Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Aralık 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil


Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kıymetini bilelim!

Son on senedir her yılbaşı, aynı hatıraları tetikler bende...
Kan, yıkım, gözyaşı...
Ve dünya tarihinin en ıstıraplı stadı.
Yer Saraybosna... 1996'ya iki gün var.
Yani, "Medeni" Avrupa'nın göbeğindeki insan kıyımının son günleri.
* * *
Kar, kış kıyamette Zagrep- Saraybosna arasındaki birkaç yüz kilometrelik yolu Eminönü- Yenibosna belediye otobüsünden çok daha sıkışık ve rahatsız bir araçla tam 22 saatte kat etmiş, sayısız kontrollerden geçmiş, burnuma dayanan soğuk namlunun kokusunu defalarca hissetmiş, Saraybosna'ya girmişim.
Sağımda Oslobodenje Gazetesi'nden arta kalanlar. Üç yıl önce bombalanan kahraman gazetenin yıkıntılarında çalışmaya çalışan kahraman meslektaşlar.
Saraybosna koskoca bir mezar sanki. Tepelerdeki Sırp nişancılar, hâlâ hareket eden her canlıya ateş ediyorlar.
* * *
Menzil dışı bir eve 100 dolar veriyorum geceliğine. Litrelik Cola ise 20 dolar... Susuz ve yakıtsız zehir gibi gece, bomba ve mermi sesleriyle ısınıyor. Doğal gaz muslukları Sırplar'ın elinde.
Sabahın ilk ışıklarıyla yola koyuluyorum. İstikamet, Saraybosna Stadı.
Çelik panoları, otobüs enkazlarını siper yaparak ilerliyorum sıradan bir Bosnalı gibi. Jiletle kesilmişcesine yarısı yıkılan evin duvarındaki resim, köpüren bir deniz manzarası. Ayvazovski taklidi olmalı.
Ayakta kalan binaların kum torbalarından açıkta kalan duvarları Hollanda peyniri kadar delik deşik. Bir havan topu mermisiyle yüzlerce can alınan pazar yeri, tabu gibi...
Ancak uzaktan titreyen parmaklarla gösterilen bir tabu.
* * *
Yaralılar, ayağı kopmuş insanlar, yaşlı kadınlar, hepsi atik tetik Saraybosna'da. Hepimiz serçe kadar hızlı geçiyoruz açık alanları.
Stadın içi kale olmuş. Barış Gücü kendini koruyor orada. Zırhlı araçlar, kum torbaları, siperdeki namlular.
Antrenman sahaları ise mezar.
Evet... Saraybosna'da ölü gömecek yer kalmayınca futbol sahaları mezarlık haline gelmiş adına savaş denilen soykırımla geçen beş senede.
* * *
Kaleler yerli yerinde.
Ceza sahaları dolu, santra bölgesi dolu... Taç çizgilerine yakın alanlar, yeni kurbanlar bekliyor.
Bir genç kız dua ediyor bir mezar başında. Ölenle hemen aynı yaşta. Kim bilir, belki kardeşi belki sevgilisi.
İnsanı allak bullak eden zıtlıklar, öylesine basitçe kaynaşmış ki...
Sanki çok doğal.
* * *
Röportajlar, fotoğraflar...
Yılın son günü Saraybosna'ya inen ilk sivil uçağa, makineli tüfek sesleri altında koşarak giriyorum.
Hayatımda gördüğüm en döküntü uçak. Sanki düşsün diye gönderilmiş Bosna'ya. Yırtık pırtık koltukların çoğu kırık. Derbi maçından sonra üç büyüklerin stadları gibi.
Yine de 31 Aralık'ta indiriyor bizi Atatürk Havalimanı'na.
Yorgun muydum?.. Belki.
Üzgün müydüm?.. Olabilirdi.
Ama Atatürk'ün adı olan bir mekanda bulunduğum için mutlu olduğum kesindi.
Bir de Saraybosna'daki soydaşlarımızı gördükten sonra İstanbul'da, kendini güvende hissetme utancı.
1996'ya kabuslu bir uykuyla girdim.
* * *
Ben bunu onuncu defa hatırlıyorum.
Ve her seferinde derin bir öfke hissediyorum şu stadlara "ölmeye geldik" diye bağıranlara.
Ucuz kahramanlıklara soyunan meslektaşlarım, aklıma Oslobodenje'nin gazi gazetecilerini getiriyor.
Puan ve şan uğruna ülkenin huzuruna maytap sokan yöneticilere anlatmak istiyorum oraları.
O günleri...
Ve on senedir şükrediyorum Tanrı'ya...
Bizleri çok daha beterlerinden koruduğu için.
Kıymetini bilelim.
Herkese huzurlu bir yıl ve mutlu bayramlar dilerim.
* * *
NOT: Yaraların sarılma sürecinde, kısmet oldu Saraybosna Stadı'nın tekrar "insani amaçlara" teslim edilme törenine gittim. Günah çıkarır gibi uluslararası bir atletizm yarışı bahşetmişlerdi Avrupalılar... Önce çocukların gösterisi vardı. Rengarenkti... Canlı bir müzik yükseliyordu stattan. Bazı Saraybosnalılar gülümseyebiliyorlardı artık. Lakin çocukların gözlerindeki kıvılcımı perdeleyen donuk mavi, puslu yeşil, isli kahverengi kaybolmamıştı. Savaş kurbanlarının kabirleri de duruyordu... Oslobodenje'nin yıkıntıları da.
Ayvazokski taklidi tablo, soğuk bir gecede sobaya gitmişti belki de.
Siyasette de sporda da birkaç manyağın, bir avuç fanatiğin yaktığı ateşi söndürmek kolay değildi.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
'Rotam İngiltere'
Beşiktaş'ta operasyon
100. yıla merhaba
Polat esti, gürledi
Esrarengiz mektup!
İmzada kritik gün
Nefes kesen heyecan
Hido döndü, ama!
'Gençleri istiyoruz'
Haber turu...
İş iştir
Kıymetini bilelim!
Doğruların takımı
Du bakali n'olcek?*
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Bilgin GÖKBERK
İş iştir
Dünlerin bir federasyon yönetim kurulu üyesi,...
Ercan GÜVEN
Kıymetini bilelim!
Son on senedir her yılbaşı, aynı hatıraları t...
Uğur MELEKE
Doğruların takımı
Ümit Milli Takımı 7 yıl çalıştırıp bir sonrak...
Nilay YILMAZ
Du bakali n'olcek?*
Yeni bir yıla giriyoruz. Herkes bu yıl neler ...


© 2006 Milliyet