Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Ocak 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İstanbul bir Avrupa kenti Ralf!

İstanbul'da "yeterince İstanbul" yer bulamadık, "daha İstanbul" restoranlar aradık...

tubakyol@yahoo.com

İngiltere'den Simin'le Ralf geldi. Rutin yılbaşı ziyaretleri. Simin her yönüyle senelik Türkiye gündemini yakalamaya çalışıyor. Bu esnada da Ralf, ileride bir gün İstanbul'da yaşama ihtimallerine karşı şu buz gibi havada memlekete ısındırılmaya gayret ediliyor.
Türkiye'de şunlar bunlar oluyor... Dinleyiniz, şu sıralar en popüler şarkı bu. Bakınız haberlere, şu sıralar en gündemde hadise bu. İzleyiniz, işte bu dizi ortalığı ayağa kaldırdı.
Sosyete alışveriş merkezine gidelim, sonra azıcık sanat "yapalım" da Leonardo da Vinci sergisini gezelim, buyrunuz akabinde İstanbul'un en trendi restoranında yiyelim, house dinlemek isterseniz gece yarısından sonra Sandy Rivera amcamız çalacak...
Simin'le Ralf'i ağırladık yani, meşhur Türk konukseverliğiyle.

"More İstanbul" bir yer, yok mu?
Fakat ben kopmuşum. Uzun zamandır öyle çok gezmiyorum. Bu arada tabii İstanbul'da "in" yerler "kompile" değişmiş. Ben mesela plan yapıyorum şurada yeriz diye, arkadaşlar diyorlar ki "Yuh sefil, insanları oraya mı götüreceksin, amma da demodesin".
Daha geçen yıl çok popülerdi orası, artık değil mi?
Manyak mısın, artık çöp!
Boynumu büküyorum: Peki o zaman, siz nereye diyorsanız, oraya götüreyim.
Bu kez de gittiğimiz yerleri fazla Batılı buluyor misafirlerimiz. Bembeyaz dekorasyon, büyük tabaklarda süslü minik porsiyonlar falan, onların geldiği yerlerde zaten varmış efendim. Buralarda İstanbul'da olduklarını idrak edemiyorlarmış.
E ne yapayım, türkü bara mı götüreyim, duvarında kilimler asılı falan; yeterince İstanbul bu mudur acaba?
Yok, onu da fazla Doğulu buluyorlar.
Şöyle Batılı ama "more İstanbul / daha İstanbul" bir restoran yok muymuş?
Sizi götürdüğümüz yerler İstanbul işte, ben daha ne yapayım, İstanbul bir Avrupa kenti Ralf!

Görüntüde Doğulu, pratikte Batılı
Şimdi tabii yazarken, misafirleri memnun etmek için kendimi paralamışım gibi bir hava estirdim ama o kadar değil. Birkaç günün sonunda, bu akşam nereye gideceğiz hadisesi baydı beni. Hem ertesi sabah 7.30 uçağıyla Gaziantep'e gidecektim, 6 gibi uyanmam gerekiyordu.
E onlar da "Bu akşam geceyi uzatmayalım. Orta karar bir yemek idare eder" deyince... Hah, şu köşede bir restoran var. Trafiğe girmeyiz, yürüyerek gider geliriz. Fazla bir şey ummayın ama... Ve 5. Kat'a gittik.
Sen Ralf, 5. Kat'ı bir beğen... Manzarası varmış, dekorasyon Doğulu gibiymiş, yemekler şahane değilse de Batılı gibiymiş, müzik pek iyi değilmiş ama rahatsız edici de değilmiş...
Benim anladığım ecnebilerin Türkiye'den bekledikleri fazla Doğulu olmamamız ama onlar gibi Batılı da olmamamız. Görüntüde Doğulu, pratikte Batılı...
Elbette onların Doğuludan anladıkları da tam Doğu değil, Batı'dan bakıldığında Doğu sanılan bi'şi. Onların gözündeki Doğulu imajının Batılı yorumunu tutturduk mu, şahaneyiz.
* * *
Misafirperverlik Doğulu tarafımız...
Misafirleri memnun etme gayretim, Batılı "Üff sıkıldım" tarafım yeniden su yüzüne çıkıncaya kadar sürecek. Ralf'in bir sonraki en çok beğendiği yer de herhalde benim ikinci "Üff sıkıldım" günümde gittiğimiz yere denk gelecek.

Kimse cumartesi akşamı ders çalışmaz tatlım...

İstiklal Caddesi'nde yürüyoruz. Bir boyacı sandığı devrilmiş, boyalar yerlere saçılmış. "Aaaa" dedi Ralf, "Kim yapmış bunu?"
Şimdi kim açıklayacak Ralf'e durumu?
Dağınık sandığın başında iki çocuk birbirlerini ite kaka gülüşüyorlar. Belli ki sandığın sahibi onlar fakat devrik sandığı sanki pek umursamıyorlar.
Sen de umursama Ralf.
Az sonra kilisenin önünde bir kız gördük. Yere oturmuş, ders çalışıyor. "Aaa yazık, evsiz mi?" dedi Ralf.
Birkaç saat sonra eve dönüyoruz artık, Sıraselviler'de yine bir boyacı sandığı devrilmiş, yine boyalar yerlere saçılmış. Boyacı çocuk ağlıyor. Yaşlı bir kadın çocuğu teselli ediyor.
"Aaaa" dedi Ralf yine üzüntüyle, "Ne istiyorlar bu çocuklardan?"
Biz gülmeye başladık: "Hep yapıyorlar bunu, hah hah hah."
Ralf kesin bizim kötü kimseler olduğumuzu düşünüyor. Zaten sokakta ders çalışmaya çalışan küçük kız çocuğuna da hiç acımamıştık. Ne biçim insanlarız biz böyle?
Akşam Milliyet'in internet sitesinden "Tek bacaklı dilenci, kamerayı görünce yürüdü" haberini izlettik Ralf'e.
Bak, adamın bacağı var.
O boyacı çocuklar bir nevi performans sanatçısıydı Ralf.
Az evvelki çocuk mesela, şu kendisini teselli eden kadına sergilediği yüksek performansının neticesini nakit olarak aldı. Bakınız şu tesadüfe, bir tanesi bile caddeye yuvarlanmayan boya kutularını toplayıp kim bilir hangi caddede yeniden kaldırıma bizzat saçtı?
Sokakta ders çalışan kız çocuğuna gelince...
Bir kere çok üzülüp, bu çocuklardan birine para vermişliğim vardır.
Ama geçenlerde bir cumartesi gecesi yine böyle sokakta ders çalışan bir çocukla karşılaştım.
Bu kadarını da yemem artık.
Kimse cumartesi akşamı ders çalışmaz tatlım.


CUMARTESİ
"İşten çıkıp takım elbiseyle tiyatro okuluna giderdim, o yüzden hep işadamı rolleri verirlerdi"
Yılbaşına 1 gün kaldı
Sinemada izleyeceğimiz filmlere o karar veriyor
Sezen'in şarkılarıyla hayat bilgisi
Salyangoz kadar "yavaş yiyenler"
ne var, ne yok
En moda En yeni
Son günü çocuğunuzla değerlendirin
Fırsatlar
Brunch





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet