Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Ocak 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Popüler kültür kimin eseri?


Hürriyet'in bayram ilaveleri her zaman ilginç olur. Bu defa da öyleydi. Sadece kentleri tanıtmakla kalmamış, o kentin ünlülerini de, artistik fotoğraflarıyla vitrine çıkarmış. Böylesi projelerde isim belirlemek çok zordur. Üçünü öne çıkarırken, 30'unu unutursunuz ya da pas geçersiniz. Asıl kıyamet de ondan sonra kopar. O vardı da, ben niye yokum tartışmaları hiç bitmez.
Bu eğlenceli ilaveyi okurken, Demirel'in Kadir Çöpdemir'e Milliyet için verdiği röportajda Mevlana'dan aktardığı şu söz cuk oturdu: "Gölden alacağınız su, kabınızın büyüklüğü kadardır."
Anlaşılan o ki, Hürriyetçilerin sayfalara sığdırdıkları ünlüler o kadar. Ama, beni bu yazıyı yazmaya iten asıl dürtü, kaç ismin öne çıkarıldığından çok seçilen isimler oldu. Genelde hemen hepsi popüler kültürün kahramanları. Aman, o olmadan olmaz diye konulan isimler de yok değil. Ama başta da söylediğim gibi listeye kimi alırsanız alın şikâyetçi olacak birileri mutlaka çıkacaktır.
Örneğin bu isimleri gazetelerin lokomotifi olan Ankara'ya seçtirseniz ortaya çok farklı isimler çıkabilirdi. Ya da gazetelerin beyni olan yazı işlerine veya vitrindeki yazarlara! Kesinlikle ortaya her defasında farklı isimler çıkacaktır.
Listeye hatır gönül ilişkilerinden ya da aile kontenjanından girenler de var. Olsun. Zaten hak etmeseler giremezlerdi. Ama, başkaları olmayıp onlar olunca göze batıyorlar işte...
Şimdi bu listeye bakıp Türkiye'nin bir profilini çıkarmaya çalışanlar çok zorlanacaklardır. Ya da ortaya öylesi bir tablo çıkacak ki, bu ülkede siyasetçi, sanatçı, işadamı, gazeteci, şarkıcı, türkücüden başka ünlü yok. Bilim adamı mı, onlar da kim oluyor! Ya bütün ömrünü sivil toplum örgütlerine adayanlar? Onları kim tanır ki, hangi magazin programında göründüler ki! Ha bir de kentlere damgasını vuran isimler var. Üniversitesinden, hastanesine o kentin hamileri var ki, sanki onlar da popüler kültürün kurbanı olmuşlar.
Bir Ankaralı olarak hemen bizim kentin ünlüleri kimmiş diye göz attım. Birkaçı dışında çoğunun Ankaralı olduğunu ilk kez duydum. Umarım, bizim Angaralılar bozulmamıştır.
Aslında doğduğun yer değil, doyduğun yer memleketindir derler. Çok doğru. Nüfus kâğıdına bakıp birilerine şuralısın ya da buralısın demek herhalde yanlışların en büyüğü olur. Nerelisin sorusuna cevap olarak doğduğunuz yeri mi, ailenizin nüfusa kayıtlı olduğu yeri mi yoksa yaşadığınız kenti mi söyleyeceksiniz? Listede öyle isimler var ki, doğdukları kenti hiç görmemiş. Ya da kendisini o kentli gibi hiç hissetmemiş. Şimdi kalkıp onları o kentin bir parçası olarak görmek ya da göstermek ne kadar doğru olur?

Vitrin çeşitlenmeli mi?
Türkiye vitrininin sadece üç beş kesimin temsilcilerinden olmadığını artık kabul etmeliyiz. Ülkeye, topluma ya da kentlere yön verenlere, çok daha geniş yelpazede yer ayırmalıyız. Popüler kültürün kartondan kahramanlarını, önce yaratıp sonra da eleştiri oklarını yöneltmek, sadece bize özgü değil. Başka ülkelerde de benzer durumlar var. Ama sanki bizde eksik olan, doktorlar, hâkimler, bürokratlar, bilim adamları, toplum gönüllüleri ve yerel kahramanlar.
Onlardan yıldızı parlayanlar yok mu, yoksa medya olarak biz mi görmüyoruz. Ya da toplum olarak ilgiyi, saygıyı, onlara önce biz mi göstermiyoruz? Reytinglere baktığımızda sanki popüler kültür çorbasında hepimizin payı var.
Medyanın toplumun bir aynası olduğu tanımına canı gönülden katılıyorum. Ama bu ayna kimilerini cüce, kimilerini dev, kimilerini de ucube gösteren sirk aynası olmamalıdır. Toplum olarak biz kahramanlarımıza sahip çıkarsak, medya da onları vitrine çıkaracaktır. Yani listeye bakarken o, bu niye yok diye eleştirenler, çuvaldızı önce kendilerine batırmalılar.
Özetin özeti: Gelişmişliğin onlarca ölçütü var. Ona şimdi bir de vitrin zenginliğini ekleyelim. Hürriyet'in yaratıcı bayram ekleri, Milliyet'in çarpıcı röportajları, bayram okuru olarak beni keyiflendirdi. Umarım sizlerin de hoşuna gitmiştir.

aguclu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Maganda salgını!
YILBAŞI kutlamalarında yine maganda kurşunlar...
Çetin ALTAN
'Mona Lisa'nın sol gözü, saat yelkovanı olunca...
2007'nin ilk yazısı...
Melih AŞIK
Doktor ile hasta
Bir devlet hastanesinin fizik tedavi bölümünd...
Hasan CEMAL
Akıl hanı!
Bir şehirde sabah vakti, çok tenha bir kahved...
Abbas GÜÇLÜ
Popüler kültür kimin eseri?
Hürriyet'in bayram ilaveleri her zaman ilginç...
Hurşit GÜNEŞ
Dünya ekonomisi 2007'ye girerken: ABD ve Avrupa
Türk ekonomisinin dış ticaret hacmi milli gel...
Nail GÜRELİ
Midyat'a övgü ve destek
Geçen hafta "Mardinli kızlar okumayı seviyor"...
Hasan PULUR
Saddam gitti, Bush kazandı!
DOĞU'da "idam kültürü" çok gelişmiştir, kime ...
Ece TEMELKURAN
'Acemi kasaplar'
Neyse parası verilip alınan kurbanların peşin...
Osman ULAGAY
İnfazın gölgesinde buruk bir yılbaşı
Yılbaşı gecesi birlikte olduğumuz yakın dostl...
Güngör URAS
Kaşarlar da bozuldu
İzmir'de sabah erken saatte kahve içmek için ...

© 2006 Milliyet