|
Çağrışımlar, kaktüsler ve heykelci Phidias
Önüne gelenin, önüne geleni "komünistlik"le suçladığı Soğuk Savaş yıllarında; kimin aklına gelirdi 2007 yılına girildiği gece Bulgaristan'la, Romanya'nın da Avrupa Birliği üyesi olacağı?
Ama oldu işte...
20-30 yıl sonra Türkiye de olacak; belki de Rusya'dan daha sonra.
***
Nutuk, demeç, uyarı ve çeşitli suçlamalarla ne küresel ısınmayı durdurma olanağı var; ne de bir insan mezbahasına dönen Irak'ı, bir şenlikler ülkesine çevirme olanağı.
Yakındoğu'daki yaşam ve yönetim biçimleri, miadını doldurmuşa benziyor. O nedenle de, daha nice nice acılar çekilecek oralarda.
Irak'ta yaşananlar olmadık çağrışımlar doğuruyor bendenizde de...
***
Çağrışımlar...
Vaktiyle bizim saz şairlerinin de benimsediği; bir tek kelimenin yarattığı değişik çağrışımlar ve değişik anlamlarla örgülenmiş hünerli söz gösterileri; çok rahat rendeler sık rastlanan tas kafa ilkelliğini.
***
Bir zamanlar köy kahvelerini dolaşan saz şairleri de, kendi dillerini kullanma becerilerinde yarışarak eğlenirlerdi.
Saz şairlerinden biri gelir, "sürüne" diye bir "ayak" asardı kahveye. Bir başka şair de gelir "sürüne" sözcüğünü çift anlamda kullanarak, "ayak"ı indirirdi. Şöyle ki:
Madem çoban değildin
Arkandaki sürü ne?
Beni yardan ayıran
Yüzü koyun sürüne...
***
Bendeniz de, minicik saksılardaki çeşit çeşit miniskül kaktüs biçimlenmeleriyle; Köyceğiz dolaylarında, dikenli kollarından dikenli kollar çıkarmış, neredeyse insan boyundaki kaktüslere bakarken; İstanbul trafiğini düşünürüm.
İstanbul trafiğinin içine düştüğüm zamanlarda da, kaktüsleri.
***
Yılda bir kez, 24 saatliğine tanrısal çiçekler de açan kaktüsler; Yakındoğu insanlarına, hiçbir zaman ilham verememiş olan, doğadaki aşamalı heykeller koleksiyonunun en modern örnekleridir.
Deniz kıyılarındaki, dağlardaki değişik profilli kayalar da, gizemli doğa sanatçılığının heykellerindendir; değişik formlardaki kaktüsler de...
***
Kaktüsler ve İstanbul trafiği...
İstanbul trafiği ve kaktüsler...
Doğa sanatçılığının heykelleri, doğanın da yine bir parçası olan insanoğlunun, yarattığı heykelleri çağrıştırır bendenize.
Ve aklım gider gider 4500 yıl öncesinin Sfenks'lerine, 2500 yıl öncesinin büyük yaratıcı dehası Phidias'a takılır.
***
Biyografisi pek de bilinmeyen Phidias, devrinin en ünlü ve olumlu politikacılarından Perikles'in de dostuydu.
Perikles, o dönemin Atina'sında yolların, köprülerin, alanların yapımına çok büyük bir önem vermiş ve böylesi bir değişim ve gelişimin de gerçekleştirilmesini heykeltıraş Phidias'a emanet etmişti.
***
Phidias'ın yaptığı, o zamanın gökler ve tanrılar tanrısı Zeus'un tapınağı... Sonra da tanrı Zeus'un, normal bir insanın 7 kat büyüklüğündeki heykeli... Vücudu fildişinden, giysileri altından olan bir heykel...
***
İnsanoğlunun, hangi inanç yöntemiyle yaşarsa, öldükten sonra ödüllendirileceği konusundaki kavgalar, çatışmalar, ölmeler, öldürmeler ve o inançlar üstünde siyasal egemenlikler kurmalar bir yana...
Sanatçıların şahyapıtları bir yana...
***
Bir kelimeden hünerli çağrışımlar çıkarmak ve örneğin bir "kaşık" sözcüğünden, eğlenceli bir konuşma üretmek:
- Kaşık kaşık pilav yemek de güzeldir; kastanyet benzeri tahta kaşıklarla "kaşık havası"na katılmak da. Ağızlara bir parmak bal çalmaya kalkanlar yanında, bir kaşık bal uzatanlara da dikkat etmek gerekir. Bakarsınız, kaşığı ile verip sapıyla da göz çıkarmaya kalkabilirler.
***
Siyaset kavgalarının değirmeni içinde, öğütülüp giden Irak... Doğadaki gizemli sanatçılığın, kaktüslerdeki yansımasını göremeyen Irak... Phidias'ın Zeus'una, bir "küfür göstergesi" olarak değil de, görkemli bir sanat yapıtı olarak bakamayan Irak...
Acaba neyin cezasını çekiyor ki; sakın nasırlaşmış beyinsel bir kısırlığın olmasın...
***
"Onlar-biz" ayrımının, pek de uğurlu bir ayrım olmadığı çıkıyor ortaya.
Deniz kıyılarındaki, dağlardaki kaya profilleri, kaktüs biçimleri; Sfenks, Buda, Zeus heykelleri...
***
Bilemiyorum neden, İstanbul trafiğinin bendenizde yarattığı çağrışımlar ufku içinde, kaktüsler ve heykelci Phidias da var?
Belki de politik kavgalar, uyarılar, öneriler ötesinde; doğanın gizemli sanatından uzantılı, matematikle estetiğin iç içe geçtiği başka bir dünya daha olduğu ve taş kafa ilkelliği aşılmadıkça da; o dünya, bir türlü görünmediği için...
c.altan@prizma.net.tr
|
|