MİT Müsteşarı Emre Taner'den teşkilatın 80. kuruluş yıldönümünde önemli açıklamalar:
ANKARA Milliyet
1 - Başroldekiler ve figuranlar değişiyor. Bazı ulus devletler tarih maratonunu kaybedecekler ve ulusal egemenliklerini yitirecekler 2 - Türkiye, rol savaşlarının tam ortasında. 21. yüzyıl güvenlik ortamı, istihbarat fonksiyonlarının önemini olmadığı kadar artırmıştır 3 - Bekle gör ve tutum al politikası gibi bir lüksümüz yok. Yalnız savunmada kalamayız. Elimizdeki tüm kartları iyi kullanmalıyız 4 - Yeni dönemin gereklerine yanıt verebilmek için MİT'i ihtiyaçlara cevap verecek şekilde reorganize etme çalışmalarımız hızla sürüyor 5 - MİT olarak vizyonumuz, ülkemizi tehlikeli dönemden başarıyla çıkarmak ve çocuklarımıza gurur duyacağımız bir gelecek bırakmaktır
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Emre Taner, dün teşkilat açısından son zamanların en ilginç çıkışlarından birini yaptı. Taner, teşkilatın 80. kuruluş yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, değişen dünya koşullarının Türkiye'yi nasıl etkilediğini ve MİT'in bu değişime kendisini nasıl uyarladığına ilişkin ilginç değerlendirmelerde bulundu. Taner'in yaklaşık bir buçuk yıldır sürdürdüğü bu görevinde yaptığı en önemli açıklamanın çarpıcı başlıkları özetle şöyle:
'Kurallar değişti'
Dünyadaki tüm değerlerin, ilişkilerin, sistemlerin ve düzenlerin, ister sosyal-ekonomik-siyasi, ister ahlaki-dini olsun yeniden şekillendiği ve hatta yeniden tanımlandığı bir süreci yaşıyoruz. Bu süreç aynı zamanda parçası olduğumuz uluslararası sistemin de kuralları, başrol oyuncuları ve figüranlarıyla mevcut olandan çok farklı bir boyutta yeniden belirlenmeye ve hatta doğmaya çalıştığı bir döneme kaynaklık ediyor.
20. yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam etmeyeceği önceden öngörülebilir bir olguydu. Ancak 1990 ve sonrasındaki sürece hazırlıksız yakalanıldı.
'Analizler statükocuydu'
Bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakarlıkla sahip çıkmalarıdır. Bu nedenle de geleceğe yönelik tahminler bu katı kuralcı yaklaşım içinde başarısız olmuştur. Dünyadaki istihbarat teşkilatları da sistemin birçok aktörü ya da oyuncusu gibi ayak sesleri özellikle teknolojik gelişmelerle duyulan bu yeni 'belirsizlikler' dünyasını öngörememiştir.
Soğuk Savaş döneminin ortaya çıkardığı katı kurallarla işleyen istihbarat teşkilatları ortaya çıkan bu yeni ve inanılmaz derecede oynak ortam karşısında ister istemez yetersiz kalmışlardır."
'Ulus devletlerin sonu'
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanında yüzyıl boyunca önemli değişimlere yol açacak parametreler gelişiyor. Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır.
Bu devletler sadece gelişmemekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olmamakla kalmayacak, aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir.
'İstihbaratın önemi arttı'
Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekten sağlam politikalar üretebilmek ve uygulayabilmek için ulusal güvenlik ve ulus-devlet yapısına yönelen tehdit ve kaynakları iyi algılayabilmek, ulusun karşı karşıya olduğu fırsatları ve tehditleri öngörmek, doğru analiz edebilmek ve uygun vasıtalar ile karşı koymak zorunluluğu/ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedilir hale gelmiştir.
21. yüzyıl güvenlik ortamı, istihbarat fonksiyonlarının önemini ve etkinliğini hiç olmadığı kadar arttırmıştır.
'Türkiye iç hat pozisyonunda'
Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar ile Ortadoğu'nun arasında bir iç hat pozisyonuna sahiptir. Bu pozisyon, kademeli olarak Orta Asya'ya açılan alanlarla bağlantılıdır. Bu üç bölge ve Orta Asya, birçok bakımdan küresel politikaların ve 'rol' savaşlarının belirli açılardan yoğunlaştığı alanlardır. Dolayısıyla yeni sorun ve tehditler doğrultusunda 21. yüzyılda doğuya doğru genişleyen dinamik bir alan söz konusu olmakta ve bu durum Türkiye'nin gittikçe genişleyen bir alanda merkezi pozisyon kazandığını/kazanacağını göstermektedir.
Bu süreç içinde, Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da 'bekle-gör-tavır al' taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Uluslararası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlama ile (kendi konumu ile ilgili) taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır.
'Avantajlar iyi kullanılmalı'
Yalnız savunma pozisyonunda olmak Türkiye'yi haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır. Bu nedenle de Türkiye tüm kartlarını/avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır. Elbette bunu gerçekleştirebilmesi hiç de kolay değildir.
Türkiye için güçlü bir ekonomi, kusursuz bir dış politika ve caydırıcı bir askeri yapılanma şeklinde adlandırabileceğimiz çok sağlam üç ayağa sahip olmak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üç ayağın ifade edilen özellikleri içinse güçlü, dinamik, etkin, esnek, hareket kabiliyeti yüksek ve yaratıcı bir istihbarat yapılanmasına ihtiyaç vardır.
'MİT yenileniyor'
Ulusal çıkarlarımızın gelişimine katkıda bulunacak bir stratejik istihbarat yaklaşımı bağlamında teşkilatımızın mevcut yapısının revize edilmesine yönelik 2006 yılında başlattığımız çalışmaları 80. yılımızı da kutlayacağımız 2007 yılı içinde sonuçlandırmak amacındayız. Milli İstihbarat Teşkilatı olarak, vizyonumuz, birlik ve beraberlik içinde ülkemizi içinden geçilmekte olan bu muğlak ve tehlikeli dönemden başarıyla daha da güçlenmiş olarak çıkarmak ve çocuklarımıza gurur duyacakları bir gelecek bırakmaktır.