|
 |
|
|
Yüz yıl önce, yüz yıl sonra
Yüz yıl önce İstanbul'da siyasal olaylarla ilgilenenler, Türkiye'nin bugünkü durumunu ne kadar öngörebilmişlerdi acaba?
Örneğin Dersaadet nüfusunun 10 milyonu geçeceğini, her yeri gecekondularla birlikte TV antenlerinin kaplayacağını, köylü kökenli 2 milyonu aşkın insanın Almanya'da yaşamaya başlayacağını ve ülkeyi bir hanım başbakanın yöneteceğini, herhalde akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdi...
***
Yüz yıl önce başka dertler vardı İstanbul'da.
Sultan Abdülhamit 17 yıllık padişahtı. Bulgar başkaldırısını şiddetle bastırma girişimleri büyük bir fiyaskoyla sonuçlanmış; Bulgarlara arka çıkan Rus orduları Yeşilköy'e inmişti.
İngiliz donanması da Marmara'ya girmişti.
***
Bir öğretmen olan Ali Suavi, Abdülhamit'in politikasını beğenmediği için; daha önce aklÓ özürü var diye tahttan indirilip Çırağan Sarayı'na enterne edilmiş olan Abdülhamit'in ağabeyi V. Murat'ı, tek başına yeniden iktidara getirme eylemine sıvanmış ve Beşiktaş Karakolu Komutanı Yedi-Sekiz Hasan Paşa'nın suratına indirdiği bir şamarla ölmüştü.
***
Karakol Komutanı Hasan Paşa okuma yazma bilmediği için; adını, Arap rakamlarıyla önce bir "yedi", sonra bir "sekiz" çizip, arasını düz bir çizgiyle birleştirerek yazabiliyordu. O yüzden lakabı "Yedi-Sekiz" Hasan Paşa'ya çıkmıştı.
***
Rusların saldırısı önünde; Kıbrıs'ı, sözde geçici olarak İngilizlere verme karşılığında, Majestelerinin İmparatorluğuna sığınıyorduk.
O sırada Fransızlar, Tunus'u; dostumuz İngilizler, Mısır'ı işgal ediyor; Bulgarlar da, Doğu Rumeli'yi kendilerine ekliyorlardı.
***
Batı'ya olan borçlarımızı ödeyemediğimiz için, alacaklı devletlerin denetiminde "Duyûn-u Umumiye" kuruluyor; Osmanlı ekonomisinin girdisine çıktısına ortaklaşa el konuluyordu.
Yunanistan, Girit'i ayaklandırıyor; Avusturya, Bosna-Hersek'i sınırlarının içine alıyordu...
***
Görüyorsunuz ki, yüz yıl önceki tablo çok daha değişik ve hareketliydi...
Hele bir de buna, İttihat ve Terakki'nin ortaya çıkmasıyla, kaynamaya başlayan politika kazanlarının fokurtusunu eklerseniz...
***
Yüz yıl önce Osmanlı'nın gitgide içine düştüğü sıkışıklıktan kurtulmasını sağlayacak, ne yeterli kadroları vardı, ne de ekonomik kaynakları...
Akıl almaz enayiliklerle günü kurtarmaya çalışılıyor, ama hiçbir sorunun üstesinden gelinemiyordu.
***
Yüz yıl önceki kan ve çamur bulamacı, ancak 4 milyon kilometrekarelik bir toprak kaybıyla çözümlenebildi.
Sınırlar açısından, yüzde 8'in üstünde bir küçülmeyi kabul ederek, ilan edebildik kurtulup dirildiğimizi...
***
1915'ten önceki sınırları gösteren Osmanlı haritalarını, okullardan toplattık...
Onun için de bugünkü okullarda, ne eski Osmanlı haritaları vardır, ne de Lozan'ın metni...
***
Bugün yine en büyük derdimiz kadro ve kaynak kıtlığı ile asayiş sorunları.
Yüz yıldan bu yana, bu 3 sorunun üstesinden hâlâ gelemediğimiz çıkıyor ortaya.
Adalet Bakanı'nın açıkladığına göre mahkemelerdeki faili meçhul cinayet dosyasının sayısı 4 bin 760...
Yolsuzluklar ise, eski dönemlerdekini 4-5 kez katlamış durumda...
Ve yine AT'nin dışındayız.
***
Ve yine dış merkezler:
- Kıbrıs sorununu, Kürt sorununu, insan hakları sorununu çözmedikçe ve pazar ekonomisini güçlendirmedikçe; dünyanın yeni ölçeklerine uyum sağlama olanağınız yok, diyorlar...
Temel ilkeler açısından tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi...
***
Yüz yıl sonra acaba ne olacak?..
Belki de gelişmiş toplumlar uzaya taşınacağı için, dünya bize kalacak.
Biz de göğsümüzü gere gere rahatça bağırıp duracağız.
- Dünya devleti olduk, diye...
Mutlu ufuklara doğru büyük değişim diye, tam buna derler işte...
Not: 13 yıl önce yazılmış bir yazı. "Kullar ve Sultanlar"dan...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|