|
İktidar, basın, vergi (2)
TELEVİZYON dizileri gibi, önce dünün özeti...
Ankara'dan gelen yazılı emir üzerine uzman "üstat" Ömer Berk ve "çömez"i Erhan Bener hesapları incelemek üzere Hürriyet'e giderler, Sedat Simavi onları uygar biçimde karşılar, binanın en sakin odasını verir, çalışmaya başlarlar, sonunda raporlarını hazırlarlar, her şey düzgündür, vergi kaçağı yoktur.
İktidar aleyhinde yayın yapan gazetelerden biri aklanmış, Demokrat Parti iktidarı umduğunu elde edememiştir.
***
MALİYECİLERİN gideceği ikinci gazete, son günlere kadar iktidar yanlısıyken, birden cephe değiştirip muhalefete geçen bir gazeteydi. Hürriyet'in aksine görkemli bir binası, çok modern makineleri, pahalı ve süslü büroları vardı. Her türlü imkândan yararlanmış, ama nedense rota değiştirmişti.
***
ERHAN Bener, gazetenin patronunun, haberli olmasına rağmen onları beklettiğini söyler ve öyle bir patron odası anlatır ki, Babıâli'nin o günkü patronlarının odalarını bilen bizler için hayret verici:
"O güne kadar böyle lüks döşenmiş bir yer görmemiştim. Kapının üzerinde trafik ışıklarına benzeyen lambalar vardı. Kırmızı yanınca, kimse, sekreterleri bile giremiyordu içeri. Sarı yanınca sekreter girebilirdi. Bekleyenler, ancak yeşil yandığı zaman alınıyor içeriye. İki sekreter vardı, biri erkek, biri kız. İkisinin de diğer nitelikleri bir yana, fizik yapıları bakımından özenle seçildikleri belli oluyordu. O sıralar henüz mini etek moda olmamıştı ama pek alımlı bir görünüşü olan sekreter kızın giydiği etek, dizlerinin hayli üstündeydi ve belki de patronunun isteğine uyarak, bilinçli bir biçimde, güzel bacaklarını burnumuza doğru uzatmakta cömert davranıyordu. Delikanlı da hayli yakışıklıydı. Telefonla konuşurken en az iki dil bildiğini belli etmeye özen gösteriyordu." (Remzi Kitabevi)
Bu gazete "Yeni Sabah"'tı, biraz sonra yeşil ışık yanınca odasına girecekleri patron da Safa Kılıçlıoğlu...
Şimdi de onu, Erhan Bener anlatsın size:
"Neden sonra yeşil ışık yandı ve biz içeri girdik. Oda, fazla eşya ile doldurulmamış ama, insanı çarpacak biçimde güzel döşenmişti. Patron bizi ayakta, elleri belinde karşıladı. El sıkışmaya gerek kalmadı bu durumda. Ömer Bey daha ağzını açmadan, adam, son derece saldırgan bir sesle bu incelemenin hükümetin emri ile ve belli bir amaçla yaptırıldığını bildiğini , bizim, hükümetin uşakları olduğumuzu, elimizden geleni ardımıza koymamamızı, ama bizden korkmadığını, bizimle sonuna kadar çarpışacağını söyleyiverdi bir solukta."
"Üstat" Ömer Berk son derece sakindi, soğukkanlılığını yitirmedi, soruşturma sonucuna kadar sabırlı olunmasını istedi.
***
ONLARA binanın en kötü, kaloriferleri çalışmaz odasını verdiler, içecek su bile göndermediler.
Ama buna rağmen devletin namuslu bürokratları incelemelerini yaptılar, önemli bir fark bulunmadı.
Sonra patronu çağırdılar, Safa Kılıçlıoğlu'nun nasıl bir afra tafrayla "üstat" ile "çömez"in çalıştıkları odaya girdiğini onu tanıyanlar tahmin edebilir.
Tutanak hazırdı, imzalaması için Safa Kılıçlıoğlu'na uzatıldı, okuyunca şaşırdı, gözlerine inanamadı, "Maliyeciler"den özür diledi, armağanlar vermek istedi ama kabul ettiremedi.
Üçüncü incelenen gazete Cumhuriyet'ti, onun da hesapları tertemizdi.
***
BAŞBAKAN Menderes, bu sonuçtan memnun kalmamıştı, ama hesap uzmanı ile yardımcısına, dolaylı da olsa bir tarizde bulunmadı.
Bugün olsa?
Onu da siz düşünün.
Şimdi insanlarla birlikte oyunlar da değişti, bu oyunların "postmodern"ini oynuyorlar.
***
BAŞYAZARIMIZ Güneri Cıvaoğlu'nun cuma günkü yazısının başlığı neydi:
"Bu da geçer!"
Elbette geçecek, kimler gelip geçmedi ki!
Ama Hürriyet hâlâ ayakta, Cumhuriyet hâlâ ayakta, Yeni Sabah'ı da 1964'te patronu kapadı.
Ya onları "vergi kaçakçılığı" ile suçlamaya niyetli olanlar nerede?
Hani bir deyim vardır:
"Ne siz sorun, ne biz söyleyelim!"
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|