Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Ocak 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ne zaman yaşlandı da bu kadar gençleşti?

Estetikli birinin yaşını hesaplarken insan birkaç yıl ekliyor kafadan... Gençler bile genç görünmeye çalışan yaşlılara dönüşüveriyor

tubakyol@yahoo.com

Bu kadın bizden küçük müdür yoksa büyük mü? Televizyon izliyoruz hep birlikte. Önce "Büyüktür" dedim, "ama bizden genç görünüyor değil mi?" Ralf "Hayır" dedi, "genç görünmeye çalışan daha yaşlı biri gibi duruyor."
Simin "Bizden büyük mü Ebru Gündeş, emin misin?" diye sordu Türkçe.
Emin değilim. Belki de küçüktür.
Ralf bu Türkçe sohbette geçen ismi ayırt etti: "Ebru Gündeş mi?" dedi, "Bu kadın Ebru Gündeş mi?"
Ralf meğer Ebru Gündeş'i geçmiş Türkiye ziyaretlerinde yine böyle birlikte izlediğimiz televizyon programlarından hatırlıyormuş.
Geçenlerde "Kemal Sunal'ı tanıyor musun?" diye sordum bir vesileyle.
İsimden çıkaramadı ama azıcık filmlerinden bahsedince hatırlayıp Türkçe bile konuştu: "İnek?"
"Hababam Sınıfı" izletmeler, bilumum Türk şarkıcısı dinletmeler falan, bu çocuğa Türkiye'de hafif dozda da olsa işkence uyguluyor olabilir miyiz acaba?
Artık televizyona çıkamıyorlar ne yazık ki, yoksa bir doz Meriç Erkan, bir doz da Ajdar verip Ralf'in tepkisini ölçerdik.
Gündeş'e tepkisi şaşırtıcı değil mi?
Onun "yabancı gözü" olmasa, biz Ebru Gündeş'in "tanınmayacak kadar değiştiğini" fark etmeyecektik.

Hatıralardan yaş tahmini
Sabah bir dizi tekrarında Emel Sayın'a aynı yabancılaşmayla bakmaya çalıştım. Birkaç yıl memleketten uzak kalsam, belki de Emel Sayın'ı bu görüntüsüyle tanımazdım gibi geldi bana.
Ta çocukluğumuzdan bilmesek onu, hakiki gençliğinde çevirdiği filmleri hâlâ televizyonda izlemiyor olsak, kim bilir belki onu görünce de sorardık: Bu kadın bizden küçük müydü, yoksa büyük müydü?
Emel Sayın'ın kaç yaşında olduğunu bize söyleyen yüzü değil, hatırası.
Ebru Gündeş'in yaşını ama hatıralardan da çıkaramadık.
O meşhur olduğunda biz üniversitedeydik, hatırlıyoruz. Peki o meşhur olduğunda kaç yaşındaydı; bizden küçük müydü, büyük müydü...
Sonunda kalkıp internetten baktım doğum yılına.
1974.
Bizden iki yaş küçükmüş.
Bizden genç görünmesi hiç de acayip değilken, bizim yaş sohbetimizin nesnesi olması acayip değil mi?
* * *
Şu sıralar ne zaman sosyalleşsem, karşılaştığım neredeyse tüm kadınlar taş çatlasın 25-30 gösteriyor.
Kimi hakikaten 25-30, kimi kaç 25-30.
Artık 50 midir, 60 mıdır, kim bilir?
Hadi 60'lıkları anlıyorum, insan o yaşta daha genç görünmek isteyebilir. Peki 25'liklerin, 30'lukların sanki bir ara yaşlanmışlar da sonra yeniden gençleşmişler gibi durmaları "güzel" midir?

İpler Mustafa'nın elinde, kukla olacağım bu gidişle

Estetik karşıtı, ille de doğallık yanlısı bir kimse değilim. Estetik sayılmaz mı; içime karbondioksit mi şırınga ettirmedim, radyo dalgaları mı gönderttirmedim...
Ama yüzüme estetik yaptırmıyorum, botokstan bile uzak duruyorum.
Sözlü ifade en kuvvetli olduğum sahalardan biri değil diye.
Kaşımı çattığımda kaşımı çattığım, yüzümü döktüğümde üzüldüğüm anlaşılmazsa, ben kendimi insanlara nasıl anlatacağım?
Bir de her altı ayda bir uğraşamam botoksla diye.
Botoksa bulaşmam yani kolay kolay
ama vakti geldiğinde tabii ki yüzümü gerdirteceğim. Niye kırış kırış gezeyim? Tamam, gerdirince de ifadesi kayboluyor yüzün ama gerdirme vakti gelinceye kadar, daha var bir 20 yıl, e bu esnada hitabetimi de herhalde kuvvetlendiririm.
En sevdiğim doktorum Mustafa'ya (Karataş) bir radyofrekans seansında "Keşke yüzümü de sen gersen" dedim.
"Ben gereceğim zaten" dedi, "ama ameliyatla değil, iplerle."
Sonra da o iplerden tutarak oynatacaklar beni herhalde. Yanağımdaki ipi çekecekler "Gül bakayım", kaşlarımın ortasından geçirdikleri ipi çekecekler "Çat kaşlarını"...
Ve geçenlerde, bayağı önce, bir sabah kalkıp Boğaziçi Tıp Merkezi'ne gittim,
Dr. Ciro Accardo'nun yaptığı Happy Lift ameliyatına girdim.
Hayır, kendi ameliyatıma değil.
Ben pimpirikli bir kimseyim. Önce ne yapıldığını bir göreyim.
İplerle alnı gerdiler, kaşları astılar, boynu toparladılar, yanakları kaldırdılar... Bir iğneyle ipi tutturuyorlar işte gereken yerlere. Sonra bu ip eriyor, kaybolup gidiyormuş. Cilt iplik etrafında kendi dokusundan bir tutucu kılıf oluşturuyormuş. Böylece herhangi bir kabarıklık ya da iz oluşmuyormuş. İşlem bitti, hasta kalkıp yürüyerek gitti.
Nerede yüz gerdirme operasyonlarındaki ıstırap, nerede operasyon sonrası oluşan şişlikler, morluklar vesaire...
Tuttum ben bu ipi!
Şimdi Mustafa her fırsatta diyor ki "Hadi gel yapalım."
Ben de diyorum ki "Biraz duralım bakalım. Eskiden Happy Lift mi vardı? Bak neler çıktı. Bana en gereken anda en yeni çıkanı yaparız."
Estetik cerrahinin biraz daha gelişmesini bekliyorum. Azıcık daha... Kusursuzlaşmasını değil ama, aksine kusuru keşfetmesini...
Güzellik çünkü kusursuzlukta değil, kusurda gizli.

Genç göstermiyorsa da zengin gösteriyor

Alışveriş merkezleri en sık gittiğim yerler değil. Geçen haftaya kadar değildi yani. Geçen hafta kendi yıllık kotamı dolduracak kadar çok alışveriş merkezi gezdim sanki.
Bu esnada insanlara da bakıp dedikodu yaptık tabii. Bir alışveriş merkezi klasiği...
Kim ne giymiş, o paltoyu nerede görmüştük, ne kadardı, o pantolonla o kazak hiç olmuş mu ve elbette saçlar ve elbette en çok da yüzler... Alışveriş merkezlerinde gezen tüm kadınlar estetikli olabilir mi? Herkes!
Hadi abartmayayım ama yüzde 90'lar.
Biz bu estetik işine doğru bir yerden bakmıyormuşuz gibi bir his geldi sonunda.
Mesele artık gençlik-yaşlılık meselesi olmayabilir. Belki artık estetik, genç görünmenin ötesinde başka bir şeydir.
Nedir?
Estetik operasyon marka giymek gibi bir nevi sınıfsal nişan olmuş olabilir mi?
Botokssuzlar fakir, botokslular orta sınıf, kalan bilumum estetik operasyonlu üst sınıf...

manik depresif köşe
Hep söylerim. İçimde ta derinlerde bir Ajda Pekkan yaşıyor. Fakat çok içimde işte, fazla derinde. Çıkar bir gün herhalde.
O gün... Ameliyatta olacağım.
O güne kadar... Depresyondayım.


CUMARTESİ
Ankaralıların İstanbul çıkarması
Esmerlere baharatlı, sarışınlara hafif ve serin
Pamela gibi giyinmek isteyenler için
En moda En yeni
Bir müzisyenin fırçası
ne var, ne yok





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Menderes Özel
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2006 Milliyet