|
 |
|
|
Mustafa Taşar
Sayın Mustafa Taşar ölmüş.
Ailemden biri ölmüş kadar üzüldüm.
Vallahi billahi.
O dünleri unutmam mümkün mü?
"Turizm Bakanı olmak için, lisan bilmem şart mı, tercüman kullanırım?" demişti.
Hatırlarsınız.
"Tabi şart değil" demiştim ben de ama "sizin Turizm Bakanı olmanız şart mı?"
Bilmem hatırlar mısınız?
Sonra her hafta köşemin içinde, küçücük bir köşede, bir kelimenin İngilizce'sini yazmıştım.
Sembolik bir protestoydu.
Lesson I, Lesson II, Lesson III...
Elli küsur hafta sürdü.
"Türk Turizmi'ne olmasa da Türk Turizmi'nin bakanına, bir katkım olsun " diye de ekliyordum her hafta.
Sonra haftalar geçti.
Sonra, turizmcilerden telefonlar gelmeye başladı:
"Sayın Taşar devleti iyi tanıyan biri, iyi çalıştırıyor, çok zeki, sorunları çok çabuk kavrıyor ve çabuk çözüyor, Türk Turizmi böyle bir bakanı bir daha bulamaz"
Diyorlardı...
Sonra yine haftalar geçti.
Sonra bir gün Milliyet'e, benim adıma koca bir zarf geldi.
Açtım.
İçinden, titizlikle hazırlanmış, kocaman bir plaket çıktı.
Üzerinde şunlar yazılıydı:
"Türk Turizmine ve bakanına katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim."
Altında da Sayın Taşar'ın imzası...
Küfür etseydi daha iyiydi.
Kendisiyle bu kadar barışık bir siyasetçiydi.
Ve bu kadar mizaha yatkın ve bu kadar zarif.
Allah rahmet eylesin.
Evet, ailemden biri ölmüş kadar üzüldüm.
***
Sonra o hanımefendi, Turizm Bakanı oldu.
"Daha önce, turizmin içinde bulundunuz mu?" diye sordular.
"Evet, turist olarak" dedi.
Ertesi gün Sayın Taşar, ortak bir dostumuzla bir mesaj yolladı:
"Gelen, gideni aratacak mı?."
Evet, değişik bir siyasetçiydi.
Ve...
Elli küsür hafta, köşemin en çok okunan köşeciğine konuk olan Sevgili ve Sayın Mustafa Taşar, bugün o dünlerden beri ilk defa yine köşemde.
Ve...
Çok üzgünüm bugün.
Ve Antalya
Turizmin bir sayın bakanıyla başladık, başkentiyle de bitirelim..
O dünlerde yine her okuduğumda beni hasta eden o haberlerden biri daha çıkmıştı bir gazetede.
Dört milyon yüz yirmi iki bin iki yüz yirmi dördüncü turist gelmişti Antalya'ya...
Rakamı uydurdum.
Beş aşağıydı veya beş yukarıydı.
Ve...
Antalya'da yok yoktu, ne ararsan vardı, üstelik yabancıya bedavaydı neredeyse.
Antalya'nın içinde turistler, sadece mıçmaya para veriyorlardı o dünlerde.
Otellerinde yiyorlardı, otellerinde içiyorlardı...
Şehirde sadece!!!
Ellerinden gelse onu da yapmayacaklardı, o parayı da vermeyeceklerdi ya.
Hâlâ mı gelmeyeceklerdi yani?
Ve...
Şu Antalya'nın etrafını kalın surlarla çevirsem, içeri sızmaya çalışanlara kızgın yağ döksem, yine de 3-4 milyon kişi öyle ya da böyle sızar Antalya'ya...
Ve...
Nesi başarı bunun Allah aşkına?
Ve...
Ben Urfa'ya, Mardin'e bu kadar milyon kişiyi getiririm, yeter ki istediğim şartları bana sağlasınlar, istediğim 100 kişiyi benim yanıma versinler diye vıdı vıdı yapmıştım bir yerlerde.
İspanya'da, İtalya'da aynı dönemin izlerini taşıyan bölgelere, 20-30 milyon kişi geliyordu.
O dünlerde de bakan, Sayın Taşar'dı.
Bu söylediklerime de çok şaşırmış, "Ne ilginç bir adam" demiş.
Öyle söylediler.
Yarın o kadar kişiyi oralara getirdiğimde, daha da çok şaşıracak,
Daha da ilginç bulacak beni demiştim.
Ve...
Bir gün Antalya'da, otelcilerle bir toplantıdaydım.
Birisi "Çok atıp tutuyorsun, her şey fiyatın içinde, kahve bile, palavrayı bırak da satacak bir şey söyle" dedi.
"Kahvenin falı" dedim
O dünlerde, İtalyanlar Roma'da yoldan geleni geçeni yakalayıp, avucuna bir çakıl taşı bastırıp, taşın bıraktığı izden, falına bakıyordu...
Nasıl da sallıyorlardı.
Roma sokaklarında her gün, yüz binlerce turist geziyordu.
Falın atmasyonu bile yüz binlerce dolar kazandırıyordu her gün onlara
Ve...
Bir gece bir otelin animasyon gösterisinde Türk kahvesini ve falını anlattım
Accaip anlattım ama
Ertesi gün, bir saat içinde, 200 küsur kişi falcı kılığındaki garsonun önünde dizilmişti.
Bir kişi 10 marktı.
Ve...
Sonra, Sayın Taşar'ın bakanlığı bitti, bizim projeler de yattı.
Ve...
Şimdi tabi, o dünlerden daha farklı Antalya.
Bilhassa futbol turizminde büyük işler başardılar.
Kutlamak lazım.
Futbol takımlarının kampları, o aralarda organize edilen Efes Cup, Antalya'yı bir meeting-point (buluşma noktası) haline getirdi.
Ve...
Antalya hâlâ çok fazlasını hak ediyor, Antalyalı da.
Ve...
Tabii bence.
Herkes gider Antalya'ya...
Bana her gün bayram...
Sizinki kutlu olsun.
Yeni yılınız da.
2007'de inşallah sağlıklı olursunuz ve sevdiklerinizle beraber olursunuz.
Gerisi fasa fiso...
Her gece kendim için dilediğimi, sizin için de diliyorum.
Taaa içimden.
Ve...
Futbol bu hafta Antalya'da.
Biz de oraya gidelim.
Bu haftalık.
Bilgin'den
Çok mail geliyor...
Çoook.
Yolda bile çevirip soruyorsunuz...
Senin (benim) O'ya nooldu, bitti mi, gitti mi?
O'ya bir şey olmadı, ne bitti, ne de gitti.
Ve...
Beni en çok etkileyen kadın hâlâ O.
En hoşlandığım kadın da O.
Sonuma kadar istediğim tek kadın da hâlâ O.
O'nun gibi birinin, bir daha karşıma çıkmayacağını da biliyorum.
O, her erkeğin karşısına hayatında bir kere çıkan özel kadınlardan biri, bunu da biliyorum.
Ve...
Sadece bir karar verdim. .
Ya sizin "biz"ler gibi bir biz olacağım onla.
Ya da siz, biz.
Sizli bizli.
Ve...
Bugünlük bu kadar.
Ve...
Gerisi başka bir gün belki.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|