|
Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı
Nasreddin Hoca'ya sordular:
- Hoca, neden Türkçede en çok kullanılan fiillerin baş sıralarında "koymak" geliyor; örneğin "mim koymak", "kafaya koymak", "göz koymak", "kodum mu oturturum", "bilmem nesine koduğumun", "tepem attı, koydum postamı", "hiç koymadı söyledikleri ona", "taşı, gediğine koyuverdi", "evde sağlam kalmış hiçbir şey komadı", "geçme namert köprüsünden, ko apartsın su seni" vs. gibi...
Hoca, bilge bir gülücükle:
- Doğru, dedi; her konuşmada dallanıp budaklanır bizde "koymak"...
- Neden acaba?
Nasreddin Hoca:
- Neden olacak, dedi; sürekli o kadar çok içi boş şey görüyoruz ki, hemen bir şeyler koymaya sıvanıyoruz anlaşılan.
***
Dünkü Hürriyet'te mızraklaşmış bir manşet vardı:
"MİT'ten tarihi uyarı - Ulus devlet tehdit altında - MİT Müsteşarı Emre Taner'den sürpriz çıkış: Ulus devletler tehdit altında, Türkiye bekle gör ve sadece savunma politikalarıyla ayakta kalamaz."
Dünkü Milliyet'te de, Hasan Cemal; okullarda okutulan "resmi tarih"te, Gazi'nin sözlerinin bile sansür edilmiş olduğunu belgeleriyle açıklıyordu.
***
Bektaşi babasına sordular:
- Baba erenler, sansür edilmiş bir tarih neye benzer?
Baba erenler:
- Sansür edilmiş bir coğrafyaya, dedi ve ekledi:
- Tıpkı yol haritalarındaki uçurumları sansür edip asfalt olarak göstermek gibi...
- Peki sonuç?
- Her ikisinde de aynıdır; paldır küldür bir yerlere yuvarlanır ve debelenmeye başlarsın.
***
MİT Müsteşarı Emre Taner'in de işaret ettiği "ayakta kalınamaz" tehdidi, boş bir tehdit değil herhalde. Haritalar sansürlendiğinde, pusulalar da işe yaramaz çünkü...
***
Hızlı gençler tayfasından 2 bitirim genç, bir motosiklete arka arkaya bindikten sonra, yollarda bir sürat gösterisine girişmişler.
Yıldırımlarla yarışıyormuşçasına öylesine vahşi sürüyorlarmış ki motosikleti; arkadaki genç, rüzgârdan korunmak için deri ceketini çıkarıp ön düğmeleri arkasına gelecek şekilde ters giymiş ve iliklemiş arkasındaki düğmeleri de...
***
10-15 km sonra, motosikleti süren genç, arkadaki arkadaşına:
- Nasıl, keyfin yerinde mi, diye sormuş.
Cevap alamayınca da, başını çevirip bakmış arkaya. Arkada hiç kimse yokmuş. Arkadaşı çoktan düşmüş motordan.
Hemen geriye dönmüş ve bir kalabalığa rastlamış yolun ortasında. Kalabalığı yarıp azıcık ilerleyince de, asfaltın ortasında upuzun yatan arkadaşını görmüş.
Bir trafik polisi de şöyle diyormuş:
- Düştüğünde yüzü sırtına dönmüştü. Çevirip, tekrar ceketinin önüne getirmek için çok uğraştık.
***
İç ve dış politikalarımızın tarihini hatırlatan bir fıkra işte...
***
2 erkek, beş aşağı beş yukarı, doğumevinin koridorlarını arşınlıyorlardı.
Biri, ötekine:
- Bizimkinin çok ters bir zamanda tuttu sancısı, dedi; yılda 2 haftalık tatilimiz güme gitti.
Öteki:
- Benimki daha da beter, dedi; tam balayındayken tuttu ağrıları.
***
Tam balayındayken tutan doğum sancıları, seçimlerden kârlı çıktığına inanan partilerin, birden içinde başlayan sıkıntıları getirmiyor mu akla?
Kimlerin kulaklarını çınlatmak istiyorsanız çınlatın.
***
Biten yılın son aylarında, Boğaz'daki kılavuz kaptanlardan, 50 yaşındaki 3 çocuk sahibi kaptan Lütfü Berk, İtalya'dan Rusya'ya giden Panama bandıralı "Rigina" gemisinin, "pilot çarmıhı" denilen merdiveninden 9 metre aşağıya düşerek öldü.
***
Karadaki siyaset kaptanlarıyla, denizlerdeki gerçek kaptanlar arasında ne fark vardır bilir misiniz?
Karadakiler bir kazaya kurban gittiklerinde, büyük cenaze törenleri düzenlenir.
Denizdekilerin ise başlarına aynı felaket geldiğinde; acılı törenlerine, ıssız açıklarda sadece beyaz köpükler ve yıldızlar katılır...
***
Namdar Rahmi'den bir yergiyle bitirelim yazıyı:
Görmüyoruz sanmayın iç yüzünü işlerin;
O doğru duruşların, o eğri gidişlerin;
Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin;
Ne yolda dolduğunu o yaldızlı fişlerin.
Biliriz yenileni kuzu mudur tavşan mı;
Sizinki tatlı can da, bizimki patlıcan mı?
c.altan@prizma.net.tr
|
|