|
Hamsiyi koydum ta.. ta.. tavaya...
Sabahın erken saatlerinde ortalık henüz sakin ve sessiz, gökteki bulutlar da gizledikleri maviliği yer yer açığa çıkarmaya başladığı sırada, gazeteleri gözden geçirmenin tadı başka; hele bir bardak sıcacık çay da demliyse...
* * *
Neden gazeteleri o erken saatte gözden geçirmenin tadı başka?
Çünkü Başbakan Tayyip Bey'in, niçin Mithat Cemal'in mısralarına kanca uzatmak zorunda kaldığını da, gülümseyerek anlayabilirsiniz; bütçeden en az pay alanlardan olan Adalet Bakanlığı'nın; yargı sektörüyle, yönetilen milyonlarca önemsiz insan kesimine, nasıl bir profille yansıdığını da...
* * *
Nasıl bir ortam ve gizli-açık, nasıl bir mekanizmanın dişlileri arasında yaşadığımızı bilmek, yahut bilmemek; Hamlet'in ünlü tiradındaki, unutulmaz bir sorgu ve ünlem işareti senteziyle:
- İşte sorun!
* * *
Mithat Cemal'in, birçok siyasetçi tarafından da tekrarlanıp durmuş olan hamasi mısraları:
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır;
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
Şu sıralarda en çok kan, Irak'ta döküldüğüne göre; demek ki Irak bayrağı, her bayraktan daha çok bayrak olacak.
Toprakları, vatana dönüştürmek için ölenler ise; ne Cumhurbaşkanı olacak, ne başbakan olacak, ne tatilcilerden biri olacak; sadece ölmüş olacak. Tıpkı kaputsuz, postalsız, Sarıkamış'ta donarak ölmüş 90 bin gençten biri gibi...
* * *
Şark'ın köylü ağırlıklı toplumları, bir türlü "gelişmiş"liğe terfi edemiyorsa ve sadece hamaset bandolarının "ölme ve öldürme" tokmaklarıyla davullarını gümbürdetiyorsa; durumu bir daha gözden geçirmek gerekmez mi?
* * *
Bumdan 100 yıl önce Tevfik Fikret de, "ölme ve öldürme" üstüne nağralanan hamasetçilikten usanmış ve şu dörtlüğü yazmıştı:
Vatan senden hayat umar,
Sen yaşarsan o canlanır.
Vatan için ölmek de var,
Fakat borcun yaşamaktır.
Orhan Veli ise çok daha kestirmeden özetlemişti durumu:
Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik.
* * *
Sabahın erken saatlerinde ortalık henüz sakin ve sessizken, bir bardak sıcacık demli çayla, gazeteleri gözden geçirmenin tadı...
Ve Zaman gazetesinin manşeti; Necip Çakır'ın bir haberi:
"Hızır Acil'de doktor var, ambülans var; ama şoför yok"
* * *
Hadi bir dörtlük de biz deneyelim; ola ki gözü ilişirse, siyasete de şiirle başlamış olan Tayyip Bey'in hoşuna gider:
Sağlıkta önemli kim;
Bilemeyenler kördük.
Ne ilaç, ne de hekim;
Tek önemli şofördür.
* * *
Cumhuriyet gazetesinde, Hilal Köse'nin haberi:
"26 yıldır ailenin acısı dinmedi - Türkler davası hâlâ sonuçsuz"
Haber şöyle başlıyor:
"DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in Merter'deki evinin önünde katledilişinin üzerinden 26 yıl geçti. Öldüğünde 1.5 yaşında olan torunu büyüdü, avukat oldu, ama davası sonuçlanmadı. Yargıcı değişen, dosyaları yıllarca bulunmayan davanın 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasına ise yalnızca 3 yıl kaldı".
* * *
AB üyesi ülkelerde de, 26 yıldan beri süren cinayet davaları var mı acaba; insan merak ediyor.
Bizim bildiğimiz o ülkelerde, yargının temel taşı olarak şu ilkeye inanıldığı; "gecikmiş adalet, adalet değildir".
Ve bendenizin en sevip saydığım adalet de, Adalet Ağaoğlu'dur.
* * *
Akşam gazetesinin manşeti de, gizli-açık nasıl bir mekanizmanın dişlileri arasında yaşadığımızı bir kez daha hatırlatıyordu; Hüseyin Ozay'ın haberi:
"Gaz kesintisi Allah'ın işi - İran kış ortasında gazı kesti, Türkiye'nin gıkı çıkmıyor. Çünkü 1996'da imzaladığımız anlaşmaya göre, mücbir sebepler arasında 'Allah'ın işi' (acts of God) maddesi var"
Bilmem ki ne diyelim; içimizi çekerek:
- Allah kerim, diyelim.
* * *
Radikal gazetesinin manşeti de, bayrakları bayrak yapan kanların kimleri ödüllendirdiğiyle; toprakları vatana dönüştürmek için ölenlerin, kimlerin ihya edilmesine yaradığını koyuyor ortaya; İsmail Saymaz'ın haberi:
"Aynı okulda paralıyla parasıza ayrı muamele"
İmtiyazlı, sınıflı, bölünmüş bir kitle
Velisi ayda 50 YTL veren öğrenciler, bilgisayarla, projeksiyonlu ve yemek de çıkan sınıflarda okuyor; o sınıfların öğretmenlerinin maaşları da 800 YTL fazla"
* * *
Şayet karikatürist olsam, son 80 yılın özetini şöyle çizmek isterdim:
Bir havaalanının ucundan başlayan koca bir yokuş; alt başında "gelişmekte olan" yazıyor, üst başında "gelişmiş" ve apronda, kalpaklı, silindirli, fraklı, kasketli, takkeli kişiler, el birliğiyle deve kurban ediyorlar.
* * *
Kalkıp tazeleyelim çayı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|