından ölmekte olana değil, yaşayanlara bahsetmeliyiz. Hem de çok bahsetmeliyiz!

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Kürtler ve siyaset
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, partisinin geçe...
Çetin ALTAN
Takvimler ve saatler
Elimde, Fethiye Ölüdeniz Belediyesi'nin bir k...
Melih AŞIK
ABe soruları...
ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu, önceki günkü ...
Fikret BİLA
Lozan'a aykırı yaklaşımlar
İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, ölümünün 33...
Hasan CEMAL
Başörtüsü ve ayıbı!
Baykal, kürsüde bütçe konuşmasını yapıyor. He...
Güneri CIVAOĞLU
İnsanlık halleri
2007 Türkiye'si için "iç barış" örneğini Ufuk...
Abbas GÜÇLÜ
YÖK-Ankara Üniversitesi savaşında 2. raunt
YÖK ile Ankara Üniversitesi arasında yaşanan ...
Hurşit GÜNEŞ
Kaygılı ortamda bütçe arenası
Meclis'te bütçe görüşmeleri aslında iktidarla...
Nail GÜRELİ
Mardinli kızlar okumayı seviyor
Mardin'in Midyat ilçesinin Narlı köyünde doğa...
Sami KOHEN
İran için "sihirli seçenek" yok...
BM Güvenlik Konseyi'nin 15 üyesi, haftalarca ...
Hasan PULUR
Devlet himayesinde cinayet!!!
HALİFE Ömer'e atfedilen bir söz vardır:
Erdoğan SAĞLAM
PO'daki uygulama yasalara uygun
Son birkaç gündür bir gazetede Petrol Ofisi'n...
Meral TAMER
Türkiye, çiklet savaşlarının yeni öznesi mi?
Pazar günkü gazetemizde ilginç bir haber vard...
Ece TEMELKURAN
Tecrit ve tercih
Şikâyet ettikleri ve hep eleştirdikleri cumhu...
Osman ULAGAY
Gelecek yıl bisikletten düşer miyiz?
Bu yılı da bisikletten düşmeden atlatıyoruz g...
Güngör URAS
Diyanet'e 1.6 milyar YTL, Dışişleri'ne 690 milyon YTL
Bütçe, bir yıl boyunca halktan nasıl ve ne ka...
M. Ali BİRAND
İşkencenin faturasını ödemek istemiyorum...
Bilmem farkında mısınız ?

© 2006 Milliyet