|
 |
|
|
Asıl Pasaport'taki gemileri kaldırsınlar
Satır Arası / Deniz Sipahi
Ben yürümeyi severim.
Son bir iki haftadır tempomdan biraz düşsem de, düzenli olarak spor da yaparım.
Bazen Mavişehir'den başlar Karşıyaka'ya doÇru yürürüm, bazen de Konak Pier'den başlar Alsancak limanına doÇru yürürüm.
Havalar imkan vermezse salonda çalışırım.
İzmirlilerin en büyük eksiÇi deniz kenarında yaşamalarına raÇmen körfezden uzak olmalarıydı.
Piriştina döneminde bu eksiklik farkedilerek; çevre düzenlemeleri yapıldı, sahil şeridi takip edilerek kentin bir ucundan bir ucuna gidecek imkanlar saÇlandı.
Her seferinde burunlarımızı tıkayarak geçtiÇimiz Melez havzası rehabilite edilerek büyük bir alan kazanıldı. Şimdi bakıyorum, insanlar orada yürüyüş yapıyor, hafta sonları piknik yapanlar bile var.
Bostanlı sahilinde sabahları toplu spor yapanların sayısı giderek artıyor, İnciraltı'nda benzer fotoÇraf her gün bilgisayarıma düşüyor.
Ben bundan keyif alıyorum; insanlarımızın denizle barışması, denizi hissederek yaşaması öylesine büyük bir şans ki...
* * *
İzmirliler aslında Türkiye'nin en şanslı kişileri olarak kabul ediliyor. Gelen her misafirimiz aynı şeyi söylüyor, bu kentten ayrılmak zorunda kalan her İzmirli bu özlemle yanıp tutuşuyor.
Birkaç gündür basından izliyorsunuzdur; Liman BaşkanlıÇı'nın karşı çıkması üzerine Pasaport'taki terasların yıkılması gündemde.
Yürüyüşlerimde o bölgede oturan, gezinen, çayını yudumlayanların bulundukları ortamdan ne büyük keyif aldıklarını hissedebiliyorum.
Açıkçası yasalar bugün bu seyir teraslarının yıkılmasını emrediyorsa da; İzmirlilerin bu kararı çok hoş karşıladıklarını zannetmiyorum.
Bakın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz KocaoÇlu bile aynı görüşte.
"Seyir terasları halkın desteklediÇi projedir. Bu nedenledir ki, İzmirliler'i denizle buluşturan bu mekanlar çok çabuk benimsendi, kente ayrı bir renk, ayrı bir güzellik kattı. Mahkeme kararının temyizi için başvuracaÇız."
* * *
Konak Belediye Başkanı Muzaffer TunçaÇ'ın açıklamaları da çarpıcı.
"Dava aşamasında Liman BaşkanlıÇı yetkililerine uzlaşma için öneride bulunduk. Otorite kavgası, koordinasyonsuz nedeniyle bu durum ortaya çıktı. Bu tip gelişmeler yatırım şevkini kırıyor, kente de zarar veriyor."
Demek ki, bazı girişimler olmasına raÇmen Liman BaşkanlıÇı bu uzlaşma çaÇrılarını dikkate almamış.
Liman BaşkanlıÇı'na göre seyir terasları bir çirkinlikse; o zaman asıl çirkinliÇin Pasaport ile Konak Pier arasında demirleyen küçük gemiler olduÇunu söylemeliyim.
Hem görüntü kirliliÇi yapıyorlar, hem de körfezi kirletiyorlar.
Gidip baksınlar; o fotoÇrafın İzmir'e hiç de yakışmadıÇını farkedecekler.
İzmir'in en güzel, en prestijli yeri deÇerlendirilmiyor.
Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş'ın orasıyla ilgili bir prestij projesi vardı.
Yat limanı, restoranlar, kafeler, sanat evleri yapıp; İzmir'e bir güzellik katmak yerine yine detaylara takılıp kalıyoruz.
Seyir teraslarının İzmirlilere raÇmen yıkılacaÇını zannetmiyorum.
"Tek yönlü eÇitim" ve "kalıcı beyin hasarı"
GeçtiÇimiz yılın en önemli olayı Alparslan Arslan adlı bir avukatın, türban konusunda alınan bir karara tepki olarak Danıştay'ı basması ve "tekbir" getirerek Danıştay 2. Dairesi hakimlerine kurşun yaÇdırmasıydı. Saldırı sonrasında, Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin ölmüş, daire başkanı Mustafa Birden dahil dört üye de yaralanmıştı.
Vakit Gazetesi'nin olaydan önce Danıştay 2. Dairesi üyelerinin resimlerini basıp, "İşte O üyeler" şeklinde hedef gösteren bir başlık atmış olması; Özbilgin'in cenaze namazında atılan sloganlar; saldırgan avukatın yargılandıÇı ilk gün babası İdris Arslan'ın "Laiklik adı altında kutsal deÇerlerine saldıranlara Türkiye'nin gereken cezayı vereceÇini" söyleyerek oÇlunun yaptıklarını desteklemesi olayın diÇer ilgi çekici bir yönleriydi. Oysa, baba-oÇul hurafeler ve gelenekler yerine Kuran'ı öÇrenmiş olsalardı, Maide suresindeki "Kim, cinayet işlememiş veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir kişiyi öldürürse tüm insanları öldürmüş gibidir" evrensel ilkesinden haberdar olurlardı.
Çok deÇerli bir hakimin katledilişinin yanında hiçbir önem taşımasa da 2006'nın en ilginç olayı THY Teknik Uçak Bakım BaşkanlıÇı'nı yürüten Şükrü Can adlı bir uçak yüksek mühendisinin "apronda deve kesilmesi" olayında fikir babalıÇı yapmış olmasıydı. THY Genel Müdürü Temel Kotil ile aynı dönemde İTÜ Makine Fakültesi Uçak MühendisliÇi Bölümü'nden mezun olan Can, THY'de Boeing 727 Proje MühendisliÇi, İngiltere'nin Gamit Limited şirketinde Uluslararası Teknik BaşkanlıÇı; teknik, proje ve kalite müdürlüÇü, Amerikan Uçak Leasing Firması Finova Capital Corporation'da teknik temsilcilik, Hamburg'da ve İsviçre'de Jet Aviation firmasında VIP uçaklarının proje koordinatörlüÇü, Kombassan'a ait Air Alfa'da da genel müdürlük gibi görevlerde bulunduktan sonra Haziran 2005'te THY'ye dönmüş. Kısacası en ileri düzeyde eÇitim görmüş ve bilimin sunduÇu en ileri teknolojiyi kullanan çeşitli kurumlarda önemli görev ve sorumluluklar yerine getirmiş bir kişi.
Her iki olayı "bireysel" veya "marjinal" olarak niteleyenlere katılmıyorum. Küçük yaşlarda gördükleri "tek yönlü ve ezbere dayalı eÇitim" e baÇlı olarak gelişen "kalıcı beyin hasarı" nedeniyle, bilimle iç içe olsalar bile bazıları "bilimsel düşünce"ye ulaşamayabiliyorlar.
"İnanç" temeli üzerine oturtulan "bilim" binası ne kadar gösterişli olursa olsun, en ufak bir sarsıntıda yerle bir olmaya mahkum. Oysa, uygun malzeme ve yöntemlerle, yani saÇlam bir "bilim" temeli üzerine dokuz şiddetindeki bir depreme bile dayanabilen ve inançla süslenebilen gökdelenler inşa edilebilir.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden, okulgen@superonline.com)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|