Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Ocak 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı


Nasreddin Hoca'ya sordular:
- Hoca, neden Türkçede en çok kullanılan fiillerin baş sıralarında "koymak" geliyor; örneğin "mim koymak", "kafaya koymak", "göz koymak", "kodum mu oturturum", "bilmem nesine koduğumun", "tepem attı, koydum postamı", "hiç koymadı söyledikleri ona", "taşı, gediğine koyuverdi", "evde sağlam kalmış hiçbir şey komadı", "geçme namert köprüsünden, ko apartsın su seni" vs. gibi...
Hoca, bilge bir gülücükle:
- Doğru, dedi; her konuşmada dallanıp budaklanır bizde "koymak"...
- Neden acaba?
Nasreddin Hoca:
- Neden olacak, dedi; sürekli o kadar çok içi boş şey görüyoruz ki, hemen bir şeyler koymaya sıvanıyoruz anlaşılan.
***
Dünkü Hürriyet'te mızraklaşmış bir manşet vardı:
"MİT'ten tarihi uyarı - Ulus devlet tehdit altında - MİT Müsteşarı Emre Taner'den sürpriz çıkış: Ulus devletler tehdit altında, Türkiye bekle gör ve sadece savunma politikalarıyla ayakta kalamaz."
Dünkü Milliyet'te de, Hasan Cemal; okullarda okutulan "resmi tarih"te, Gazi'nin sözlerinin bile sansür edilmiş olduğunu belgeleriyle açıklıyordu.
***
Bektaşi babasına sordular:
- Baba erenler, sansür edilmiş bir tarih neye benzer?
Baba erenler:
- Sansür edilmiş bir coğrafyaya, dedi ve ekledi:
- Tıpkı yol haritalarındaki uçurumları sansür edip asfalt olarak göstermek gibi...
- Peki sonuç?
- Her ikisinde de aynıdır; paldır küldür bir yerlere yuvarlanır ve debelenmeye başlarsın.
***
MİT Müsteşarı Emre Taner'in de işaret ettiği "ayakta kalınamaz" tehdidi, boş bir tehdit değil herhalde. Haritalar sansürlendiğinde, pusulalar da işe yaramaz çünkü...
***
Hızlı gençler tayfasından 2 bitirim genç, bir motosiklete arka arkaya bindikten sonra, yollarda bir sürat gösterisine girişmişler.
Yıldırımlarla yarışıyormuşçasına öylesine vahşi sürüyorlarmış ki motosikleti; arkadaki genç, rüzgârdan korunmak için deri ceketini çıkarıp ön düğmeleri arkasına gelecek şekilde ters giymiş ve iliklemiş arkasındaki düğmeleri de...
***
10-15 km sonra, motosikleti süren genç, arkadaki arkadaşına:
- Nasıl, keyfin yerinde mi, diye sormuş.
Cevap alamayınca da, başını çevirip bakmış arkaya. Arkada hiç kimse yokmuş. Arkadaşı çoktan düşmüş motordan.
Hemen geriye dönmüş ve bir kalabalığa rastlamış yolun ortasında. Kalabalığı yarıp azıcık ilerleyince de, asfaltın ortasında upuzun yatan arkadaşını görmüş.
Bir trafik polisi de şöyle diyormuş:
- Düştüğünde yüzü sırtına dönmüştü. Çevirip, tekrar ceketinin önüne getirmek için çok uğraştık.
***
İç ve dış politikalarımızın tarihini hatırlatan bir fıkra işte...
***
2 erkek, beş aşağı beş yukarı, doğumevinin koridorlarını arşınlıyorlardı.
Biri, ötekine:
- Bizimkinin çok ters bir zamanda tuttu sancısı, dedi; yılda 2 haftalık tatilimiz güme gitti.
Öteki:
- Benimki daha da beter, dedi; tam balayındayken tuttu ağrıları.
***
Tam balayındayken tutan doğum sancıları, seçimlerden kârlı çıktığına inanan partilerin, birden içinde başlayan sıkıntıları getirmiyor mu akla?
Kimlerin kulaklarını çınlatmak istiyorsanız çınlatın.
***
Biten yılın son aylarında, Boğaz'daki kılavuz kaptanlardan, 50 yaşındaki 3 çocuk sahibi kaptan Lütfü Berk, İtalya'dan Rusya'ya giden Panama bandıralı "Rigina" gemisinin, "pilot çarmıhı" denilen merdiveninden 9 metre aşağıya düşerek öldü.
***
Karadaki siyaset kaptanlarıyla, denizlerdeki gerçek kaptanlar arasında ne fark vardır bilir misiniz?
Karadakiler bir kazaya kurban gittiklerinde, büyük cenaze törenleri düzenlenir.
Denizdekilerin ise başlarına aynı felaket geldiğinde; acılı törenlerine, ıssız açıklarda sadece beyaz köpükler ve yıldızlar katılır...
***
Namdar Rahmi'den bir yergiyle bitirelim yazıyı:
Görmüyoruz sanmayın iç yüzünü işlerin;
O doğru duruşların, o eğri gidişlerin;
Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin;
Ne yolda dolduğunu o yaldızlı fişlerin.
Biliriz yenileni kuzu mudur tavşan mı;
Sizinki tatlı can da, bizimki patlıcan mı?

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı
Nasreddin Hoca'ya sordular:
Melih AŞIK
Schopenhauer...
Alman filozofu Arthur Schopenhauer'in ülkemiz...
Fikret BİLA
Orgeneral Büyükanıt: Adımlar eşzamanlı atılmalı
Genelkurmay Başkanlığı'ndan dün yapılan yazıl...
Hasan CEMAL
Umutla gazete filozofu!
Bizim gazete filozofları... Fernando Pessoa'n...
Abbas GÜÇLÜ
Hobileriniz var mı?
Hafta sonu oldu mu neler yapıyorsunuz? Çalışm...
Metin MÜNİR
Yaralı kartal
Köpek havlamasıyla sigara tiryakisi bir insan...
Hasan PULUR
Gelecek yılbaşı Taksim'e bekleriz...
BUNCA yıl sonra, okurlarımızın, hangi yazımız...
Derya SAZAK
Bir NBA gecesi
Sa-vun-ma... Sa-vun-ma.
Meral TAMER
Diyarbakır'a güneş enerjisi!
Birkaç gün önce Radikal'de garip bir haber va...
Ece TEMELKURAN
Şanlı magazin direnişi
Hülya Avşar, yeni bir sevgilisi olması hasebi...
Osman ULAGAY
Türkiye ekonomisi sınıfta mı kaldı? (1)
Ekonomimizdeki büyüme yavaşlasa da sürüyor, e...
Güngör URAS
Almanlar TIR'ların tekerleğine taş koyuyor
Almanya bizim TIR'cılara yılda 550 milyon dol...
Serpil YILMAZ
Hikmet Çetin: ABD, PKK'yı iç sorun olarak görüyor
Bahçeşehir Üniversitesi "Terör Okulu-3" topla...

© 2006 Milliyet