|
 |
|
|
"Minibüs, otobüs, dolmuş hepsine bayılıyorum"
Türkiye'ye ilk kez 1974 yılında gelen ve her köşesini dolaşan gezi yazarı Pat Yale artık 12 kedisiyle Göreme'de yaşıyor. Buraya yerleşmeyi düşünen yabancılar için bir de rehber yazdı: "Türkiye'de Yaşamanın El Kitabı"
fturkmenoglu@milliyet.com.tr
Kedileriyle birlikte Göreme'de yaşayan Pate Yale ile tanıştım. Efsanevi gezi kitabı "Lonely Planet"ın Türkiye yazarlarından Yale. Cambridge Üniversitesi'nde tarih okumuş. Yıllardan beri gidip geldiği ve her köşesini gezdiği ülkemize sonunda yerleşmiş. Ve boş durmayıp Türkiye'deki yabancılar için bir kitap yazmış: "Türkiye'de Yaşamanın El Kitabı".
Onunla Bebek'te buluştuk. Ortak dostumuz Saffet Emre Tonguç sayesinde. Saffet "en çok gezen rehber" ödülünü hak etmiş, her masada arkadaşı var. Daha çok Yale ile baş başa kaldık. Türkiye'nin görünmez kast sisteminden, Göreme'deki evinden, çok sevdiği kedilerden konuştuk.
"Artık evim burada, İngiltere'yi ve ailemi özlemiyorum bile" dedi. İmzalayarak verdiği kitabını inceledik. Türkiye'deki okullardan tutun da, sağlık sistemi, nasıl araba alınır, her yörede kalınacak oteller... "Gelinden beklenenler" gibi kültürel konular... Kısaca çok ciddi bir inceleme.
Kitabından da kendisinden de çok etkilendim. O yıllarını ülkemize vermiş bir gezi kitabı yazarıydı. Türkiye'yi her yönüyle çok seviyordu. Bu sayfanın bu hafta konuğu olmayı çoktan hak etmişti...
İlk ne zaman geldiniz buraya?
1974'te erkek arkadaşımla geldik. Eski bir minibüsle dolaştık. Ziyaret ettiğimiz son yer de Göreme olmuştu, tabii o zaman 30 yıl sonra orada yaşayacağımı bilmiyordum!
İlk izlenimleriniz neydi?
Çok karışık. O zamanlar Türkiye çok "şark" kokuyordu. Deve kervanları bile gördüm. İstanbul bile çok başkaydı. Esenler Otogarı yoktu o zaman... Sultanahmet'teki binaların çoğu yıkılacakmış gibiydi. İki hafta içinde iki kez silah doğrulttular bize!
Haydi canım!
Evet. Ama her iki olayda da o kadar iyi davrandılar ki, olayın travmasını geride bırakmayı becerebildik.
"Ayda bir İstanbul'a geliyorum"
Yıllar sonra "Lonely Planet" ile Türkiye'ye gelme işi çıkınca hemen kabul ettiniz herhalde. Bu arada benim en beğendiğim Türkiye kitabı, onu almadan hiçbir yere gitmiyorum!
Teşekkürler! Evet, projeye neredeyse atladım! "Türkiye'de İyi Turist Olmak" diye bir kitabın da yazarlarındandım. "Lonely Planet" Türkiye uzmanı Tom Brosnahan ile öyle tanıştım. O da beni birlikte yazmaya davet etti.
"Lonely Planet"ta kaç değişik baskı için çalıştınız?
12 yıl boyunca değişik Türkiye baskılarında yazarlardan biriydim. Edirne'den Hakkari'ye, Söğüt'ten Hopa'ya bütün Türkiye'yi defalarca dolaştım.
Herhalde "Türkiye'de yaşama" fikri de böyle doğdu.
Hiç böyle bir fikrim olmadı. Sadece 1998'de bir yıllığına Göreme'de eski bir ev kiraladım. Planım köy hayatı üzerine bir kitap yazıp İngiltere'ye dönmekti. Yılın ortasında, yıkık dökük ama harika bir mağara-ev alma olasılığı belirdi. Sonra da onu yaptırmak iki yılıma mal oldu. Evimi yaptırdıktan ve içine yerleştikten sonra İngiltere'ye geri dönme fikri hiç cazip görünmedi.
Niye özellikle Göreme peki?
Türkiye'ye yerleşen yabancıların çoğu ya sahil kesimine ya İstanbul'a gidiyorlar. İkisine diyeceğim bir şey yok ama ben tarih ve köy hayatı istedim. Ayrıca Göreme çok dilli, çok kültürlü bir yer. Hem de sakin ve çok güzel... Londra'da doğdum, büyük şehir kokusunu özlüyorum. Bu yüzden de ayda bir İstanbul'a geliyorum.
Sünnet düğünleri ve asker uğurlama
"Türkiye'de Yaşamanın El Kitabı" fikri nereden çıktı?
Evime yerleşir yerleşmez bu fikir doğdu: Türkiye'ye yerleşen yabancılar için bir kitap yapmak. 2,5 yıl bunun için çalıştım.
O kadar detaylı ve iyi hazırlamışsınız ki... Nasıl seçtiniz kitaptaki konuları?
Bazıları çok bariz konulardı zaten: Evlenmek, ev almak, doğum, ölüm, ayrılık gibi... Fransa ve İspanya'da yabancı gruplar için belli kitaplar var, onları inceledim. Türkiye'nin kültürü de birçok konuyu önüme getirdi. Tabii ki "sünnet düğünü"nü yazacaktım, tabii ki erkeklerin askere uğurlanma törenlerini anlatacaktım!
Çok arkadaşınız var mı?
Hem de bütün Türkiye'de. Türkçe öğrendikten sonra köydeki kadınlarla da ahbaplık yapmaya başladım. Halimden çok memnunum.
Peki, şimdi meraklı ve acar gazeteci sorusu geliyor: Türk erkek arkadaşınız var mı?
Seni meraklı seni! Çok merak ediyorsan, yok. Kanadalı bir hanımla evli bir Türk arkadaşımın bir lafını hatırladım şimdi... O der ki "Türkiye'deki en mutlu yabancı kadınlar, Türk erkekleriyle evli olmayan yabancı kadınlar".
Sonsuza kadar Türkiye'de mi yaşayacaksınız? Burada mı öleceksiniz?
Beklenmedik bir şey olmadığı sürece, evet. Zaten Türkçem ancak o zamana kadar mükemmelleşir!
"Buradaki hayat, büyük bir ailede yaşamaya benziyor"
Burada en çok sevdiğiniz şeyler neler?
Samimiyeti ve arkadaşlığı seviyorum. İnsanlarla tanışmak çok kolay. Bir kere tanıştığın insanla da kontakt hiç kaybolmuyor. Büyük bir ailede yaşıyor gibi hissediyorum kendimi. Türkiye'nin Osmanlı'yı tekrar keşfedişini keyifle izliyorum. Aynı zamanda Batılı anlamda gelişmelere imza atmasından da çok mutlu oluyorum. İstiklal Caddesi'nde yürümeyi, Bodrum'un ara sokaklarında kaybolmayı çok seviyorum. Ayrıca bence Türkiye'nin toplu taşıma sistemi de dünyada bir numara. Minibüs, otobüs, dolmuş; hepsine bayılıyorum!
Sevmediğiniz hiçbir şey yok mu yani?
Özellikle nefret ettiğim bir şey yok ama keşke şu betonlaşmayı durdursalar... Örneğin Gümüşlük'ü görüp ağlıyorum... Bu nasıl bir çirkin yapılaşma ve buna nasıl izin verilebiliyor? Benim 11 kedim var, bazı insanların hayvanlara karşı davranışlarından memnun değilim. Bir de hayran olduğum canım İstanbul'un artan suç oranından çok mustaribim. Ne kadar güvenli bir şehirdi burası, yazık oldu.
|
|
|

|