|
 |
|
|
İş iştir
Dünlerin bir federasyon yönetim kurulu üyesi, doğum gününü kutladı geçenlerde...
Spor medyasının önde gelen köşe yazarları, yorumcuları ve spor müdürleri ile.
Ve...
O doğum gününün, bir gazetenin spor müdürünün organizasyonu olduğu yazıldı, gazetelerde.
Sıradan, dikkat çekmeyen bir haberdi.
Benim dikkatimi çekti, nedense.
Hem de çok.
Ve...
Nedense bu tip, kenarda köşede kalmış haberler, taaa o dünlerden beri hep ilgimi çeker.
Evet nedense...
* * *
Herkes, doğum gününü, istediği gibi kutlayabilir, hatta başka birinin istediği gibi de....
Kim ne diyebilir?
Adamın doğduğu gündür, kimi isterse onu çağırır.
İsterse, ikinci bir doğum günü yapar, o gün de başka birilerini çağırır.
Biraz tuhaf olur ama olur.
Kim ne diyebilir.
"İş mi bu yaptığı, böyle iş olur mu ya?" denir en fazla.
Ya "iş"se peki....
Ve...
Ben ailemle kutlarım mesela, hayatımdaki kadınla (varsa) veya birkaç dostla.
Zaten başkasını ilgilendirmez, doğduğum gün, ilgilendirmemeli.
İlgilendiriyorsa...
İlgilenenle ilgilenirim.
"Niye?" ilgileniyor diye.
İşimdekiler, filan falan da olabilir doğum günümde.
Kim karışabilir?
Ama "iş" olur o zaman, "iş olsun diye" olur.
Olmaz.
Ben bana karışırım.
* * *
Mesela, evlenirsem nikah şahidim de bir aile büyüğüm olur, yoksa (vefat etmişlerse) da bir büyüğüm olur, bir dostum olur.
Galatasaraylı olduğum için, Galatasaray Kulübü Başkanı, nikah şahidim olmaz mesela (spor medyasında adet budur ya).
Patronlarım da olmaz...
Mesela, Futbol Federasyonu Başkanı da olmaz.
Mesela, Sayın Bakanlar'ı, Sayın Başbakanlar'ı da böyle bir iş için rahatsız etmem.
Filanı falanı da.
İşgüzarlık olur.
"İş"e girer o zaman, "İş olsun"a girer.
İşime gelmez.
Ve...
İnsanın ailesi alınır valla, mesela bizimkiler alınır, mesela "Şahit niye bizden çıkmadı" derler...
Ve...
Federasyon başkanları ve federasyoncular, her günlerini sanki, hep o günü düşünerek yaşıyorlarmış gibi geliyor bana.
O günü...
Genel kurul gününü.
Federasyonculuk bir iş kolu çünkü artık Türkiye'de.
Öyle olmaması gerekirken.
Ve...
Başımıza ne iş geliyorsa da bundan geliyor.
Ve...
Sadece "iş olsun" diye yazdım.
Takılmayın.
Tuna Altuna ve Hülya Avşar
"Elimizde doğdu" denir ya.
Onlardan.
Elimde doğdu.
Müthiş afacan, müthiş yaramaz, ama bir o kadar da cin gibi, bir o kadar da sımsıcak, sempatik bir çocuktu.
Her an enerji doluydu. Her an patlamaya hazırdı.
Babası Haldun evime getirirdi bazen felaketi. Bir hafta sürerdi evi eski haline getirmek...
Yine de bir daha gelsin isterdim.
Tuna şimdi 17 yaşında.
ITF Junior dünya sıralamasında 295'incisiymiş. Türk tenis tarihinde ilk defa 300'ün altına bir oyuncu giriyormuş.
"Miş", çünkü bilmiyordum, biliyormuş gibi de yazmak istemedim.
Anası Nurdan'a çekmiş.
Haldun'a sponsoru var mı diyorum, "Var da yok da!" diyor.
Yani yok.
Tuna en eski arkadaşlarımdan birinin oğlu.
Oğlum gibi.
Belki tenise meraklı bir sponsor okur.
Belki Tuna'ya bir faydam olur.
(19.05.2006 Milliyet/Köyün Delisi)
* * *
Yedi ay geçti...
Hâlâ tık yok.
Tuna'nın hâlâ bir sponsoru yok.
Hülya (Avşar) dayanamadı, el koydu sonunda.
O hem tenis hastası, hem de Tuna'nın hastası, bir konser verecek Tuna için.
Ve...
Hülya'ya kızıyorlar tenisçiler, tenis deyince Hülya akla geldiği için.
Hülya deyince de milletin aklına tenis geliyor.
Fena mı?
Ah o kafa ah!
Hem...
Hani Hülya tenisi kullanıyordu.
Kim kimi kullanıyor?
Ne biçim bir iş bu?
Şu "iş"i biraz daha açalım.
İsimleri bilmememiz gereken sıradan federasyon üyeleri bile, birer star oldular artık bizim buralarda.
Birer medya starı.
Birer pop yıldızı gibi, birer televizyon yıldızı gibi.
Ne tuhaf değil mi?
Hele federasyon başkanları...
Onlar süper star, mega star.
Bir ülkenin federasyon başkanının, o ülkenin karizmatik ve kariyerli Milli Takım Teknik Direktörü'nden daha popüler olduğu başka bir ülke var mıdır?
Ve...
Bir federasyon başkanı, o ülkenin en kariyerli futbolcusundan daha çok medyatik olur mu bir ülkede?
Ve...
Şu bizim federasyon başkanlarının başına gelenlere, yaşadıklarına, çektikleri sıkıntıya, eziyete, işittikleri binbir hakarete, küfüre bakın...
Bu şartlarda hâlâ niye federasyon başkanı olmak istenir?
Adam, tam gün mesai verecek.
Özel hayatı yok olacak, delik deşik olacak, birileri her an bindirecek, birileri her an giydirecek ...
Ne huzur var, ne neşe, ne keyif, ne şu ne bu...
Ne uğruna, ne aşkına?
Başkanlardan biri anlatsın da biz de anlayalım.
Allah aşkına.
Bizim bilmediğimiz, gizli bir zevki mi var bu işin, ancak başkan olanların bildiği?
Ne aşkına bunlar?
Anlatsınlar bize de Allah aşkına.
Ve...
Aklı başında, başarılı, işi gücü, sorumlulukları olan, kazanan bir iş adamı niye bu işlere girer?
Ve...
Cebe beş para girmeyecek ve hatta cepten gidecek...
Ne aşkına?
Söyleyin Allah aşkına?
Sadece futbol aşkına mı?
Ve...
Federasyon başkanının, yüksek bir kontratı olmalı, profesyonel olmalı.
Futbolun memuru olmalı, patronu değil.
Ve...
Aksi halde, çalışmak ve kazanmak zorunda olan, dededen mededen, babadan anadan bir şey kalmamış, iyi yetişmiş, eğitimli, bir sürü profesyoneli, daha ilk aşamada eliyoruz. Meydan, geri kalanlara kalıyor.
Ve...
Burada keselim. Yazarken, benim ruhum daraldı.
Ve...
Tabi bence.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|