|
 |
|
|
Şanlı magazin direnişi
Hülya Avşar, yeni bir sevgilisi olması hasebiyle magazin muhabirlerinin "saldırısına uğramış". Saldırı esnasında Avşar, Show TV'nin magazin muhabiri Seyhan Erdağ'ın sorusuna kızmış. Basın toplantısı sonrasında da muhabirle kavga etmek suretiyle hislerini şöyle söze dökmüş:
"Seni sevmiyorum. Senin beni takip etmeni de istemiyorum."
Erdağ ise şöyle cevap vermiş:
"Ben de sizi sevmiyorum."
Budur. Beklediğimiz, özlediğimiz onurlu magazinci başkaldırısı budur. Seyhan Erdağ'ın şahsında, başlatılan bu şanlı magazin direnişini tebrik ediyor, daha nice yiğit magazincilerin bu "intifada"ya katılımını dört gözle bekliyoruz.
Devrimci magazincilerin çoğalacağı o günler gelecek mi?
Devrimciler aranıyor!
Ajdar'a "Abi seni kim piyasaya sürdü, gel takip edelim, işi menbaından çözelim" diyecek...
Kaya Çilingiroğlu'na bir gün, "Sizin mesleğiniz aslen nedir hocam?" diye bir sual yöneltecek...
Mehmet Ali Erbil'e "Milletin donunu indirdikten sonra hakikaten nasıl insan içine çıkıyorsunuz?" deyip sonra uzun uzun onun gözlerinin içine bakacak...
Bu tip delikanlı hareketlere girecek devrimci arkadaşlar aranıyor!
Mesela acaba bir gün magazinciler "iş yavaşlatma" eylemi yapacaklar mı? Yaparlarsa bu millet ortasından çat diye çatlar mı? Hülya Avşar veya Petek Dinçöz'le ilgili bir hafta haber dinlemeyenlerin sağlık durumlarında ciddi bir bozulma gözlenir mi?
Veyahut da toplusözleşmeli sendika haklarını aldığında magazinciler, verilen ücretleri beğenmedikleri takdirde gittikleri süresiz grevde popüler kültür camiasının hali nice olur? Sibel Can, grev kırmak için ne kadar küçültebilir iç çamaşırlarını? Bir başka grev kırıcı olarak mesela İbrahim Tatlıses kaç kadın dövebilir? Sırf grev bitsin diye bütün magazin kahramanları çıplak dolaşmaya başlar mı? Armağan Çağlayan iyice gemi azıya alıp, canlı yayında bir yandan "Jandarma biz sosyalistiz" marşını söyleyerek magazin haberleri yeniden yapılıncaya kadar ölüm orucuna başlayacağını açıklar mı?
Magazin haberlerinden boşalan zamanda memleketin meseleleriyle ilgili haberler yapılmaya başlandığında yavaş yavaş evlerde sigaralar yakılıp "Yahu durumumuz hak'katen felaketmiş" diyenler ertesi gün "Ne olacak bu memleketin hali?" sorusunu daha bir ciddiyetle sormaya başlarlar mı?
Reina unutulur mu?
Grev umulduğundan uzun sürerse kahvelerde, çarşılarda insanlar bir süre sonra Laila'yı Reina'yı unutup "Bu asgari ücret işi asap bozucu. Çocuklarımız aç kalıyor" diye konuşurlar mı?
Polat Alemdar hangi kulüpten, hangi kızla çıktı meselesi haber yapılmadığında ve böylelikle "kurtların" silahları ellerinden düşünce memleket de silahını elinden düşürür, elleri boş kalınca gazetelerin hiç çevirmedikleri sayfalarını çevirmeye başlar mı?
Milletimiz onu bunu değil de hükümetin durumunu konuşursa, kalabalıklar halinde ve ileri geri konuşmaya başlarsa yolsuzluklarıyla nam salmış olanlar tek tek istifa etmek zorunda kalır mı utancından?
Magazinciler haber sağlamadıkça köşelerde "popüler kültür eleştirisi" yapıyorum diye laf geveleyenler, okuyanlara sade suya tirit kurnazlığı zekâ diye yutturanlar, "laf geçirmeyi" eleştiri zannettirenler işsiz kalır da o köşelere daha aklı baliğ insanlar yerleşir mi?
Magazinciler iş bıraksa
O köşelere yerleşen insanlar, "Kardeşim bu memlekette darbe oldu. Çocuklarımız öldürüldü. Biz bu adamlardan hesap sormadık hâlâ" derse, hep denirse bu, bir gün Kenan Evren yargılanır mı?
Magazinciler günün birinde iş bırakırsa ne olur? Hükümet ve derin devlet bu konuda gerekli önlemleri almalı. Gerekirse Amerikalı dostlarımızdan da yardım istenerek yılanın başı küçükken ezilmeli.
Serhan Erdağ'ın başlatmaya niyetlendiği bu hareket henüz yeni uç vermişken engellenmeli, her bakımdan terörist ve ayrılıkçı bir oluşumu andıran bu tip hareketler Türkiye'de, dış temsilciliklerde ve yavru vatan Kıbrıs'ta kesin bir dille lanetlenmeli. Yoksa durum yukarıdaki gibidir. Arz ederim.
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|