|
 |
|
|
Tugay 10 yaş genç olsa
Ferguson "10 yaş genç olsa Tugay'ı transfer ederdim" dedi önce. Sonra hocası Hughes "10 yaş genç olmasını istemezdim. Öyle olsaydı Barça'da oynardı" dedi. Tugay 10 yaş gençken Galatasaray'ın gidecekler listesinin başındaydı. 8 oyuncuyla birlikte. Eğer Terim başa geçmese Tugay düşey bir geçiş yapacaktı muhtemelen. O kritik noktadan buraya geldi. Tugay Galatasaray UEFA Şampiyonluğu'na giderken yolda, kupaya 5 ay kala Ada'ya gitti. En başaralı yılda. Galatasaray tarihinin en iyi futbolunu oynamaya başlamışken. Kopenhag'daki maçı seyrederken 'hata yaptım' diye düşündü mü bilmek mümkün değil. Ama bugün kupadan 6 yıl, Galatasaray'dan yollanma noktasına geldiğinden 10 yıl sonra, 15 yıl önce bile suratında görmediğimiz bir huzurla futbol oynuyor.
10 yıl daha genç oldu Tugay. Ama onu ne karşılıklı oynadığı Hughes fark etti ne de Ferguson transfer etmeye kalktı. Bugün huzurla oynadığı için bu kadar farkında herkes.
Hak ettiğimiz yönetim
Türkiye Ligi şampiyonunun stadında UEFA, Şampiyonlar Ligi maçı oynatmıyor. Çünkü temel güvenlik kriterlerine uymuyor. Ancak Federasyon için sorun yok. Lig maçları oynanabiliyor.
Türkiye 1. Ligi'nde var olan takımların yarısından fazlası UEFA Ekonomik Kriterleri tam uygulansa 1. Lig'de kalamaz. Çünkü boğazlarına kadar borca saplanmışlar ve mali açıdan güvenilmezler. Ancak Federasyon için sorun yok.
Anlı şanlı kulüplerimizde teknik adamlar, oyuncular paralarını alamadıkları için isyandalar. Yabancılar sürekli FIFA'ya başvuruyorlar ve tazminat kazanıyorlar ama Türk oyuncular kaderlerine mahkum. Ancak Federasyon için sorun yok. Onlar lisans dağıtıyor.
Yayın gelirleri artmıyor. Aksine yeni bir ihalede azalması hiç yadsınamayacak bir ihtimal. Ancak federasyon için sorun yok.
Oyuncu şikeye tam teşebbüs yaparken yakalanıyor. Federasyon için sorun yok. Ceza 6 ay.
Her yıl bir iddia...
Sahanın ortasında bir milli maçta meydan dayağı atılıyor. Federasyon için sorun yok. El öpülüyor, geçiyor.
Apaçık, ima değil, kesin iddialarla şike yapıldığı canlı yayında birinci ağız tarafından söyleniyor. Bizzat iddialara muhatap olan kulüp bunu çözün diyor. Federasyon için sorun yok. Zaman aşımı maddesi onları rahatlatıyor.
Disiplin kurulunun verdiği herhangi bir cezanın tahkimde yarıdan aza indirilmediği bir davanın örneği yok neredeyse. Bir kere olsun "evet disiplin kurulunun cezası tamdır" dendiği yok. Ya da Nouma'nın Leeds maçında başına geldiği gibi "Azdır. Ceza artmalı" diye bir karar yok. Federasyon durumdan memnun.
Her yıl mutlaka yerel ya da uluslararası arenada bir şike ya da teşvik iddiası ortaya atılıyor. Ancak Federasyon için sorun yok.
Bu tablo bizi endişelendirmemeli. Yanlışlar o kadar bariz çözüm yolları o kadar açık ki. Bir sezonda her şeyi yerli yerine koymak mümkün.
Bizi asıl endişelendirmesi gereken tabanın durumundaki vehamet. Misal, Kulüpler Birliği'ndeki durum. Son bir haftadır hemen her kulüp başkanından duyduğumuz vahim iddialar endişe yaratması gereken. Artık takip etmenin zor olduğu, tarafların 2 saatte değiştiği garip iktidar kavgası acayip olan. Kim neyin peşinde anlamak mümkün değil.
Tekrar ediyorum bu iş niyet olsa çok kolay bir sezonda düzelir. Asıl sorun, niyetlerin bozuk oluşu.
Kimse için sorun yok
"İnsanlar çantayla dolaşıyor. Her şeyi açıklayacağım" deyip hedefe ulaşınca "Her şey tertemiz" diyebilmeleri koca koca başkanların. "Alnımızın akıyla şampiyonluğa gidiyoruz" derken, kaybedince "Son bir ayda çevrilen numaralarla şampiyonluğumuz çalındı" deyip rakiplerini kutlayamamaları. "Temiz lig istiyoruz. Rakibimiz kayrılıyor. Hakemler federasyon onları şampiyon yapacak" deyip, sonra kupayı ya da şampiyonluğu kazandığında sevinebilmeleri koca koca adamların.
Yani aslında kimse için sorun yok. Hak ettiğimiz gibi yönetiliyoruz. Sorun bu.
Korna meselesi
Arabalar dururken kornaları çalmasın diye yazdım geçen hafta. Bir dolu tepki geldi. Hemen herkes korna gürültüsünden şikayetçi. Ama genel olarak dururken de kornanın gerekli olduğu anlar var. Tamam. O zaman geliştirmek lazım fikri.
Bu tip durumlarda sadece konuyla alakalı değil, genel toplum eğilimleri konusunda da bilgileniyorsunuz. Bu tip köklü değişim önerilerine iki tür tepki geliyor. "Neden olmaz"ı anlatanlar. Yani en iyi çözüm çözümsüzlüktür diyenler, şikayetçi ama statükocu olanlar. Bir de öneriye yeni öneriler getirip, daha kullanışlı çözüm yolları getirenler. Yani devrimci çözümcüler. Bunların başında Fanatik'ten Cem Can geliyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da kafayı patlatanlardan o. Mesela diyor ki iki elle direksiyonun iki ayrı noktasındaki düğmeye basılınca korna çalsın. Sinirle otomatik olarak göbeğe vurarak sinirle yapılan hamlelerde çalmasın. İlginç!
İşte size gelen bütün önerilerden bir yeni yol çözüm önerisi: 30 km hızın altındayken korna sadece bir kez 2 saniye çalınabilsin. Ondan sonraki 3 dakika sistem kilitlensin. Devam edelim. Doğru yolu bulacağız.
Saygıyla: Cannavaro
95'te Maldini, Weah'ın ardından gümüş almıştı. Sonra Roberto Carlos zorladı. Ardından 2002'de Oliver Kahn. 3 savunma adamı harika sezonlarında hücumcu orta sahaların ardında kaldı.
Ve bu yıl bir ilk oldu. 1.76 boyunda bir İtalyan savunmacı milli takım teknik adamları tarafından yılın en iyisi seçildi. Biraz Dünya Kupası boyunca 1 penaltı ve bir de kendi kalesine gol dışında rakip akınlara direndiği için aldı bu ödülü Cannavaro. Biraz Şampiyonun kaptanı olduğu için. Ama asıl sebep onu diğer arkadaş ve görevdaşlarından farklı kılan oyunuydu. O savunmaya estetik katabilen bir yetenek olduğu için kazandı. Futbolda durdurmanın da bir romansı olduğunu ispat ettiği için. Takımını bu kadar iyi yönetebildiği için. Bu kadar sert oynarken fair play içinde kalabildiği için. Bir savunmacının bu kadar heyecan verici olabildiğini ispatladığı için. Onun bu yönüyle oyuna yaptığı katkı 10 gol kralınınkinden fazladır. Futbol ilerideki 4 adam tarafından değil, 11 kişinin oynadığı ve herkesin oyuna sonsuz katkı yapabildiği bir oyun olduğu için muhteşem. Bunu ispatladığı için Cannavaro bir ilke imza attı.
Bu yılın en heyecan verici futbolcusunu ayakta selamlıyorum.
Şimek'in anlattıkları
Şimek karısını Trabzon'a getiremedi. Parası var. Ama karşılığında istediği hayatı yaşayamadı, parayı kazandığı yerde. Uymadı. Karısı Trabzon'a değil, İspanya'ya gitti çünkü. Mutsuz oldu. O Türkiye'ye gelmiş en iyi orta saha oyuncularından biri ama Türkiye'de sadece "Antalya'da oynarım" diyor. İspanya'ya tarz olarak en yakın şehirde. Tamam o Polonyalı, öz be öz Trabzonlu olanda durum ne? Huzur için St Petersburg'a gitmedi mi en Trabzonlu olan. Onu da geçelim. Trabzon'u yönetenlerde durum ne? En son ne zaman tamamı Trabzon'da yerleşik bir yönetim var oldu? 80'lerden beri böyle bir şey oldu mu? Olmadığından bu yana Trabzon şampiyonluk gördü mü?
Şehir takımla barışacak ve şehirle barışık olanlar oynayacak, oynatacak, yönetecek . Trabzon'da yaşayabilen alınacak. Trabzon'da yaşamayı tercih eden yönetecek Trabzon'u. Başka çaresi yok. Trabzon'un neden ve nasıl büyük olduğunu hatırlama vakti geldi. Trabzon'un büyüklüğüne katkı yapan Brezilyalı, İstanbullu, Polonyalı yok. En fazla, en uzak Gürcü var. Şehir takımla barışacak, şehirle barışık olanlar yönetip oynayacak. Çıkış budur.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|